Röportaj

Mersin: Dokuz Bin Yıllık Uygarlık Koridorundan Modern Liman Kentine

Mersin Dergisi Araştırma Dosyası Mersin’in tarihini anlatmaya nereden başlamak gerekir? Bugünkü kent merkezinden mi? Yumuktepe’den mi? Tarsus’tan mı? Soloi’den mi? Silifke’den mi? Yoksa Torosların geçitlerinden Akdeniz’e inen binlerce yıllık yolların hikâyesinden mi? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü Mersin’in tarihi ile modern Mersin kentinin tarihi aynı şey değildir. Bugünkü Mersin il sınırları içinde insan yerleşimi Neolitik Çağ’a, yaklaşık dokuz bin yıl öncesine kadar uzanırken, bugün Akdeniz, Toroslar, Yenişehir ve Mezitli üzerinden tanımladığımız modern Mersin kentinin yükselişi esas olarak 19. yüzyılda gerçekleşmiştir. Yumuktepe’de MÖ 7000’lerden itibaren yerleşim ve ticari ilişkilerin izleri belirlenmiş; Tarsus Gözlükule’de ise günümüzden yaklaşık dokuz bin yıl öncesine uzanan yerleşme tabakaları saptanmıştır.

Haber Merkezi Haber Merkezi Yazar
24 dk 7
Bu yazıyı paylaş
⏱️ Yaklaşık 27 dk okuma

Mersin: Dokuz Bin Yıllık Uygarlık Koridorundan Modern Liman Kentine

Dolayısıyla Mersin için en doğru tanımlamalardan biri belki de şudur:

Genç bir modern kentin altında ve çevresinde, dünyanın en eski yerleşim coğrafyalarından biri yaşamaktadır.

Bu nedenle Mersin’in hikâyesi yalnız bir şehrin kuruluş hikâyesi değildir. Bu hikâye aynı zamanda Anadolu ile Akdeniz’in, Toroslarla Çukurova’nın, Doğu ile Batı’nın binlerce yıllık karşılaşma hikâyesidir.


Tarihi Belirleyen Coğrafya: Deniz, Ova ve Toroslar

Bir kentin tarihini anlamak için önce coğrafyasına bakmak gerekir.

Mersin’in kuzeyinde Toroslar, güneyinde Akdeniz, doğusunda Çukurova, batısında ise Göksu Vadisi üzerinden İç Anadolu’ya bağlanan tarihî yollar bulunur.

Tarsus ve Gülek Boğazı Anadolu’nun iç kesimlerinden Çukurova’ya ve Akdeniz’e geçiş sağlayan önemli bir koridor oluştururken; batıda Silifke, Mut ve Sertavul hattı Akdeniz kıyılarını Karaman ve Konya’ya bağlayan tarihî güzergâhlardan birini meydana getirmiştir. Karamanoğulları dönemini inceleyen çalışmalar da Karaman-Mut-Silifke üzerinden Mersin ve Çukurova’ya ulaşan bu doğal koridorun tarih boyunca stratejik önem taşıdığını göstermektedir.

Bu coğrafya Mersin’in tarih boyunca neden sürekli yerleşim, ticaret ve askerî mücadele alanı olduğunu da açıklar.

Çünkü burada yalnız denize ulaşılmaz.

Anadolu Akdeniz’e, Akdeniz Anadolu’ya açılır.

Binlerce yıl boyunca tüccarlar, ordular, göçmenler, çiftçiler, denizciler, din adamları ve siyasal güçler aynı geçitlerden geçmiştir.

Mersin tarihinin değişmeyen unsuru işte bu stratejik konumdur.


Yumuktepe: Mersin’in Toprağın Altındaki Hafızası

Bugünkü Mersin kent merkezinin hemen yanında yükselen Yumuktepe, Mersin tarihinin en önemli anahtarlarından biridir.

Yumuktepe’deki ilk bilimsel kazılar 1936 yılında İngiliz arkeolog John Garstang ve ekibi tarafından başlatıldı. Müftü Deresi’nin aşındırdığı kesitlerde Neolitik Çağ’a ait buluntuların belirlenmesi, bölgenin tarihinin tahmin edilenden çok daha eskiye gittiğini ortaya koydu. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre MÖ 7000’lerden itibaren bölgede ticaret yollarının ve üretim teknolojilerindeki gelişmelerin izleri izlenebilmektedir. MÖ 5000’lerden itibaren höyük üzerinde savunma yapılarının görülmesi de yerleşmenin giderek örgütlü bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

Yumuktepe’nin önemi sadece “çok eski” olmasından kaynaklanmaz.

Burada yaşayan toplulukların tarım yaptığı, üretim gerçekleştirdiği, çevre bölgelerle ilişki kurduğu ve zaman içinde daha karmaşık toplumsal örgütlenmeler geliştirdiği anlaşılmaktadır.

Mersin Arkeoloji Müzesi’nin bilimsel anlatımında da Yumuktepe yaklaşık dokuz bin yıllık yerleşme tarihi açısından Mersin’in temel arkeolojik merkezlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Ancak burada önemli bir tarihçilik hatasından kaçınmak gerekir:

Yumuktepe’nin dokuz bin yıllık olması, bugünkü Mersin kentinin dokuz bin yıldır aynı kent olarak var olduğu anlamına gelmez.

Doğru ifade şudur:

Bugünkü Mersin kentsel alanının bulunduğu coğrafyada insan yerleşiminin tarihi yaklaşık dokuz bin yıl geriye gitmektedir.

Bu ayrım, bilimsel tarih yazımı açısından son derece önemlidir.


Tarsus: Mersin Coğrafyasının Kadim Dünya Kenti

Mersin’in tarihini yalnız bugünkü kent merkezinden okumaya çalışmak büyük bir eksiklik olur.

Çünkü Tarsus, aynı coğrafyada binlerce yıl boyunca siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel ağırlığını korumuş büyük bir tarih merkezidir.

Tarsus’un merkezindeki Gözlükule Höyüğü’nde Neolitik dönemden İslami döneme kadar uzanan çok sayıda yerleşim tabakası belirlenmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gözlükule’deki ilk yerleşimin günümüzden yaklaşık dokuz bin yıl öncesine uzandığını belirtmektedir. Kazı sonuçları Anadolu arkeolojisinin temel kaynakları arasında kabul edilmektedir.

Tarsus’un önemini yalnız yaşıyla açıklamak da yeterli değildir.

Kentin konumu onu Anadolu ile Suriye-Mezopotamya ve Doğu Akdeniz arasındaki yolların kavşak noktalarından biri haline getirmiştir.

Antik çağlarda Tarsus; Pers, Helenistik ve Roma dünyalarının önemli merkezlerinden biri olmuştur. Roma döneminde Kilikya’nın başlıca kentlerinden birine dönüşmüş, Hristiyanlık tarihi açısından da Aziz Pavlus geleneği nedeniyle dünya çapında önem kazanmıştır.

Dolayısıyla Mersin tarihi incelenirken Tarsus, Mersin’in çevresindeki “bir ilçe” olarak değil, binlerce yıl boyunca bölgenin merkezi olmuş tarihsel bir güç odağı olarak ele alınmalıdır.

Modern dönemde yaşanan en çarpıcı değişimlerden biri de tam burada ortaya çıkar:

Binlerce yıl bölgesel ağırlık merkezi olan Tarsus’un yanında, 19. yüzyılda bir liman şehri yükselmeye başlayacak ve birkaç on yıl içinde idari ve ekonomik dengeleri değiştirecektir.

O şehrin adı Mersin olacaktır.


Kilikya: Mersin Tarihinin Büyük Çerçevesi

Antik dönemin Mersin’ini bugünkü il sınırlarıyla açıklamak mümkün değildir.

Dönemi anlamanın anahtar kavramı Kilikyadır.

Mersin Üniversitesi Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi’nin çalışmaları da bölgenin arkeolojisini modern ilçe sınırlarından çok daha geniş tarihsel ve coğrafi ilişkiler içerisinde değerlendirmektedir. Merkez; prehistorya, protohistorya ve antik çağ araştırmalarını desteklemekte, OLBA adlı bilimsel dergiyi yayımlamakta ve Mersin arkeolojisine yönelik kitap serileri hazırlamaktadır.

Bugünkü Mersin sınırları içerisinde veya yakın tarihsel hinterlandında bulunan Soloi-Pompeiopolis, Tarsus, Olba, Diokaisareia, Elaiussa Sebaste, Korykos, Kelenderis, Anemurium ve diğer yerleşimler birbiriyle ilişkili büyük bir Akdeniz dünyasının parçalarıdır.

Mersin Üniversitesi’nin yürüttüğü arkeolojik çalışmalar özellikle Dağlık Kilikya’daki zeytinyağı ve şarap üretimine ilişkin arkeolojik kanıtların bölgenin yalnız askerî veya siyasî değil, aynı zamanda büyük bir üretim ve ticaret coğrafyası olduğunu ortaya koyduğunu göstermektedir.

Bu bulgular Mersin tarihine başka bir gözle bakmamızı sağlar.

Bugün turistik birer “antik kalıntı” gibi gördüğümüz yapılar, aslında bir zamanlar üretim yapan, vergi toplayan, mal ihraç eden, gemilerin girip çıktığı, dinsel ve siyasal kararların alındığı yaşayan kentlerdi.


Soloi-Pompeiopolis: Mezitli’nin Altındaki Antik Dünya

Bugünkü Mezitli’nin Viranşehir kıyılarında yükselen Soloi-Pompeiopolis, modern Mersin’in antik geçmişle en doğrudan karşılaştığı noktalardan biridir.

Bugün sütunlu caddesiyle tanınan antik kent, Kilikya’nın önemli liman yerleşimlerinden biriydi. Roma dönemindeki gelişimi sırasında kent yeniden düzenlenmiş ve Pompeiopolis adını almıştır. Kentte bugün sütunlu caddenin önemli bölümleri ve 33 sütun ayaktadır.

Ancak Soloi’nin önemi yalnız taş sütunlardan ibaret değildir.

Kent, Akdeniz’e açılan limanı sayesinde hinterlandındaki üretimin dış dünyaya ulaştırılabildiği bir merkezdi. Kentin Roma dönemindeki altyapısı ve limanı, Mersin kıyılarının deniz ticareti açısından taşıdığı tarihsel devamlılığın önemli kanıtlarından biridir.

Bu nedenle Mezitli sahilinde bugün denize bakan biri yalnız modern apartmanları görmemelidir.

Aynı kıyıda binlerce yıl önce gemilerin yanaştığını, malların taşındığını, tüccarların dolaştığını ve Akdeniz’in farklı kentlerinden insanların buluştuğunu da düşünmelidir.

Mersin’in liman kenti karakteri modern çağda ortaya çıkmış olabilir; fakat bu kıyıların denizle kurduğu ekonomik ilişki çok daha eskidir.


Silifke’den Anamur’a: Taşların Anlattığı Başka Bir Mersin

Mersin tarihinin en zengin bölümlerinden biri batı ilçelerinde saklıdır.

Silifke, Erdemli, Gülnar, Aydıncık, Bozyazı ve Anamur hattı yüzlerce antik yerleşim, kale, kilise, tapınak, mezar yapısı ve üretim alanıyla adeta büyük bir açık hava tarih arşividir.

Uzuncaburç’taki antik Diokaisareia, Helenistik dönemde Olba’nın dinsel merkezi konumundayken Roma döneminde farklı bir kent kimliği kazanmıştır. Zeus Olbios Tapınağı, tören kapısı ve sütunlu cadde bölgenin antik çağdaki siyasal ve dinsel önemini bugün de göstermektedir.

Erdemli ve Silifke çevresindeki antik tarım alanları ise bölgenin ekonomik temelini açıklayan başka bir ipucu verir:

Zeytin ve üzüm.

Arkeolojik araştırmalar Dağlık Kilikya’da zeytinyağı ve şarap üretiminin önemli boyutlara ulaştığını gösterir.

Bu tablo bize şunu söyler:

Mersin’in antik tarihi yalnız kralların, savaşların ve kalelerin tarihi değildir.

Aynı zamanda köylünün, çiftçinin, üreticinin, denizcinin ve tüccarın tarihidir.


Orta Çağ: İmparatorlukların, Beyliklerin ve Türkmenlerin Mücadelesi

Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Kilikya, Orta Çağ boyunca yoğun bir siyasal mücadele alanına dönüştü.

Bölgenin özellikle batı ve dağlık kesimlerinde Bizans hâkimiyeti, Kilikya Ermeni siyasal yapılanmaları, Haçlı dünyası, Selçuklu etkisi, Türkmen hareketleri, Karamanoğulları ve Memlükler arasında değişen güç dengeleri yaşandı.

Silifke ve çevresine ilişkin akademik araştırmalar, 13. yüzyılda Karamanoğulları ile Kilikya Ermeni güçleri arasında mücadeleler yaşandığını; sonraki dönemlerde bölgedeki Türkmen varlığının giderek güçlendiğini ortaya koymaktadır.

Varsak Türkmenlerine ilişkin araştırmalar da Çukurova ve Tarsus çevresindeki Türkmen nüfusunun bölgenin siyasal ve kültürel dönüşümünde önemli rol oynadığını göstermektedir.

İçel bölgesi 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı hâkimiyetine girdi ve sonraki dönemlerde farklı eyaletlere bağlı bir sancak olarak idare edildi. Osmanlı dönemi kaynaklarında İçel’in Karaman, Kıbrıs ve Adana idari yapılanmalarıyla değişen dönemlerde ilişkili olduğu görülmektedir.

Bugün Mersin’in özellikle Toros köylerinde ve yaylalarında yaşayan Yörük-Türkmen kültürünün tarihsel köklerini anlamak için bu dönem ayrıca incelenmelidir.

Çünkü kent kıyıda büyümüş olsa bile Mersin kültürünü yalnız sahil oluşturmadı.

Toroslar da Mersin’i kurdu.


Osmanlı İçel’inden Modern Mersin’e

Mersin tarihindeki en büyük dönüşüm 19. yüzyılda yaşandı.

Mersin Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Songül Ulutaş’ın Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi belgelerini tarayarak hazırladığı çalışma, modern Mersin’in yükselişinin belgeler üzerinden izlenebilmesine olanak sağlıyor. Ulutaş’ın araştırmasına göre Mersin 1840’ların başlarından itibaren kaynaklarda köy olarak anılmaya başlandı; Tarsus’un Gökçeli kazasına bağlı küçük bir kıyı yerleşimiyken kısa sürede gelişti.

Burada Mersin tarihinin en çarpıcı sorusu ortaya çıkar:

Binlerce yıldır Tarsus gibi büyük bir kent varken Mersin neden birdenbire yükseldi?

Yanıt büyük ölçüde ekonomidedir.

  1. yüzyıl, Osmanlı ekonomisinin dünya ticaret sistemiyle daha yoğun biçimde bütünleştiği dönemdir. Çukurova’nın tarımsal üretimi arttıkça bu ürünlerin Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılması gerekiyordu.

Mersin kıyısı bu ihtiyaca cevap verebilecek bir çıkış noktası sundu.

Sonuçta küçük kıyı yerleşimi hızla iskeleye, iskele ticaret merkezine, ticaret merkezi ise kente dönüştü.

Mersin’in yükselişini şu zincir özetler:

Çukurova’nın üretimi → Mersin iskelesi → deniz ticareti → tüccarlar → yollar ve demiryolu → göç → yeni mahalleler → kamu kurumları → modern kent.


Bir Şehir Doğuyor: 19. Yüzyıl Mersin’i

Mersin’in büyümesi olağanüstü hızlı oldu.

Osmanlı arşivlerini inceleyen çalışmalarda 1860’lardan sonra Mersin’in idari statüsünün giderek yükseldiği, 1877’de Adana Vilayeti’ne bağlı kaza merkezi olduğu ve 1888’de sancak merkezi haline geldiği belirtilmektedir.

Mersin Belediyesi’nin kurumsal tarihçesi belediyenin kuruluşunu 1873 olarak kabul etmektedir.

Bu gelişmeler tesadüf değildir.

Çünkü birkaç on yıl içinde nüfus artmış, ticarethaneler açılmış, yollar yapılmış, iskeleler çoğalmış ve Mersin uluslararası deniz ticaretinin Doğu Akdeniz’deki duraklarından birine dönüşmüştür.

  1. yüzyıl başlarına gelindiğinde araştırmalar Mersin’in yaklaşık 15 bin kişilik önemli bir Doğu Akdeniz liman kenti haline geldiğini; ticaret hacminin büyüdüğünü, fabrikaların ortaya çıktığını ve ulaşım altyapısının geliştiğini göstermektedir.

Yani Mersin’in modern kentleşmesinin başlangıcı geleneksel anlamda bir kale, saray ya da idarî merkez değildir.

Bir iskeledir.

Bu özellik Mersin’i Anadolu’daki pek çok tarihî şehirden ayırır.


Liman Mersin’i Kurdu

Mersin tarihi üzerine yapılabilecek en güçlü tespitlerden biri şudur:

Mersin limanın bulunduğu bir kent değil; büyük ölçüde limanın yarattığı bir kenttir.

  1. yüzyılda henüz bugünkü anlamıyla korunaklı modern bir liman bulunmuyordu. Gemiler açıkta demirliyor, yük ve yolcular kıyıyla gemiler arasında küçük deniz araçlarıyla taşınıyordu.

Buna rağmen Mersin’in Çukurova’nın ihracat kapısına dönüşmesi, modern bir liman yapılmasını giderek zorunlu hale getirdi. Osmanlı döneminin son yıllarında bunun için çeşitli projelerin gündeme geldiği akademik araştırmalarda arşiv belgeleriyle gösterilmiştir.

Mersin’in ekonomik yükselişi böylece kentin fiziksel yapısını da belirledi.

Kıyıda iskeleler ve ticarethaneler, geride depolar, konsolosluklar, bankalar, oteller ve konutlar oluştu.

Deniz yalnız şehrin önünde değildi.

Deniz, şehrin ekonomisinin içindeydi.


Levantenler, Gayrimüslimler, Müslümanlar: Çok Kültürlü Bir Liman Kenti

Ticaret büyüdükçe Mersin’e farklı bölgelerden insanlar geldi.

Osmanlı’nın başka bölgelerinden gelen Müslüman nüfusun yanı sıra Rum Ortodokslar, Arap Ortodokslar, Maruniler, Ermeniler ve Avrupalı tüccarlar kent yaşamında yer aldı.

Mersin Üniversitesi çevresinde yürütülen çalışmalar, özellikle Şerife Yorulmaz’ın Mersin’de yabancı tüccarlar, Levanten kültürü ve Maruni topluluğu üzerine araştırmaları, kentin liman ekonomisiyle birlikte çok kültürlü bir toplumsal yapı kazandığını ortaya koymaktadır.

Konsoloslukların, farklı mezheplere ait kiliselerin, camilerin, yabancı tüccarların ve ticarethanelerin aynı şehir içerisinde ortaya çıkması Mersin’i klasik bir Osmanlı iç kentinden farklılaştırdı.

Fakat bu dönemi yalnız “herkesin kardeşçe yaşadığı romantik bir Levanten kenti” şeklinde anlatmak da tarihsel gerçekliği eksiltir.

Liman kentleri aynı zamanda ekonomik rekabetin, sınıfsal farklılıkların, emek mücadelelerinin ve uluslararası güç ilişkilerinin yoğun biçimde hissedildiği yerlerdir.

  1. yüzyıl başlarında Mersin üzerine yapılan akademik çalışmalar, ekonomik büyümenin yanında zenginliğin paylaşımı üzerinden toplumsal rekabet ve çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.

Mersin’in çok kültürlü geçmişini anlamanın doğru yolu onu ne reddetmek ne de romantikleştirmektir.

Belgelere bakmaktır.


Osmanlı Arşivlerinde Başka Bir Mersin Saklı

Mersin Üniversitesi’nden Songül Ulutaş’ın çalışmasının belki de en önemli sonucu, Mersin’in Osmanlı dönemine ilişkin son derece zengin bir belge birikimi bulunduğunu göstermesidir.

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nde yapılan taramada Mersin’e ilişkin belgelerin idari yapıdan tarıma, ticaretten eğitime, belediye hizmetlerinden sağlık sorunlarına kadar çok geniş konulara yayıldığı görülmektedir.

Bu belgeler bize yalnız yöneticileri anlatmaz.

Sokaktaki hayatı da anlatabilir.

Örneğin gelecekte yapılacak daha kapsamlı bir Mersin tarihi araştırması şu soruların yanıtlarını arşivlerden çıkarabilir:

Mersinliler ne üretiyordu?

Hangi mallar limandan gidiyordu?

Kentte hangi salgın hastalıklar yaşanıyordu?

Belediye hangi sorunlarla uğraşıyordu?

Hangi mahallelerde kimler oturuyordu?

Limanda kimler çalışıyordu?

Hangi ülkelerin konsoloslukları vardı?

Çocuklar hangi okullara gidiyordu?

Kentteki farklı toplulukların ekonomik ilişkileri nasıldı?

İşte Mersin tarihinin henüz yeterince yazılmamış bölümü burada yatıyor.


İşgal Yılları ve Mersin’de Millî Mücadele

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Mondros Mütarekesi’yle birlikte Çukurova ve Mersin yeni ve zorlu bir döneme girdi.

Mersin, 1918 sonrasındaki işgal sürecinde Güney Cephesi’nin önemli merkezlerinden biri oldu. Bu dönemi inceleyen çalışmalar Mersin’in askerî, siyasi ve toplumsal gelişmelerini ayrıntılarıyla ele almaktadır. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’nde Cihat Yıldırım’ın “Millî Mücadele Döneminde Mersin, 1918-1922” adlı kapsamlı çalışması bulunmaktadır.

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’ndeki “İstiklâlinin 100. Yılında Mersin” adlı kapsamlı çalışma ise Mersin’de Millî Mücadele kronolojisinden bayrak olaylarına, eğitim hayatından Atatürk’ün Mersin, Tarsus ve Silifke ziyaretlerine kadar çok sayıda araştırmayı bir araya getirmektedir.

Mersin ve Çukurova’daki mücadele yalnız düzenli askerî birliklerin savaşı değildi.

Yerel Kuvayı Milliye örgütlenmeleri, köyler, kasabalar, Toros geçitleri ve şehir merkezleri bu mücadelenin parçalarıydı.

Bu nedenle Mersin’in kurtuluş tarihi yalnızca 3 Ocak 1922 günüyle sınırlandırılmamalıdır.

3 Ocak, uzun ve sancılı bir mücadelenin sonucudur.

Mersin tarihçiliğinin önündeki görevlerden biri, bu mücadelede adı az bilinen yerel kahramanları arşiv belgeleri, hatıralar, askerî kayıtlar ve dönemin gazeteleri üzerinden yeniden ortaya çıkarmaktır.


Atatürk ve Mersin: Bir Liman Kentine Verilen Önem

Mustafa Kemal Atatürk’ün Mersin ile ilişkisi Cumhuriyet tarihinin ayrıca incelenmesi gereken konularından biridir.

Atatürk Araştırma Merkezi’nin yurt gezileri üzerine çalışmalarında Mersin ve Adana ziyaretleri Cumhuriyet’in ekonomik, siyasi ve dış politika gündemleriyle birlikte ele alınmaktadır. Özellikle Atatürk’ün son yurt gezilerinden biri olan 1938 Mersin-Adana gezisinin Hatay meselesi bağlamında önem taşıdığı vurgulanmaktadır.

Ancak Atatürk’ün Mersin’le ilişkisi yalnız son ziyaretinden ibaret değildir.

Mersin, limanı, tarımsal hinterlandı, ticaret kapasitesi ve Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle yeni Cumhuriyet’in dikkatle izlediği kentlerden biriydi.

Atatürk’ün Mersin’e ilişkin ziyaretleri gelecekte yapılacak özel bir araştırmada gün gün ele alınmalı; söylediği sözler kulaktan dolma aktarımlardan değil dönemin gazeteleri, seyahat programları ve resmî belgeler üzerinden doğrulanmalıdır.

Böylece Atatürk-Mersin ilişkisi sloganların ötesine geçerek tarihsel bağlamına oturtulabilir.


Cumhuriyet’le Birlikte Mersin Yeniden Kuruluyor

Cumhuriyet’in ilanı Mersin için yalnız bir rejim değişikliği değildi.

Yeni devletin eğitimden ulaştırmaya, ekonomiden sağlık hizmetlerine uzanan modernleşme politikaları şehir hayatına doğrudan yansıdı.

Özellikle demiryolu, liman, eğitim kurumları, kamu binaları, kooperatifler, Halkevleri ve yeni kentleşme anlayışı Cumhuriyet Mersin’inin kimliğini oluşturdu.

Bu dönemde kentin idari tarihinde de önemli bir değişiklik yaşandı.

20 Mayıs 1933 tarihli 2197 sayılı düzenlemeyle İçel ve Mersin vilayetleri birleştirilerek merkezi Mersin olan “İçel Vilayeti” oluşturuldu. Böylece şehir Mersin adıyla yaşamaya devam ederken ilin resmî adı uzun yıllar İçel olarak kaldı.

Bu durum tam 69 yıl devam etti.

20 Haziran 2002 tarihinde kabul edilen 4764 sayılı Kanun ile “İçel” adı Mersin olarak değiştirildi. Kanun 28 Haziran 2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

Bugün bile birçok Mersinlinin hafızasında yaşayan “İçel” adı işte bu tarihsel sürecin mirasıdır.


1954: Mersin Sahilini Değiştiren Büyük Karar

Mersin’in modern tarihinde 19. yüzyıldaki iskeleleşmeden sonra ikinci büyük kırılma modern limanın inşasıdır.

Modern Mersin Limanı’nın temeli 1954 yılında atıldı ve liman 1962’de hizmete açıldı. Akademik araştırmalar bu yatırımın kentin ekonomik gelişiminde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Ancak limanın inşası yalnız ekonomik bir yatırım değildi.

Kent ile denizin fiziksel ilişkisini de değiştirdi.

1954’te başlayan çalışmalar sırasında kıyıda dolgu alanları oluşturuldu; kentin eski iskele ve kıyı düzeninin önemli bölümü ortadan kalktı. Araştırmalar, Gümrük İskelesi ve Gümrük Meydanı gibi eski liman kentinin temel kamusal alanlarının bu dönüşüm sırasında işlevlerini kaybettiğini göstermektedir.

Bu nedenle modern limanın tarihi iki yönlü okunmalıdır:

Bir tarafta Türkiye’nin en önemli ticaret kapılarından birine dönüşen büyük ekonomik altyapı vardır.

Diğer tarafta eski Mersin’in denizle kurduğu fiziksel ilişkinin önemli bir bölümü kaybolmuştur.

Mersin limanla büyüdü; fakat büyürken eski liman kentinin bazı izlerini de kaybetti.


Göçlerin Kurduğu Modern Mersin

1950’lerden sonraki hızlı ekonomik büyüme Mersin’e Türkiye’nin farklı bölgelerinden yoğun göç getirdi.

Tarım, liman, ticaret ve sanayi alanındaki gelişmeler iş olanaklarını artırdı. Kent doğuya ve batıya doğru genişledi.

Eski Mersin’in birkaç katlı evleri, bahçeleri, narenciye alanları ve kıyı yapıları zaman içerisinde apartmanlaşmaya ve yeni yerleşim alanlarına dönüştü.

Mersin’in mekânsal gelişimini inceleyen akademik çalışmalar, yaklaşık iki yüzyıllık hızlı büyümenin özgün kent karakteri üzerinde ciddi dönüşümler yarattığına dikkat çekmektedir.

Bu süreçte Mersin yeniden çok kültürlü bir şehir oldu.

Bu kez kentin çeşitliliğini Levanten tüccarlardan çok Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen insanlar oluşturdu.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan, İç Anadolu’dan, çevre ilçelerden ve Toros köylerinden gelen nüfus Mersin’in bugünkü toplumsal yapısını şekillendirdi.

Böylece Mersin, 19. yüzyılda olduğu gibi 20. yüzyılda da göçle büyüyen kent özelliğini sürdürdü.


Bir Başka Sorun: Eski Mersin’i Ne Kadar Koruyabildik?

Mersin tarihini araştırırken karşımıza çıkan en hüzünlü gerçeklerden biri de kent belleğinin önemli bölümünün fiziksel olarak kaybedilmiş olmasıdır.

Eski ticarethaneler, kıyı yapıları, konaklar, bahçeli evler ve sokak dokusunun önemli bölümü modern kentleşme baskısı altında ortadan kalktı.

Bugün eski fotoğraflara bakıldığında birçok Mersinli kendi kentini tanımakta güçlük çekmektedir.

Bu yalnız mimari bir kayıp değildir.

Çünkü kent belleği yapılarla birlikte yaşar.

Bir bina ortadan kalktığında yalnız taş ve ahşap kaybolmaz; o yapıda yaşayan insanların hikâyeleri, ticaret ilişkileri, komşuluklar ve gündelik yaşamın mekânsal hafızası da giderek silinir.

Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi’nde eski Mersin’in ticari ve sosyal odaklarının fotoğraflar ve planlarla anlatılması bu nedenle büyük önem taşımaktadır.

Mersin’in bundan sonraki kent politikalarının temel sorularından biri şu olmalıdır:

Büyürken geçmişimizi ne kadar koruyabiliyoruz?


Mersin Üniversitesi’nin Önemi: Kent Kendi Tarihini Araştırıyor

Mersin’in tarihinin bilimsel olarak ortaya çıkarılmasında Mersin Üniversitesi’nin özel bir yeri bulunmaktadır.

Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi, OLBA dergisi, arkeolojik kazılar, yüzey araştırmaları, yüksek lisans ve doktora tezleri ile üniversite yıllardır Mersin ve Kilikya tarihi üzerine önemli bir bilgi birikimi oluşturmaktadır.

Özellikle:

Songül Ulutaş’ın Osmanlı arşivleri,

Şerife Yorulmaz’ın liman kenti, yabancı tüccarlar ve Levanten toplulukları,

Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi’nin antik dönem, kırsal yerleşim, üretim ve arkeoloji çalışmaları

Mersin tarihçiliğinin önemli akademik temelini oluşturmaktadır.

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’ndeki Mersin ve Millî Mücadele çalışmaları da yakın tarih için güçlü bir ikinci kaynak grubudur.

Bundan sonraki adım, akademik bilgi ile kent hafızasını buluşturmak olmalıdır.


Peki Mersin Gerçekte Kaç Yaşında?

Araştırmanın başındaki soruya geri dönelim.

Mersin kaç yaşında?

“Bugünkü Mersin ili sınırları içerisindeki insan yerleşimi” soruluyorsa:

Yaklaşık dokuz bin yıllık bir geçmişten söz edilebilir. Yumuktepe ve Gözlükule bunun en güçlü arkeolojik kanıtları arasındadır.

“Bugünkü modern Mersin kenti ne zaman ortaya çıktı?” diye soruluyorsa:

Yanıt esas olarak 19. yüzyıldır.

1840’lardan itibaren Osmanlı kayıtlarında kıyı yerleşmesi olarak giderek görünür hale gelen Mersin, birkaç on yıl içerisinde önce ticaret iskelesine, ardından kaza ve sancak merkezine dönüşmüştür.

İşte Mersin’in eşsizliği de burada yatmaktadır.

Toprağı binlerce yıllık, modern kent kimliği yaklaşık iki yüz yıllıktır.


Sonuç: Mersin Bir Kentten Daha Fazlasıdır

Mersin’in tarihi tek bir uygarlığın, tek bir halkın, tek bir devletin ya da tek bir dönemin tarihi değildir.

Yumuktepe’de toprağı işleyen Neolitik insan vardır.

Gözlükule’de binlerce yıllık Tarsus vardır.

Kilikya kentlerinde üretim yapan çiftçiler ve Akdeniz’e açılan tüccarlar vardır.

Soloi’de denize uzanan liman vardır.

Olba’da, Uzuncaburç’ta, Elaiussa Sebaste’de ve Korykos’ta antik dünyanın izleri vardır.

Toroslarda Türkmenler ve Yörükler vardır.

Silifke’de Bizans, Ermeni, Karamanoğlu ve Osmanlı katmanları vardır.

  1. yüzyıl kıyısında küçük teknelerle gemilere yük taşıyan insanlar vardır.

Avrupa’dan ve Doğu Akdeniz’den gelen tüccarlar vardır.

Camiler, kiliseler, konsolosluklar, hanlar ve depolar vardır.

Kuvayı Milliye vardır.

3 Ocak vardır.

Atatürk’ün ayak izleri vardır.

Cumhuriyet’in okulları ve kurumları vardır.

Modern limanın vinçleri vardır.

Toroslardan, Anadolu’nun dört bir yanından gelip bu kentte yeni bir hayat kuran yüz binlerce insanın emeği vardır.

Bu yüzden Mersin tarihine yalnız “geçmişte burada kimler yaşamış?” sorusuyla bakmak yeterli değildir.

Asıl soru şudur:

Neden binlerce yıldır insanlar bu coğrafyada yaşamayı seçmiştir?

Cevap büyük ölçüde önümüzde durmaktadır:

Akdeniz…

Toroslar…

Çukurova…

Geçitler…

Verimli topraklar…

Ve dünyaya açılan liman.

Mersin’i Mersin yapan bütün tarihsel unsurların ortak noktası budur.

Mersin bir limanın çevresinde büyümüş genç bir şehir; fakat binlerce yıllık Anadolu ve Akdeniz uygarlıklarının üzerinde yükselen kadim bir coğrafyadır.

Belki de bundan sonra kentin geçmişine bakarken Yumuktepe’yi yalnız bir höyük, Soloi’yi birkaç sütun, Kızkalesi’ni turistik bir manzara, Tarsus’u yalnız bir ilçe, eski Mersin fotoğraflarını da nostaljik görüntüler olarak görmemek gerekir.

Çünkü onların hepsi aynı büyük hikâyenin parçalarıdır.

O hikâyenin adı Mersin’dir.

Yazıyı paylaşmayı unutmayın

Yorumlar

Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

Haber Merkezi'in Yazıları

Benzer Haberler