Dünya

Yemek yemek bir protestodur: Faşizme karşı makarna

Fransa’da aşçı ve sanatçı Floriane Facchini, İtalya’daki anti-faşist direniş geleneğinden ilhamla makarna sofralarını politik bir buluşmaya dönüştürüyor. Mussolini döneminden Cervi ailesine uzanan hikaye, bugün Avrupa’da yeniden gündemde.

Haber Merkezi Haber Merkezi Yazar
8 dk 10
Bu yazıyı paylaş
⏱️ Yaklaşık 9 dk okuma

Fransız gazetesi Libération’da yayımlanan habere göre, Fransa’da yemek ile siyaseti buluşturan sıra dışı bir anti-faşist hareket dikkat çekiyor. Aşçı ve sanatçı Floriane Facchini, İtalya’daki direniş geleneğinden ilham alan “anti-faşist makarna ziyafetleri”ni yeniden gündeme taşıyor.

Facchini’nin projesi, son yıllarda Fransa’da aşırı sağ çevrelerin düzenlediği milliyetçi ve şovenist toplu yemek organizasyonlarına karşı kültürel bir cevap olarak görülüyor. Haberde, özellikle kimlikçi milyarder Pierre-Edouard Stérin’in desteklediği “Canon Français” tarzı büyük sağcı sofralara karşı, daha kapsayıcı ve dayanışmacı bir yemek kültürünün öne çıkarılmak istendiği anlatılıyor.

MUSSOLİNİ DÖNEMİNDEN GELEN “MAKARNA DİRENİŞİ”

Hikayenin merkezinde İtalya’nın faşizm dönemine uzanan bir tarih bulunuyor. Benito Mussolini döneminde makarna, rejim tarafından ideolojik bir mesele haline getirildi. Mussolini, İtalya’nın gıda bağımsızlığını sağlamak amacıyla pirinci teşvik ediyor, makarnaya ise mesafeli yaklaşıyordu.

FAŞİSTLERE GÖRE MAKARNA ERKEKLERİ PASİFLEŞTİRİYORDU

Fütürist sanatçı Filippo Tommaso Marinetti tarafından kaleme alınan Fütürist Mutfak Manifestosu bile “Makarnaya Karşı” sloganıyla yayımlanmıştı. Manifestoda makarnanın İtalyan erkeklerini “yavaş, gevşek ve pasif” hale getirdiği savunuluyordu; bu da rejimin yaratmak istediği sert ve savaşçı “yeni insan” modeline ters düşüyordu.

Ancak halk farklı düşündü. Ekonomik kriz ve savaş yıllarında makarna ucuz, doyurucu ve kolay hazırlanabilen bir yemek olduğu için hızla yayıldı ve zamanla İtalya’nın ulusal sembollerinden biri haline geldi.

CERVİ AİLESİNİN SİMGESEL MAKARNA ZİYAFETİ

Bugünkü anti-faşist makarna geleneğinin kökeni ise 25 Temmuz 1943’e dayanıyor. O gün İtalya Kralı, Mussolini’yi görevden aldı. Bu gelişme, faşizm karşıtı direniş hareketleri arasında büyük sevinç yarattı.

YEDİ OĞLU DİRENİŞTE ÖLDÜRÜLDÜ, BABASI KİTAP YAZDI

Reggio Emilia yakınlarında yaşayan ve direniş hareketine destek veren Alcide Cervi ile ailesi, köy meydanında halka ücretsiz makarna dağıttı. Menü oldukça sadeydi: tereyağı ve parmesanla hazırlanan beyaz makarna. Ancak bu yemek zamanla anti-faşist direnişin sembollerinden biri haline geldi.

Cervi ailesinin yedi oğlu daha sonra öldürüldü. Ailenin babası Alcide Cervi ise yaşananları “Yedi Oğlum” adlı kitabında anlattı. Bu eser bugün İtalya’da anti-faşist edebiyatın klasiklerinden biri kabul ediliyor.

GİORGİA MELONİ DÖNEMİNDE YENİDEN BÜYÜYEN HAREKET

Haberde, İtalya’da bu makarna geleneğinin özellikle Giorgia Meloni döneminde yeniden yaygınlaştığı belirtiliyor. Ülke genelinde “anti-faşist makarna üreticileri” ağı oluştu ve çok sayıda kentte sembolik sofralar kurulmaya başladı.

Ancak etkinlikler zaman zaman tartışma da yarattı. Bazı sağ yönetimli belediyeler bu yemek organizasyonlarını desteklemeyi reddetti, hatta kimi yerlerde etkinlikler yasaklandı.

Floriane Facchini’ye göre “anti-faşist” kavramı bugün çarpıtılıyor ve bu sofralar, kelimenin tarihsel anlamını yeniden hatırlatmayı amaçlıyor. Sanatçı, “Yemek yemek de bir aktivizm biçimidir” diyerek projenin politik yönünü açıkça vurguluyor.

FRANSA’DAKİ İLK BÜYÜK ANTİ-FAŞİST MAKARNA ŞÖLENİ

Facchini şimdi bu geleneği Fransa’ya taşıyor. İlk büyük Fransız “pastasciutta” etkinliği 19 Mayıs’ta Cavaillon’da düzenlenecek. Organizasyon, açık hava köy şöleni ile politik bir ritüelin birleşimi olarak tanımlanıyor.

KOMÜNİST SOSLU MAKARNA

Etkinlikte İtalyan direnişçilerinin savaş yıllarında kullandığı yabani otlardan hazırlanan içecekler sunulacak; ardından büyük bir ortak sofrada anti-faşist makarna servis edilecek. Facchini’nin versiyonunda makarna kırmızı soslu hazırlanıyor. Bu detay, sanatçının komünist büyükbabasına gönderme niteliği taşıyor.

Projede yalnızca yemek değil; video gösterimleri, partizan torunlarının anlatıları ve kolektif hafıza çalışmaları da yer alıyor.

SANAT, YEMEK VE SİYASET BİRLEŞİYOR

Haberde dikkat çeken bir başka unsur da kültür kurumlarının projeye verdiği destek. Cavaillon’daki ulusal tiyatro La Garance, etkinliğin ortak yapımcılarından biri. Kurumun yöneticisi Chloé Tournier, yemek kültürünün insanları bir araya getirme gücüne dikkat çekiyor.

YARININ MUTFAĞI

Facchini ve Tournier ayrıca “A Tavola” adlı geniş kapsamlı bir proje yürütüyor. Bu girişim; çiftçiler, şefler, araştırmacılar ve kültür kurumlarını bir araya getirerek iklim değişikliği çağında “yarının mutfağını” tartışmayı hedefliyor.

Habere göre bu direniş sofraları artık yalnızca İtalya ile sınırlı değil. İspanya’dan ABD’ye kadar farklı ülkelerde de benzer etkinlikler düzenlenmeye başladı. Fransa’daki organizasyon ise bu hareketin yeni halkası olarak görülüyor.

LE CANON FRANÇAIS NEDİR?

Le Canon Français, 2021’de kurulan ve Fransa genelinde büyük halk sofraları organize eden bir etkinlik şirketi. Organizasyon, yerel tarımı, Fransız mutfağını ve geleneksel kültürü öne çıkardığını savunuyor.

Ancak şirket son yıllarda aşırı sağla ilişkilendirilmesi nedeniyle tartışmaların odağına yerleşti. Bunun başlıca nedenleri arasında, sermayesinin bir bölümünün aşırı sağcı projelere destek verdiği belirtilen Fransız milyarder Pierre-Édouard Stérin tarafından finanse edilmesi yer alıyor.

Bazı etkinliklerde ırkçı sloganlar atıldığı ve Nazi selamına benzer hareketlerin görüldüğü yönündeki iddialar Fransız basınına yansıdı. Bunun ardından bazı yerel yöneticiler organizasyonlara karşı tavır aldı ve Fransız makamları çeşitli incelemeler başlattı.

Şirketin kurucuları Géraud de la Tour ve Pierre-Alexandre de Boisse ise tüm suçlamaları reddederek etkinliklerin yalnızca gastronomi, eğlence ve geleneksel kültürü kutlamak amacı taşıdığını savunuyor.

FLORIANE FACCHINI VE A TAVOLA PROJESİ

Floriane Facchini, Roma doğumlu bir yazar, yönetmen ve mutfak sanatçısı. Roma Üniversitesi’nde tiyatro tarihi ve dramaturji eğitimi aldıktan sonra Danimarka’daki Uluslararası Tiyatro Antropolojisi Okulu’nda (ISTA) çalışmalarını sürdürdü. 2013’ten bu yana çalışmalarını özellikle “gıda, bölge ve hafıza” ilişkisi üzerine yoğunlaştırıyor.

Facchini’nin projelerinde yemek yalnızca gastronomik bir unsur değil; tarih, göç, ekoloji, birlikte yaşama kültürü ve yerel hafıza üzerine düşünmenin bir yolu olarak ele alınıyor. Çalışmalarında etnografi, performans sanatı, mutfak kültürü ve kamusal alan araştırmalarını bir araya getiriyor. Pazar esnafı, çiftçiler, şefler, araştırmacılar ve yerel halkla birlikte çalışan sanatçı; yemek üzerinden “sosyo-şiirsel bağlar” kurmayı amaçlıyor.

“A TAVOLA!” PROJESİ NEDİR?

2025 yılında başlatılan “A Tavola!” (Sofraya!) projesi, sanat, bilim, tarım ve yerel yönetimleri aynı masa etrafında buluşturan iki yıllık bir araştırma ve eylem projesi olarak tanımlanıyor. Proje; çiftçiler, tüketiciler, bilim insanları, sanatçılar, seçilmiş yerel yöneticiler ve kültür kurumlarını bir araya getiriyor.

Fransa’daki Alpilles ve Luberon bölgelerine odaklanan çalışma, iklim değişikliğinin tarım ve gıda tüketimi üzerindeki etkilerini araştırıyor. Projenin temel sorusu ise şu: “2035’in arzu edilen gıda hikayesi nasıl olabilir?”

Facchini ve ekibi bu kapsamda yaklaşık 15 çiftçiyle saha araştırmaları yürütüyor; bölgenin tarımsal dönüşümünü sanatsal üretimle birleştiriyor. Projede hazırlanan deneysel tadımlar, yemek performansları ve kamusal sofralar önümüzdeki yıllarda halka sunulacak.

Çalışmanın finalinde ise Michelin yıldızlı şef Nadia Sammut ile birlikte 2027’de büyük bir ortak ziyafet düzenlenmesi ve projeyi anlatan bir yemek kitabının yayımlanması planlanıyor

TÜRKİYE’DE BENZER BİR SOFRA HAFIZASI: YERYÜZÜ SOFRALARI

Avrupa’da politik sofra geleneği anti-faşist makarna sofralarıyla yeniden gündeme gelirken, Türkiye’de de benzer bir örnek “Yeryüzü Sofraları” hareketiyle yaşanmıştı.

İslamcı yazar İhsan Eliaçık ve Emek ve Adalet Platformu çevresinde başlayan etkinlikler, lüks otellerde verilen pahalı iftarlara karşı “israf protestosu” olarak ortaya çıktı. 2011’de Beşiktaş’taki Conrad Otel önünde yere serilen sofralarda ekmek, peynir, hurma ve suyla iftar açıldı.

Bu sofralar daha sonra Gezi Park protesto sürecinde büyüdü. 2013 Ramazanı boyunca Taksim ve İstiklal Caddesi’nde kurulan “Yeryüzü İftarları”, farklı siyasi ve toplumsal grupları bir araya getiren sembolik buluşmalara dönüştü.

Çeviri

Yazıyı paylaşmayı unutmayın

Yorumlar

Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

Haber Merkezi'in Yazıları

Benzer Haberler