Dünya

60 yıllık bir hesaplaşma: ABD’de 68 kuşağının dönüşü

ABD Başkan Donald Trump'ın antidemokratik kimliği, 20. yüzyılın derinliklerinden günümüze uzanan bir siyasi hesaplaşmayı harekete geçirdi. 60'lı yılların sol kanat Amerikan hareketinin önde gelen isimleri, "Trump rejimine" karşı gençliğin önündeki yerlerini aldılar.

Haber Merkezi Haber Merkezi Yazar
7 dk 15
Bu yazıyı paylaş
⏱️ Yaklaşık 8 dk okuma

Jane Fonda’dan Joan Baez’e, Bruce Springsteen’den Robert De Niro’ya uzanan 68 kuşağı, “No Kings” protestolarında bir kez daha sahneye çıktı. Trump’a karşı meydanlara dönen isimler, 60 yıllık hesaplaşmanın hâlâ bitmediğini gösterdi.

Aylık savunma, strateji ve ulusal güvenlik dergisi M5 Dergi’de yer alan “68 kuşağı yine görev başında: Trump’a kararlı direniş” başlıklı yazıda bu duruma dikkat çekildi.

Mart ayı sonunda gerçekleşen ve Amerika ile dünyanın dört bir yanındaki yaklaşık 3 bin kentte on milyonlarca insanı ortak bir hedefte buluşturan “No Kings” (Kral Yok) protesto hareketi, aslında “1968 kuşağının” nasıl “ebedi bir devrimci ruh taşıdığını” göstermesi bakımından önemliydi.

20’nci yüzyılın ikinci yarısının başlarında, 2’nci Dünya Savaşı ile yıkılmış bir dünyanın evlatları olarak ortaya çıkan bir “kıdemli kuşak”tan söz ediyoruz. O günlerin jeopolitik ikliminin yarattığı Soğuk Savaş’ın kısıtladığı özgürlüklere dönük bir başkaldırının öncü kimliğini taşıyan bu kuşak, aslında geride bıraktığımız yüzyılın kaderini belirleyen bir karaktere de sahipti.

Her türlü antidemokratik baskı rejimine direnen, devletler arasındaki sınırların bir “duvar” olmasına karşı çıkan ve özgürlük arayışını, siyasetin köşe başlarını tutmuş “kalın enseli” yönetim kadrolarına karşı bir bayrak gibi yükselten kimlikleriyle bugün de konuşuluyorlar.

“BİZ SEVGİNİN TARAFINI SEÇİYORUZ”

Örneğin; 21 Aralık 1937 doğumlu film yıldızı Jane Fonda, aslında ’68 kuşağının genel yaş ortalamasından biraz büyük olmasına rağmen, özellikle o yıllarda sürmekte olan Vietnam Savaşı’na dönük büyük protestoların sesi olmasıyla tanınıyor. Bu kararlılık onu, 1972 yılında Kuzey Vietnam’ı ziyaret etmeye, hatta Amerika ile savaşan komünist ordunun personeliyle birlikte fotoğraflar çektirmeye kadar götürmüştü. Bugünün “Vietnam gazileri” hâlâ Jane Fonda’dan nefret ediyor olabilir, ama o, özellikle Trump’ın özel polis teşkilatı ICE’ın masum Amerikan vergi mükellefi vatandaşları katlettiği Minnesota’da kendini gösterdi.

Trump yönetimine karşı düzenlenen dev protestonun merkezlerinden biri olan Minnesota’da kuşkusuz başroldeki isimlerden biri, 23 Eylül 1949 doğumlu ünlü şarkıcı Bruce Springsteen’di… Sanatçı, Renee Good ve Alex Pretti’nin ölümlerinin ardından yazdığı “Streets of Minneapolis” şarkısıyla da gündeme gelmişti. Yanında, Jane Fonda ile birlikte Amerikan siyasetinin en ilerici kimliklerinden biri olarak tanınan, 8 Eylül 1941 doğumlu Demokrat Vermont Senatörü Bernie Sanders da vardı.

Jane Fonda, Minnesota sokaklarında ICE tarafından öldürülen Renee Good’un dul eşi Becca Good’un yazdığı bir açıklamayı okuyarak, ICE ajanlarının eylemlerinden etkilenenlerin acısına ses verdi. Good, açıklamasında, “Dünya artık eşimin güneş gibi parıldadığını ve eşsiz bir iyilikle ışıldadığını biliyor,” dedi. “İnanılmaz bir insanı kaybettik. Bu olay, insanları durup düşünmeye, nefes almaya ve taraf seçmeye zorladı. Biz sevginin tarafını seçiyoruz.”

Aynı alanda, yine 68 kuşağının çok önemli bir başka ismi daha vardı: 9 Ocak 1941 doğumlu şarkıcı Joan Baez… Jane Fonda ile yolları zaten Vietnam Savaşı’nı protesto ettikleri günlerde kesişmişti… Bu kez Minnesota’daki ulusal bayrak töreninde yer aldı ve orada Maggie Rogers ve Tom Morello ile birlikte Bob Dylan’ın anlamlı “The Times They Are A-Changin” şarkısını seslendirdi.

Konuşmasındaki şu cümleler dikkat çekiciydi:

“Bugün burada, bu sahnede, bu şehirde, bu anda hepinizle birlikte direnişte yer almaktan onur duyuyorum. Şiddetsiz direnişin gücüne inanan bizler için ve inanmayanlar için… Cesaretiniz, kararlılığınız ve insanlığınızla yolu gösterdiniz. Teşekkürler, Minneapolis.”

Bruce Springsteen müziğiyle, Bernie Sanders ise “antifaşist manifesto” niteliği taşıyan konuşmasıyla Minnesota’yı ayağa kaldırırken, aynı saatlerde başka bir merkezde, New York’ta, yine çok tanınmış bir isim öne çıkıyordu: Robert De Niro… Minnesota’daki “No Kings” protestolarında Springsteen ve Sanders’ın sahne aldığı, De Niro’nun ise New York’taki eylemde konuştuğu kamuya açık haberlerde yer aldı.

Robert De Niro… Donald Trump söz konusu olduğunda en sert tepkiyi veren isimlerden biri. Ünlü sinema oyuncusu, New York’taki Trump karşıtı gösterilerde en ön safta yer alıyor.

“ŞİMDİ BİR SAVAŞIN İÇİNDEYİZ”

17 Ağustos 1943 doğumlu ünlü aktör, Donald Trump’ın ikinci kez Beyaz Saray’a oturmasını asla kabullenemedi. New York’taki protestoya katılan oyuncu ve yönetmen Robert De Niro, BBC’ye yaptığı açıklamada Trump’a karşı protesto etmenin şart olduğunu düşündüğünü söyledi. De Niro, Trump hakkında şunları söyledi: “Sanırım giderek daha fazla insan, bu adamın durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini görmeye başlıyor. Şimdi bir savaşın içindeyiz. Bir sonraki adımda da askerleri sahaya sürecek. Deli.” Bu çizgideki açıklamaları farklı haber kaynaklarına da yansıdı.

De Niro sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kadar basit; ona, rejime karşı durmalıyız, her şeyimizle savaşmalıyız. Savaşmalıyız, biliyorsunuz, barışçıl bir şekilde, ama direnmeliyiz. Mecburuz. Başka seçeneğimiz yok.” “Donald Trump’a hayır demenin zamanı geldi. Artık yeter. Kral Trump yok, kaynaklarımızı yağmalayan, cesur askerlerimizi ve kadınlarımızı feda eden ve masumları katleden gereksiz savaşlar yok. Kendini ve Epstein sınıf arkadaşlarını zenginleştiren yozlaşmış bir lider yok. En savunmasız komşularımızın sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılması yok, karşılanamaz gıda yok, karşılanamaz enerji yok, karşılanamaz konut yok ve COVID’den bu yana en yüksek seviyedeki enflasyon yok. Sokaklarda komşularımızı vuran maskeli hükümet haydutları yok. Trump durdurulmalı. Kongre ve yönetimindeki haydutların iş birliği olmadan yaptığı tüm bu berbat şeyleri yapamaz.”

Trump, siyasi kariyeri boyunca De Niro ile sık sık çatışmış; 2026 Şubat ayında da ünlü oyuncuyu “hasta ve bunak bir kişi” ile “çok düşük IQ’lu” sözleriyle hedef almıştı. Bu çıkış, Trump ile De Niro arasındaki uzun süreli gerilimin son halkalarından biri olarak kayda geçti. Trump, sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “De Niro’nun ne yaptığından veya söylediğinden kesinlikle haberi yok” ifadelerini kullandı ve bazı sözlerinin “ciddi anlamda suç teşkil ettiğini” öne sürdü. Bu açıklamalar da kamuya açık haberlerde yer aldı. Donald Trump, 14 Haziran 1946 doğumludur. Yaşam öyküsü, insanlığın ilerici kimliğinin yanında yer almadığını düşünenler açısından sert eleştirilerin odağında olmayı sürdürmektedir. Varlıklı bir New York ailesinin çocuğu olarak büyüdü; iş hayatındaki yükselişi ve siyasi kariyeri boyunca daima tartışmalarla anıldı. Kamuya açık biyografik kaynaklara göre Queens, New York’ta doğdu ve aile şirketi üzerinden iş hayatına atıldı.

Bu, aslında 20’nci yüzyılın derinliklerinden günümüze kadar uzanan 60 yıllık bir hesaplaşmanın öyküsü… 68 kuşağı, Donald Trump ve onun gibilerin gerçek yüzlerini iyi biliyor, onlam çok iyi tanıyor…

Yazıyı paylaşmayı unutmayın

Yorumlar

Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

Haber Merkezi'in Yazıları

Benzer Haberler