Önce Sağlık…
Sibel Gelbul
İnsan, sağlığını kaybetmeden onu erteler; sevdiklerini kaybetmeden zamanı fark etmez; vicdanını susturmadan da hırsının esiri olduğunu anlamaz. Oysa hayatın en büyük gerçeği, bütün hesapların sonunda geriye sadece "sağlık olsun" sözünün kalmasıdır.
Hepimiz ağız birliği etmişçesine "Önce sağlık." deriz. Ne var ki sağlığımızı kaybetmeden bu sözün gerçek anlamını çoğu zaman kavrayamayız. Hastalık ya da acı kapımızı çaldığında ise sorgulamalar başlar:
"Kim için? Ne için? Değer miydi?"
Bu soruların kesin bir cevabı yoktur. Değse de değmese de, içimizdeki iyilik duygusu, vicdanımız ya da adına ne derseniz deyin, bizi yine aynı yollara sürükler. Vazgeçmek kolay değildir. İşte bu yüzden önceliklerimizi yeniden belirlemeli, hayatımızı gereksiz yüklerden arındırmalıyız.
En yakınımızı kaybettiğimizde, hele ki genç yaşta toprağa verdiğimizde, mezarlığın sessizliği herkesi aynı cümlede buluşturur:
"Hiçbir şeye değmez. Sonuçta bir kefenle gidiyoruz."
Fakat bu farkındalık ne yazık ki uzun sürmez. Aradan en fazla bir gün geçer ve sanki hiç o sözleri söylememişiz gibi hayatın koşuşturmasına, hırslarına ve hesaplarına geri döneriz. Belki de insanın en büyük zaafı budur; unutmak ve ders almamak.
Son zamanlarda yaşadıklarım bana bunları bir kez daha düşündürdü.
Değişim güzeldir. Ancak değişim, hayatınıza yük o lan, sizi tüketen ve sadece görev duygusuyla katlandığınız ilişkilerden de uzaklaşmayı gerektirir. İyilik elbette güzeldir; fakat suistimal edildiği yerde artık iyilik olmaktan çıkar. Size dost olmadığını bildiğiniz insanlara sırf "gerekir" diye mavi boncuk dağıtmanın kimseye faydası yoktur.
Bazen düşünürüm...
Gökyüzünde süzülen kuşlar mı daha özgürdür, yoksa yeryüzünde yürüyen insanlar mı?
Bulunduğumuz yerden baktığımızda kuşlar daha özgür görünür. Belki gerçekten öyledir, belki değildir. Çünkü özgürlük, herkesin baktığı yerden farklı anlam kazanan bir kavramdır.
Bugün en büyük yalnızlık, kalabalıkların içinde hissedilen yalnızlıktır. Kendi doğrularını mutlak gerçek sananların çoğaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Bilgisi olmayan biliyormuş gibi konuşuyor; bilgisi olan ise çıkar uğruna bildiklerini eğip bükebiliyor.
Böyle bir ortamda doğruların tek olduğunu savunmak kolay değil. Menfaate göre hareket ederseniz herkes sizi alkışlıyor. Ama hakkı, hukuku ve doğruluğu savunduğunuzda bir anda istenmeyen kişi oluveriyorsunuz.
Olsun...
Çünkü omurgalı olmak, bugün herkeste bulunan bir meziyet değil.
Yazıya sağlıkla başladım.
Sonra hırslardan söz ettim.
Ardından yozlaşmanın sınır tanımadığını...
Çıkar uğruna en yakınlarını bile gözden çıkarabilen insanların varlığını...
Empatinin giderek hayatımızdan çekildiğini...
Güvenin yerini benlik duygusunun aldığını...
Ve dönüp geriye baktığımda yine aynı yere geldim.
Sağlık olsun...
Çünkü öncesi de sağlık...
Sonrası da sağlık...

