19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’yla birlikte alevlenen Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na dair tartışmalar devam ediyor.
Gazeteci Soner Yalçın, 20 Mayıs’ta Odatv’deki köşesinde “Komplo değil tarih: Tek kurşun safsatası” başlıklı yazısında konuya değinmişti. “İngilizler İstanbul’dan tek kurşun atmadan çekildi; demek ki Kurtuluş Savaşı aslında İngilizlerin planladığı projeydi” iddiasının doğru olmadığını belirtmişti.
İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan ekonomik çöküş, devasa insan kaybı ve toplumsal yorgunlukla çıktığına dikkat çeken Yalçın, halkın yeni bir savaş istemediğini ifade etmişti. İngiltere’nin aynı anda İrlanda, Hindistan, Mısır ve Irak’ta ciddi isyan ve krizlerle boğuştuğunu belirten Yalçın, İstanbul’u tutmanın İngilizler için artık sürdürülemez olduğunu yazmıştı.
ATATÜRK’ÜN ORDU MÜFETTİŞLİĞİNE ATANMASI
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Şahin de Atatürk’ün 9. ordu müfettişliğine atanma sürecini ele aldı.
Devlet organının son karar verici makamının Padişah Vahdettin olduğunu belirten Şahin, “Elbette onun imzaladığı kararname (irade-seniye) ile bu göreve atanmıştır. Bu dönemde irade-i seniye ile atanabilecek bütün üst görevlere ilişkin kararnamelerde imzasının olması doğal ve yasal bir zorunluluktur” ifadelerine yer verdi.
Padişah Vahdettin
Bu kararın sadece Vahdettin’in kararı olmadığını belirten Şahin, şöyle devam etti:
“Dönemin askeri ve siyasal şartları ile Mustafa Kemal Paşa’nın planları kesişmektedir. İngilizler bu dönemde işgal ettikleri Karadeniz bölgesinde özellikle yeni oluşmaya başlayan Kuvayi Milliye örgütlenmesinin gerek kendilerine yönelik gerekse bölgedeki Rumlara yönelik saldırılarından şikayet etmekte ve bu bölgede önlem alınmasını ve müdahale edilmesini dönemin hükümetinden talep etmektedirler. Bu anlamda Paşa’nın bu göreve talip olması kendi stratejisini uygulamak için en uygun ortamı sağlayacaktır. Öncelikle dönemin askeri organları Bahriye nazırlığı ve Genelkurmay Başkanının onayı ve talebiyle hükümete sunulmuş, Damat Ferit Hükümetinin, paşaların ve Padişahın oluru olduğu belirtilerek karar alınmıştır.”
‘VAHDETTİN 30’LARDAN SONRA HAİN İLAN EDİLMEDİ’
Sultan Vahdettin’in 1930’lardan sonra değil, daha öncesinde “vatan haini” ilan edildiğini ifade eden Şahin, “Atatürk’ün bizzat Nutuk’ta padişah Vahdettin, Damat Ferit ve dönemin Sevr Anlaşması’nı imzalayanlar hakkındaki görüşleri açıktır” diye devam etti.
ATATÜRK İNGİLİZLERİN ADAMI MIYDI
Şahin, “Atatürk İngilizlerin adamıydı. Onu Hilafeti ortadan kaldırmak için İngilizler gönderdi” iddiasına da yanıt verdi. Dönemin askerî ve siyasi koşullarının göz önüne alınmasının gerektiğini belirten Şahin, “İstanbul ve Karadeniz limanları tamamen işgal altındadır. İstanbul’da Padişah Vahdettin ve hükümeti yalnızca göstermelik olarak varlıklarını sürdürmekte, İngilizlerin bütün kararlarına koşulsuz uymaktadırlar. Bu anlamda şehirden giriş çıkışlar tamamen onların kontrolü altındadır. Bu anlamda Bandırma gemisinin askeri ve idari mürettebatı yukarda belirtildiği biçimde belirlenmiş ve İngilizlerin çıkış onayıyla gerçeklemiştir. Buradan İngilizlerin gönderdiği gibi bir sonuç çıkarmak olguları, belgeleri çarpıtmak anlamına gelmektedir” ifadelerine yer verdi.

Dönemin İngiliz irtibat ve istihbarat subayı John Benet’in üç-dört kişiye verilebilecek bir vizenin neden onlarca subay ve mürettebata verildiğini sorguladığı bilgisinin doğru olduğunu belirten Şahin, şöyle devam etti:
“İngilizlerin esas sorunu; bu dönemde geçmişten kalan İttihatçı kadroların bir harekete girişmesinden çekinmektedirler ve özellikle Karadeniz’deki kendilerine yönelen silahlı kalkışmaların bastırılmasını istemektedirler. Bu anlamda bu görev için uygun görülen Mustafa Kemal Paşa, Padişahın da onayını aldığından kendilerine karşı bir harekette bulunacağını düşünmemektedirler. Bu konuda herhangi bir şüphe duymamaktadırlar. Bunu dönemin İngiliz belgeleri de ortaya koymaktadır. Benet ise diğer yetkililer aksine bu durumun aleyhlerine olabileceği yönünde bir rapor vermiş, kuşkulanmış fakat dikkate alınmamıştır. Durum ancak Bandırma Vapuru yola çıktıktan sonra berraklaşmaya başlamıştır. Böylelikle vapur geri döndürülmek istenmiş fakat iş işten geçmiştir. Özellikle Türk genelkurmayı da (özellikle Cevat Çoban) bu kararların uygulanmasını geciktirmiş Mustafa Kemal’in ve heyetin Samsun’a sağ salim ulaşması sağlanmıştır.”
19 MAYIS KUTLANMIYOR MUYDU
Şahin, 19 Mayıs’ın 1930’lara kadar anılmadığı iddiasının da doğru olmadığını belirtti. Şahin, 19 Mayıs gününün resmî bir bayram olarak ilan edilmemiş olsa da önce Samsun Valiliğinin, ardından Samsun halkının isteğiyle, 1926’da Samsun’da “Gazi Günü” olarak kutlanmaya başlandığını ifade etti. Atatürk’ün bu kararı sevinçle karşıladığını belirten Şahin, 1938 yılında günün resmî bayrama dönüştürüldüğünü ifade etti.
‘AMAÇ HİLAFETİ KURTARMAK DEĞİLDİ’
Mustafa Kemal Atatürk’ün daha Samsun günlerinden itibaren dönemin vatansever din adamlarının da desteğini aldığını belirten Şahin, fakat bütün belgelere bakıldığında Millî Mücadele hareketinin, hükümet medyasının iddiasının aksine, “hilafeti, İslam’ı kurtarmak” gibi bir hedef belirlemediğini ifade etti.
Hükümet medyasının “Atatürk’ü İngilizler gönderdi onun adamıydı” ve “Hani hilafeti İslam’ı kurtaracaktı?” iddialarının çeliştiğini belirten Şahin, “İngilizler Hilafeti mi kurtaracaktı?” sorusunu yöneltti.
















