Mersin’in Mutlaka Görülmesi Gereken 20 Yeri: Binlerce Yıllık Bir Kentin İzinde
Mersin Dergisi Araştırma
Mersin denildiğinde pek çok insanın zihninde önce deniz, güneş, sahil ve yaz turizmi beliriyor. Oysa Toroslar ile Akdeniz arasında uzanan bu coğrafyayı gerçekten tanımaya başladığınızda karşınıza çok daha büyük bir dünya çıkıyor.
Bir tarafta Neolitik Çağ’dan itibaren yaşam izleri taşıyan höyükler, diğer tarafta Roma kentleri, Bizans kiliseleri, Orta Çağ kaleleri, kutsal mağaralar, derin vadiler, obruklar ve dünyanın sayılı sulak alanlarından biri olan Göksu Deltası…
Bu nedenle Mersin’i gezmek aslında yalnızca bir kenti gezmek değildir. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinin farklı katmanları arasında yolculuk yapmaktır.
Yumuktepe’deki arkeolojik tabakalardan Soli’nin sütunlu caddesine, Dağlık Kilikya’nın antik kentlerinden Tarsus’un Hristiyanlık tarihi açısından önem taşıyan merkezlerine kadar Mersin, özellikle kültür ve arkeoloji turizmi açısından olağanüstü bir zenginliğe sahiptir.
Bu araştırmada Mersin’in kültürel değeri, özgünlüğü, doğal güzelliği, tarihsel önemi ve ziyaretçiye sunduğu deneyim dikkate alınarak mutlaka görülmesi gereken 20 yerini seçtik.
Liste bir önem sıralaması değildir. Çünkü Mersin’in her bölgesi başka bir hikâyeyi anlatmaktadır.
1. Soli Pompeiopolis Antik Kenti – Mezitli
Mersin’in tarihini keşfetmek için yolculuğa kent merkezinin hemen yanı başından başlamak gerekir.
Mezitli’nin Viranşehir Mahallesi’nde bulunan Soli Pompeiopolis, bir tarafta modern kent yaşamının, diğer tarafta binlerce yıllık geçmişin yan yana durduğu Türkiye’deki dikkat çekici arkeolojik alanlardan biridir.
Antik kent özellikle bugün de görülebilen Sütunlu Cadde ile tanınır. Soli’nin geçmişinin oldukça eski dönemlere uzandığı, Pers hâkimiyetinin yaşandığı ve MÖ 5. yüzyılda kentte sikke basıldığı biliniyor.
Filozof Khrysippos ile astronom ve şair Aratos gibi önemli isimler de antik Soli ile ilişkilendirilmektedir.
Soli’yi önemli yapan yalnızca kalıntıları değildir. Antik limanı, sütunlu yolu ve çevresindeki modern yerleşim düşünüldüğünde burası Mersin’in geçmişiyle bugününün aynı karede görülebildiği özel bir noktadır.
Neden görülmeli?
Mersin kent merkezinden fazla uzaklaşmadan Dağlık Kilikya’nın dünyasına açılabileceğiniz en önemli kapılardan biri olduğu için.
2. Yumuktepe Höyüğü – Mersin
Mersin’in tarihini Roma ya da Helenistik dönemle başlatmak büyük hata olur.
Çünkü Yumuktepe, kentin geçmişinin çok daha derinlerde olduğunu gösterir.
Kültür Portalı, höyüğün Neolitik Çağ’dan itibaren çok uzun süre yerleşim gördüğünü ve ilk sistemli kazıların 1936’da başladığını belirtiyor. Buradan çıkarılan eserlerin önemli bölümü Mersin Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor.
Yumuktepe’yi gezerken karşınızda dev sütunlar veya görkemli tapınaklar beklememek gerekir. Buranın büyüsü başka yerdedir.
Toprağın altında üst üste biriken her tabaka, Mersin’de yaşayan insanların binlerce yıllık hikâyesinin ayrı bir sayfasıdır.
Neden görülmeli?
Mersin’in yalnızca bir Roma veya Akdeniz liman kenti olmadığını, köklerinin tarih öncesine kadar uzandığını anlamak için.
3. Kızkalesi ve Korykos Antik Kenti – Erdemli
Mersin’in simgesini tek bir görüntüyle anlatmak gerekse, büyük ihtimalle o görüntü Kızkalesi olurdu.
Akdeniz’in mavi sularının ortasında yükselen kale, kıyıda bulunan Korykos Antik Kenti’nin deniz kalesidir. Kültür Portalı’na göre kıyıya yaklaşık 600 metre uzaklıktaki yapı, bir yazıta dayanılarak 1199 yılında I. Leon dönemine tarihlendiriliyor.
Ancak Kızkalesi’ni yalnızca denizin ortasındaki romantik bir kale olarak görmek eksik olur.
Karadaki Korykos kalıntıları, nekropol alanları, kiliseler ve savunma yapılarıyla çevre bir bütün olarak ele alınmalıdır. Korykos’un Orta Çağ’da deniz yolları açısından taşıdığı önem de bölgeyi sıradan bir tatil merkezinden çok daha değerli hale getiriyor.
Neden görülmeli?
Çünkü Mersin’de tarih, deniz ve eşsiz Akdeniz manzarasının belki de en güçlü birleştiği yerdir.
4. Cennet ve Cehennem Obrukları – Silifke
Mersin’in en şaşırtıcı doğal oluşumlarından ikisi aynı noktada bulunuyor: Cennet ve Cehennem Obrukları.
Bu dev çöküntüler, yer altı sularının kalker tabakasını zaman içerisinde eritmesi ve boşalan alanların tavanlarının çökmesi sonucunda oluşmuştur. Antik dönemlerde de kutsal kabul edilen bölge, mitoloji ile jeolojinin iç içe geçtiği sıra dışı bir mekândır.
Cennet Obruğu’nun tabanına merdivenlerle inilebilir. Müze kaynaklarında Cennet Obruğu’nun ağız açıklığının yaklaşık 250 x 110 metre, derinliğinin yaklaşık 70 metre olduğu belirtilmektedir. Obruğun içinde ayrıca mağara ve tarihî bir kilise bulunmaktadır.
Cehennem Obruğu ise çok daha dik duvarlara sahiptir.
Neden görülmeli?
Çünkü burada insan kendisini hem doğanın milyonlarca yıllık gücüyle hem de antik dünyanın mitolojik hayal gücüyle aynı anda karşı karşıya bulur.
5. Astım Mağarası – Silifke
Cennet-Cehennem bölgesine gelmişken birkaç dakika ötede bulunan Astım Mağarası mutlaka görülmeli.
Mağara, Narlıkuyu çevresinde Cennet-Cehennem Obrukları’nın yakınındadır ve yaklaşık 200 metre uzunluğundaki galerilerinde sarkıt ve dikit oluşumları bulunur.
Adının, mağara havasının astım hastalarına iyi geldiği yönündeki halk inanışından geldiği aktarılmaktadır; ancak bunu tıbbi bir tedavi iddiası olarak değil, bölgenin geleneksel anlatılarından biri olarak değerlendirmek gerekir.
Dar girişten aşağıya doğru indikçe dışarıdaki sıcak Akdeniz ikliminden tamamen farklı bir atmosferle karşılaşırsınız.
Neden görülmeli?
Mersin’in yeraltındaki jeolojik dünyasını yakından görebileceğiniz en etkileyici mağaralardan biri olduğu için.
6. Narlıkuyu ve Üç Güzeller Mozaiği – Silifke
Narlıkuyu, Mersin’in en güzel küçük Akdeniz koylarından biridir.
Ama Narlıkuyu’yu özel yapan yalnızca deniz değildir.
Antik dönemde Cennet-Cehennem bölgesine gelenler açısından bir deniz kapısı niteliğinde olan koyda Roma döneminden kalma bir hamamın taban mozaiği günümüze ulaşmıştır.
Bugün Narlıkuyu Mozaik Müzesi’nde korunan ünlü Üç Güzeller mozaiğinde Zeus’un kızları Aglaia, Thalia ve Euphrosyne tasvir edilmektedir.
Tarih, mitoloji, kaynak suları ve Akdeniz’in berraklığı aynı noktada buluşur.
Neden görülmeli?
Bir tarafta Roma mozaiğine bakıp birkaç dakika sonra Akdeniz kıyısında oturabileceğiniz nadir yerlerden biridir.
7. Kanlıdivane Antik Kenti – Erdemli
Kanlıdivane ilk bakışta bile insanı şaşırtır.
Çünkü antik kent, devasa doğal bir obruğun çevresine kurulmuştur.
Antik adı Kanytella olan yerleşimde iskânın Helenistik dönemden Geç Antik Çağ’a kadar devam ettiği belirtilmektedir.
Obruğun çevresindeki kuleler, mezarlar, kiliseler ve diğer yapı kalıntıları bölgede uzun süre devam eden yaşamın izlerini taşır.
Kanlıdivane’yi dolaşırken Dağlık Kilikya’nın neden Anadolu arkeolojisinin en ilginç bölgelerinden biri olduğu daha iyi anlaşılır.
Neden görülmeli?
Doğal bir jeolojik oluşumun çevresinde bin yılı aşkın süre gelişen bir antik yerleşimi görebilmek için.
8. Adamkayalar – Erdemli
Mersin’de arkeolojiyi biraz macerayla birleştirmek isteyenlerin adresi Adamkayalardır.
Şeytan Deresi Vadisi içerisinde bulunan kaya kabartmaları, Korykos’un yaklaşık 10 kilometre kuzeyinde yer alır. Kültür Portalı burada dönemin yönetici sınıfına ait anıt mezarlarla bağlantılı 11 rölyefin bulunduğunu belirtiyor.
Kayalara işlenmiş insan figürleri, aile sahneleri ve mezar tasvirleri yalnızca sanat eseri değildir; yaklaşık iki bin yıl önce bu coğrafyada yaşamış insanların dünyasına açılan pencerelerdir.
Ancak bölgeye ulaşım ve arazi koşulları diğer ören yerlerine göre daha zordur.
Neden görülmeli?
Çünkü Adamkayalar’da tarih bir müze vitrininin arkasında değil, Toroslar’ın kayalık yüzeylerinin üzerinde karşınıza çıkar.
9. Uzuncaburç – Diokaisareia Antik Kenti
Silifke’nin kuzeyindeki Toroslara doğru yükseldiğinizde Mersin’in en görkemli antik kentlerinden biri karşınıza çıkar:
Uzuncaburç, yani antik Diokaisareia.
Kültür Portalı Uzuncaburç’u Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihî kalıntılarından biri olarak tanımlıyor. Alan Silifke’nin yaklaşık 30 kilometre kuzeyindedir.
Bölge Helenistik çağda Olba Krallığı’nın kutsal alanıyken Roma döneminde ayrı bir kent kimliği kazanmıştır.
Zeus Tapınağı, sütunlu cadde, anıtsal kapılar, tiyatro ve Helenistik kule, ziyaretçiyi adeta antik bir kentin sokaklarında yürütür.
Neden görülmeli?
Mersin’de “antik kent” kavramının ne kadar büyük bir ölçeğe ulaşabildiğini görmek için.
10. Olba Antik Kenti – Silifke
Uzuncaburç gezisi Olba görülmeden tamamlanmış sayılmaz.
Antik Olba, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Aynı zamanda güçlü bir dinsel merkez niteliğindeydi.
Olba ve Uzuncaburç’un birbirine yakınlığı ziyaretçilere çok önemli bir fırsat sunar: Aynı gün içerisinde bir bölgenin hem siyasi merkezini hem de kutsal merkezini görmek mümkündür.
Su kemerleri, nekropol alanları ve kent kalıntıları Toroslar’ın sert coğrafyasının içinde yükselir.
Neden görülmeli?
Dağlık Kilikya’nın siyasi, ekonomik ve dinsel yapılanmasını anlamanın en iyi yollarından biri olduğu için.
11. Aya Tekla – Meryemlik Ören Yeri
Silifke’nin dünya inanç tarihi açısından çok önemli bir başka noktası Aya Tekla, diğer adıyla Meryemliktir.
Kültür Portalı burayı Anadolu’daki Hristiyanlığın en eski ve önemli merkezlerinden biri olarak tanımlamaktadır.
Azize Tekla geleneğiyle bağlantılı kutsal alan, erken Hristiyanlık döneminin Anadolu’daki yayılışını anlamak bakımından büyük önem taşır.
Bugün kalıntılar arasında dolaşırken Mersin’in yalnızca Roma kentlerinin değil, erken Hristiyanlık tarihinin de önemli coğrafyalarından biri olduğu görülür.
Neden görülmeli?
Anadolu’daki erken Hristiyanlık tarihini ve inanç mimarisinin gelişimini anlayabilmek için.
12. Göksu Deltası – Silifke
Mersin’in zenginliği yalnızca taş yapılardan oluşmuyor.
Göksu Deltası, kentin yaşayan doğal mirasının en değerli parçalarından biridir.
Göksu Irmağı’nın Akdeniz’e ulaştığı bölgede oluşan deltada Akgöl ve Paradeniz lagünleri bulunur. Bölge Özel Çevre Koruma statüsündedir.
Alan özellikle kuş gözlemciliği açısından çok değerlidir. Büyük flamingolar dahil çok sayıda kuş türü deltayı göç, kışlama ve üreme dönemlerinde kullanmaktadır.
Göksu Deltası’nda ziyaretçinin görevi yalnızca görmek değil, korumaktır.
Neden görülmeli?
Akdeniz kıyısında sulak alan, lagün, kuş yaşamı ve delta ekosistemini aynı coğrafyada gözlemleyebilmek için.
13. Gilindire – Aynalıgöl Mağarası, Aydıncık
Bir mağaraya girdiğinizi düşünüyorsunuz.
Yüzlerce metre ilerledikten sonra karşınıza yeraltında sessiz bir göl çıkıyor.
İşte Gilindire Mağarası’nın büyüsü burada başlıyor.
Aynalıgöl adıyla da bilinen mağara Aydıncık’ta bulunuyor. Kültür Portalı mağaranın yaklaşık 555 metre uzunluğunda olduğunu ve içerisinde çok çeşitli damlataş oluşumları bulunduğunu belirtiyor. Alan 2013’te Tabiat Anıtı, 2020’de ise Tabiat Parkı olarak tescillenmiştir.
Mağaranın sonundaki göl, sarkıt ve dikitlerin su üzerindeki yansımaları nedeniyle olağanüstü görüntüler oluşturur.
Neden görülmeli?
Mersin’in yalnızca Türkiye çapında değil, uluslararası ölçekte tanıtılabilecek en etkileyici doğal miraslarından biri olduğu için.
14. Mamure Kalesi – Anamur
Akdeniz kıyısında kilometrelerce yol aldıktan sonra bir anda denizin hemen yanı başında devasa surlarla karşılaşırsınız.
Burası Mamure Kalesidir.
Kültür Portalı, kaleyi günümüze oldukça sağlam ulaşmış Türk kalelerinden biri olarak tanımlıyor ve yapının antik temeller üzerinde geliştiğini belirtiyor.
Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşıyan kale, tarih boyunca farklı güçlerin Akdeniz kıyısını kontrol etme mücadelesinin somut bir belgesidir.
Neden görülmeli?
Denizle bütünleşen surları ve güçlü mimarisiyle Türkiye’nin en etkileyici kıyı kalelerinden biri olduğu için.
15. Anemurium Antik Kenti – Anamur
Mamure Kalesi’nden sonra rotanın ikinci büyük durağı Anemurium olmalı.
Antik Çağ’da Dağlık Kilikya’nın batı bölümündeki önemli liman yerleşimlerinden biri olan kent, Doğu Akdeniz deniz ticaret güzergâhlarıyla Anadolu’nun iç kesimleri arasında bağlantı kuruyordu.
Kentte hamamlar, kiliseler, nekropol yapıları ve farklı dönemlerden çok sayıda mimari kalıntı görülebilir. Anemurium’un özellikle Roma ve erken Bizans dönemi dokusu dikkat çekicidir.
Antik yapıların hemen arkasında Akdeniz’in maviliğinin uzanması, Anemurium’u eşsiz kılar.
Neden görülmeli?
Antik bir Akdeniz liman kentinin denizle kurduğu ilişkinin bugün bile güçlü biçimde hissedilebildiği için.
16. Alahan Manastırı – Mut
Mersin sahillerinden Toroslar’ın içlerine doğru ilerlediğinizde karşınıza bambaşka bir dünya çıkar.
Mut yakınlarındaki Alahan Manastırı, dağ yamacındaki konumu, kiliseleri, taş işçiliği ve manzarasıyla Mersin’in en değerli tarihî miraslarından biridir.
Alahan Manastırı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunmaktadır. UNESCO kompleksi kiliseler, keşiş hücreleri ve farklı yapılarıyla birlikte değerlendirmektedir.
Yapıların dağ yamacına yerleşimi ve çevredeki vadi manzarası, Alahan’ı yalnızca arkeolojik değil görsel açıdan da son derece güçlü bir mekâna dönüştürür.
Neden görülmeli?
Erken Bizans mimarisinin Anadolu’daki en etkileyici örneklerinden birini Toros manzarası eşliğinde görmek için.
17. St. Paul Kuyusu ve Tarihî Tarsus
Tarsus başlı başına birkaç günlük bir geziyi hak eden kenttir.
Bu kentin dünya inanç tarihi açısından en önemli duraklarından biri St. Paul Kuyusu ve çevresidir.
Kültür Portalı kuyunun, Aziz Paul’ün evi olarak kabul edilen alanın avlusunda bulunduğunu belirtiyor.
St. Paul Kilisesi, kuyu ve çevresindeki tarihî doku birlikte düşünüldüğünde bölge uluslararası inanç turizmi açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında bu alanın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki konumuna da dikkat çekiliyor.
Buraya geldiğinizde yalnızca kuyuyu değil, eski Tarsus evlerini ve tarihî sokakları da yürüyerek görmek gerekir.
Neden görülmeli?
Tarsus’un dünya tarihi içerisindeki yerini anlamanın en önemli duraklarından biri olduğu için.
18. Eshab-ı Kehf Mağarası – Tarsus
Tarsus’un kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf Mağarası, farklı inançların ortak hafızasında yer eden olağanüstü bir mekândır.
Dedeler çevresinde, Encülüs Dağı eteklerinde bulunan mağara, Yedi Uyurlar anlatısının Anadolu’daki en önemli merkezlerinden biri kabul edilmektedir. Hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar açısından kutsal ziyaret yerlerinden biridir.
Burada ziyaretçinin karşısına yalnızca arkeoloji değil, yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan inanç ve anlatı geleneği çıkar.
Neden görülmeli?
Farklı din ve kültürlerde ortaklaşan çok eski bir anlatının Anadolu’daki en güçlü duraklarından biri olduğu için.
19. Tarsus Şelalesi
Tarsus’un ortasından geçen Berdan Nehri’nin oluşturduğu Tarsus Şelalesi, doğa ile tarihin ilginç biçimde kesiştiği bir bölgedir.
Kültür Portalı’na göre Bizans İmparatoru Justinianus döneminde Tarsus’u taşkınlardan korumak amacıyla nehrin yatağının değiştirilmesi sonucunda eski nekropol alanında bugünkü şelale oluşmuştur.
Dolayısıyla gördüğümüz manzara yalnızca doğal süreçlerin değil, yaklaşık 1500 yıl önce gerçekleştirilen büyük bir mühendislik müdahalesinin de sonucudur.
Özellikle suyun güçlü aktığı dönemlerde oldukça etkileyici görüntüler oluşur.
Neden görülmeli?
Binlerce yıllık bir kentin doğasının ve insan eliyle değiştirilmiş tarihî coğrafyasının birlikte okunabildiği için.
20. Kleopatra Kapısı ve Tarihî Tarsus Merkezi
Mersin yolculuğumuzun son durağını yine Tarsus’ta yapıyoruz.
Bugün Kleopatra Kapısı olarak bilinen yapı, eski Tarsus’un sur sisteminden günümüze ulaşan en sembolik yapılardan biridir. Tarihsel kaynaklarda Deniz Kapısı veya İskele Kapısı gibi isimlerle de anılmıştır.
Kapının Kleopatra ile Marcus Antonius’un Tarsus’taki ünlü buluşmasıyla ilişkilendirilmesi, yapının popüler tarih içindeki önemini daha da artırmıştır.
Ancak burayı tek başına görüp ayrılmak yerine Eski Tarsus sokakları, Roma Yolu, St. Paul çevresi ve tarihî kent merkezinin tamamıyla birlikte değerlendirmek gerekir.
Neden görülmeli?
Tarsus’un binlerce yıllık kent kimliğinin günümüz şehir yaşamının tam ortasında hâlâ görülebilmesi için.
Mersin’i Gezmek Aslında Bir Zaman Yolculuğudur
Bu 20 noktayı yan yana koyduğumuzda ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkıyor.
Bir tarafta Neolitik Yumuktepe…
Bir tarafta Soli, Olba, Korykos, Diokaisareia ve Anemurium gibi antik kentler…
Bir tarafta erken Hristiyanlığın Aya Tekla, St. Paul ve Alahan gibi merkezleri…
Bir tarafta Mamure ve Kızkalesi gibi Akdeniz’in savunma tarihini anlatan kaleler…
Diğer tarafta Cennet-Cehennem, Gilindire, Göksu Deltası ve Toroslar’ın olağanüstü doğal coğrafyası…
İşte Mersin’in asıl turizm gücü tam olarak burada yatıyor.
Mersin yalnızca yaz aylarında denize girilecek bir kent değildir. Mersin dört mevsim gezilecek, araştırılacak, öğrenilecek ve dünyaya anlatılacak büyük bir kültür coğrafyasıdır.
Üstelik bu zenginliğin önemli bir bölümü hâlâ Türkiye’de ve dünyada hak ettiği ölçüde tanınmış değildir.
Belki de Mersin turizmi açısından yapılması gereken en önemli değişiklik, kenti yalnızca “deniz-kum-güneş” üçgeninden çıkarmaktır.
Çünkü Mezitli’de Soli’yi gezen bir turistin birkaç saat sonra Kızkalesi’nde yüzmesi; ertesi gün Cennet-Cehennem’i görüp Uzuncaburç’ta Roma sütunlarının arasında yürümesi; sonraki gün Göksu Deltası’nda flamingoları izlemesi, Gilindire’de yeraltı gölüne inmesi ve Anamur’da Mamure Kalesi’nin surlarında Akdeniz’e bakması mümkündür.
Bir başka rotada Tarsus’ta St. Paul’ün izlerinden Eshab-ı Kehf’e, Kleopatra Kapısı’ndan Tarsus Şelalesi’ne uzanabilirsiniz.
Toroslara yöneldiğinizde ise Alahan Manastırı sizi tamamen başka bir medeniyet hikâyesine götürür.
Bu çeşitlilik Türkiye’de çok az kentte aynı ölçekte bulunmaktadır.
Mersin İçin Önerilen 5 Tematik Gezi Rotası
1. Mersin Merkez Arkeoloji Rotası:
Yumuktepe → Soli Pompeiopolis
2. Erdemli–Kızkalesi Rotası:
Kanlıdivane → Adamkayalar → Korykos → Kızkalesi
3. Silifke Antik Kilikya Rotası:
Cennet-Cehennem → Astım Mağarası → Narlıkuyu → Uzuncaburç → Olba → Aya Tekla
4. Batı Mersin Doğa ve Tarih Rotası:
Göksu Deltası → Gilindire Mağarası → Anemurium → Mamure Kalesi
5. Tarsus İnanç ve Tarih Rotası:
Kleopatra Kapısı → Tarihî Tarsus → St. Paul Kuyusu → Tarsus Şelalesi → Eshab-ı Kehf
Mut yönüne ayrılacak ayrı bir gün ise Alahan Manastırı için değerlendirilebilir.
Listeye Sığmayan Mersin
Bu araştırmadaki 20 yer Mersin’in tamamı değildir.
Silifke Kalesi, Tisan, Boğsak, Gülek Kalesi, Nusret Mayın Gemisi, Mersin Arkeoloji Müzesi, Tarsus Roma Yolu, Sebaste-Elaiussa, Cambazlı Kilisesi, Kızkalesi çevresindeki nekropoller, Limonlu Vadisi, Çamlıyayla ve Toros yaylaları da ayrı ayrı araştırılmayı hak eden önemli duraklardır.
Dolayısıyla “Mersin’in görülmesi gereken 20 yeri” aslında bir son liste değil, Mersin’i keşfetmeye başlamak için ilk 20 duraktır.
Son Söz
Mersin’in önündeki en büyük turizm fırsatı yeni bir şey icat etmek değil, zaten sahip olduğu eşsiz mirası görünür hale getirmektir.
Toprağının altında binlerce yıllık kentler, dağlarında manastırlar, vadilerinde kaya kabartmaları, kıyılarında kaleler, yer altında mağaralar, deltalarında binlerce canlı vardır.
Bu nedenle Mersin’i tanımlarken belki de artık şu cümleyi daha yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:
Mersin yalnızca Akdeniz’in kıyısında bir şehir değildir; Anadolu tarihinin Akdeniz’e açılan en büyük açık hava müzelerinden biridir.
Mersin Dergisi Araştırma
Mersin Dergisi Araştırma
Mersin denildiğinde pek çok insanın zihninde önce deniz, güneş, sahil ve yaz turizmi beliriyor. Oysa Toroslar ile Akdeniz arasında uzanan bu coğrafyayı gerçekten tanımaya başladığınızda karşınıza çok daha büyük bir dünya çıkıyor.
Bir tarafta Neolitik Çağ’dan itibaren yaşam izleri taşıyan höyükler, diğer tarafta Roma kentleri, Bizans kiliseleri, Orta Çağ kaleleri, kutsal mağaralar, derin vadiler, obruklar ve dünyanın sayılı sulak alanlarından biri olan Göksu Deltası…
Bu nedenle Mersin’i gezmek aslında yalnızca bir kenti gezmek değildir. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinin farklı katmanları arasında yolculuk yapmaktır.
Yumuktepe’deki arkeolojik tabakalardan Soli’nin sütunlu caddesine, Dağlık Kilikya’nın antik kentlerinden Tarsus’un Hristiyanlık tarihi açısından önem taşıyan merkezlerine kadar Mersin, özellikle kültür ve arkeoloji turizmi açısından olağanüstü bir zenginliğe sahiptir.
Bu araştırmada Mersin’in kültürel değeri, özgünlüğü, doğal güzelliği, tarihsel önemi ve ziyaretçiye sunduğu deneyim dikkate alınarak mutlaka görülmesi gereken 20 yerini seçtik.
Liste bir önem sıralaması değildir. Çünkü Mersin’in her bölgesi başka bir hikâyeyi anlatmaktadır.
1. Soli Pompeiopolis Antik Kenti – Mezitli
Mersin’in tarihini keşfetmek için yolculuğa kent merkezinin hemen yanı başından başlamak gerekir.
Mezitli’nin Viranşehir Mahallesi’nde bulunan Soli Pompeiopolis, bir tarafta modern kent yaşamının, diğer tarafta binlerce yıllık geçmişin yan yana durduğu Türkiye’deki dikkat çekici arkeolojik alanlardan biridir.
Antik kent özellikle bugün de görülebilen Sütunlu Cadde ile tanınır. Soli’nin geçmişinin oldukça eski dönemlere uzandığı, Pers hâkimiyetinin yaşandığı ve MÖ 5. yüzyılda kentte sikke basıldığı biliniyor.
Filozof Khrysippos ile astronom ve şair Aratos gibi önemli isimler de antik Soli ile ilişkilendirilmektedir.
Soli’yi önemli yapan yalnızca kalıntıları değildir. Antik limanı, sütunlu yolu ve çevresindeki modern yerleşim düşünüldüğünde burası Mersin’in geçmişiyle bugününün aynı karede görülebildiği özel bir noktadır.
Neden görülmeli?
Mersin kent merkezinden fazla uzaklaşmadan Dağlık Kilikya’nın dünyasına açılabileceğiniz en önemli kapılardan biri olduğu için.
2. Yumuktepe Höyüğü – Mersin
Mersin’in tarihini Roma ya da Helenistik dönemle başlatmak büyük hata olur.
Çünkü Yumuktepe, kentin geçmişinin çok daha derinlerde olduğunu gösterir.
Kültür Portalı, höyüğün Neolitik Çağ’dan itibaren çok uzun süre yerleşim gördüğünü ve ilk sistemli kazıların 1936’da başladığını belirtiyor. Buradan çıkarılan eserlerin önemli bölümü Mersin Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor.
Yumuktepe’yi gezerken karşınızda dev sütunlar veya görkemli tapınaklar beklememek gerekir. Buranın büyüsü başka yerdedir.
Toprağın altında üst üste biriken her tabaka, Mersin’de yaşayan insanların binlerce yıllık hikâyesinin ayrı bir sayfasıdır.
Neden görülmeli?
Mersin’in yalnızca bir Roma veya Akdeniz liman kenti olmadığını, köklerinin tarih öncesine kadar uzandığını anlamak için.
3. Kızkalesi ve Korykos Antik Kenti – Erdemli
Mersin’in simgesini tek bir görüntüyle anlatmak gerekse, büyük ihtimalle o görüntü Kızkalesi olurdu.
Akdeniz’in mavi sularının ortasında yükselen kale, kıyıda bulunan Korykos Antik Kenti’nin deniz kalesidir. Kültür Portalı’na göre kıyıya yaklaşık 600 metre uzaklıktaki yapı, bir yazıta dayanılarak 1199 yılında I. Leon dönemine tarihlendiriliyor.
Ancak Kızkalesi’ni yalnızca denizin ortasındaki romantik bir kale olarak görmek eksik olur.
Karadaki Korykos kalıntıları, nekropol alanları, kiliseler ve savunma yapılarıyla çevre bir bütün olarak ele alınmalıdır. Korykos’un Orta Çağ’da deniz yolları açısından taşıdığı önem de bölgeyi sıradan bir tatil merkezinden çok daha değerli hale getiriyor.
Neden görülmeli?
Çünkü Mersin’de tarih, deniz ve eşsiz Akdeniz manzarasının belki de en güçlü birleştiği yerdir.
4. Cennet ve Cehennem Obrukları – Silifke
Mersin’in en şaşırtıcı doğal oluşumlarından ikisi aynı noktada bulunuyor: Cennet ve Cehennem Obrukları.
Bu dev çöküntüler, yer altı sularının kalker tabakasını zaman içerisinde eritmesi ve boşalan alanların tavanlarının çökmesi sonucunda oluşmuştur. Antik dönemlerde de kutsal kabul edilen bölge, mitoloji ile jeolojinin iç içe geçtiği sıra dışı bir mekândır.
Cennet Obruğu’nun tabanına merdivenlerle inilebilir. Müze kaynaklarında Cennet Obruğu’nun ağız açıklığının yaklaşık 250 x 110 metre, derinliğinin yaklaşık 70 metre olduğu belirtilmektedir. Obruğun içinde ayrıca mağara ve tarihî bir kilise bulunmaktadır.
Cehennem Obruğu ise çok daha dik duvarlara sahiptir.
Neden görülmeli?
Çünkü burada insan kendisini hem doğanın milyonlarca yıllık gücüyle hem de antik dünyanın mitolojik hayal gücüyle aynı anda karşı karşıya bulur.
5. Astım Mağarası – Silifke
Cennet-Cehennem bölgesine gelmişken birkaç dakika ötede bulunan Astım Mağarası mutlaka görülmeli.
Mağara, Narlıkuyu çevresinde Cennet-Cehennem Obrukları’nın yakınındadır ve yaklaşık 200 metre uzunluğundaki galerilerinde sarkıt ve dikit oluşumları bulunur.
Adının, mağara havasının astım hastalarına iyi geldiği yönündeki halk inanışından geldiği aktarılmaktadır; ancak bunu tıbbi bir tedavi iddiası olarak değil, bölgenin geleneksel anlatılarından biri olarak değerlendirmek gerekir.
Dar girişten aşağıya doğru indikçe dışarıdaki sıcak Akdeniz ikliminden tamamen farklı bir atmosferle karşılaşırsınız.
Neden görülmeli?
Mersin’in yeraltındaki jeolojik dünyasını yakından görebileceğiniz en etkileyici mağaralardan biri olduğu için.
6. Narlıkuyu ve Üç Güzeller Mozaiği – Silifke
Narlıkuyu, Mersin’in en güzel küçük Akdeniz koylarından biridir.
Ama Narlıkuyu’yu özel yapan yalnızca deniz değildir.
Antik dönemde Cennet-Cehennem bölgesine gelenler açısından bir deniz kapısı niteliğinde olan koyda Roma döneminden kalma bir hamamın taban mozaiği günümüze ulaşmıştır.
Bugün Narlıkuyu Mozaik Müzesi’nde korunan ünlü Üç Güzeller mozaiğinde Zeus’un kızları Aglaia, Thalia ve Euphrosyne tasvir edilmektedir.
Tarih, mitoloji, kaynak suları ve Akdeniz’in berraklığı aynı noktada buluşur.
Neden görülmeli?
Bir tarafta Roma mozaiğine bakıp birkaç dakika sonra Akdeniz kıyısında oturabileceğiniz nadir yerlerden biridir.
7. Kanlıdivane Antik Kenti – Erdemli
Kanlıdivane ilk bakışta bile insanı şaşırtır.
Çünkü antik kent, devasa doğal bir obruğun çevresine kurulmuştur.
Antik adı Kanytella olan yerleşimde iskânın Helenistik dönemden Geç Antik Çağ’a kadar devam ettiği belirtilmektedir.
Obruğun çevresindeki kuleler, mezarlar, kiliseler ve diğer yapı kalıntıları bölgede uzun süre devam eden yaşamın izlerini taşır.
Kanlıdivane’yi dolaşırken Dağlık Kilikya’nın neden Anadolu arkeolojisinin en ilginç bölgelerinden biri olduğu daha iyi anlaşılır.
Neden görülmeli?
Doğal bir jeolojik oluşumun çevresinde bin yılı aşkın süre gelişen bir antik yerleşimi görebilmek için.
8. Adamkayalar – Erdemli
Mersin’de arkeolojiyi biraz macerayla birleştirmek isteyenlerin adresi Adamkayalardır.
Şeytan Deresi Vadisi içerisinde bulunan kaya kabartmaları, Korykos’un yaklaşık 10 kilometre kuzeyinde yer alır. Kültür Portalı burada dönemin yönetici sınıfına ait anıt mezarlarla bağlantılı 11 rölyefin bulunduğunu belirtiyor.
Kayalara işlenmiş insan figürleri, aile sahneleri ve mezar tasvirleri yalnızca sanat eseri değildir; yaklaşık iki bin yıl önce bu coğrafyada yaşamış insanların dünyasına açılan pencerelerdir.
Ancak bölgeye ulaşım ve arazi koşulları diğer ören yerlerine göre daha zordur.
Neden görülmeli?
Çünkü Adamkayalar’da tarih bir müze vitrininin arkasında değil, Toroslar’ın kayalık yüzeylerinin üzerinde karşınıza çıkar.
9. Uzuncaburç – Diokaisareia Antik Kenti
Silifke’nin kuzeyindeki Toroslara doğru yükseldiğinizde Mersin’in en görkemli antik kentlerinden biri karşınıza çıkar:
Uzuncaburç, yani antik Diokaisareia.
Kültür Portalı Uzuncaburç’u Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihî kalıntılarından biri olarak tanımlıyor. Alan Silifke’nin yaklaşık 30 kilometre kuzeyindedir.
Bölge Helenistik çağda Olba Krallığı’nın kutsal alanıyken Roma döneminde ayrı bir kent kimliği kazanmıştır.
Zeus Tapınağı, sütunlu cadde, anıtsal kapılar, tiyatro ve Helenistik kule, ziyaretçiyi adeta antik bir kentin sokaklarında yürütür.
Neden görülmeli?
Mersin’de “antik kent” kavramının ne kadar büyük bir ölçeğe ulaşabildiğini görmek için.
10. Olba Antik Kenti – Silifke
Uzuncaburç gezisi Olba görülmeden tamamlanmış sayılmaz.
Antik Olba, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Aynı zamanda güçlü bir dinsel merkez niteliğindeydi.
Olba ve Uzuncaburç’un birbirine yakınlığı ziyaretçilere çok önemli bir fırsat sunar: Aynı gün içerisinde bir bölgenin hem siyasi merkezini hem de kutsal merkezini görmek mümkündür.
Su kemerleri, nekropol alanları ve kent kalıntıları Toroslar’ın sert coğrafyasının içinde yükselir.
Neden görülmeli?
Dağlık Kilikya’nın siyasi, ekonomik ve dinsel yapılanmasını anlamanın en iyi yollarından biri olduğu için.
11. Aya Tekla – Meryemlik Ören Yeri
Silifke’nin dünya inanç tarihi açısından çok önemli bir başka noktası Aya Tekla, diğer adıyla Meryemliktir.
Kültür Portalı burayı Anadolu’daki Hristiyanlığın en eski ve önemli merkezlerinden biri olarak tanımlamaktadır.
Azize Tekla geleneğiyle bağlantılı kutsal alan, erken Hristiyanlık döneminin Anadolu’daki yayılışını anlamak bakımından büyük önem taşır.
Bugün kalıntılar arasında dolaşırken Mersin’in yalnızca Roma kentlerinin değil, erken Hristiyanlık tarihinin de önemli coğrafyalarından biri olduğu görülür.
Neden görülmeli?
Anadolu’daki erken Hristiyanlık tarihini ve inanç mimarisinin gelişimini anlayabilmek için.
12. Göksu Deltası – Silifke
Mersin’in zenginliği yalnızca taş yapılardan oluşmuyor.
Göksu Deltası, kentin yaşayan doğal mirasının en değerli parçalarından biridir.
Göksu Irmağı’nın Akdeniz’e ulaştığı bölgede oluşan deltada Akgöl ve Paradeniz lagünleri bulunur. Bölge Özel Çevre Koruma statüsündedir.
Alan özellikle kuş gözlemciliği açısından çok değerlidir. Büyük flamingolar dahil çok sayıda kuş türü deltayı göç, kışlama ve üreme dönemlerinde kullanmaktadır.
Göksu Deltası’nda ziyaretçinin görevi yalnızca görmek değil, korumaktır.
Neden görülmeli?
Akdeniz kıyısında sulak alan, lagün, kuş yaşamı ve delta ekosistemini aynı coğrafyada gözlemleyebilmek için.
13. Gilindire – Aynalıgöl Mağarası, Aydıncık
Bir mağaraya girdiğinizi düşünüyorsunuz.
Yüzlerce metre ilerledikten sonra karşınıza yeraltında sessiz bir göl çıkıyor.
İşte Gilindire Mağarası’nın büyüsü burada başlıyor.
Aynalıgöl adıyla da bilinen mağara Aydıncık’ta bulunuyor. Kültür Portalı mağaranın yaklaşık 555 metre uzunluğunda olduğunu ve içerisinde çok çeşitli damlataş oluşumları bulunduğunu belirtiyor. Alan 2013’te Tabiat Anıtı, 2020’de ise Tabiat Parkı olarak tescillenmiştir.
Mağaranın sonundaki göl, sarkıt ve dikitlerin su üzerindeki yansımaları nedeniyle olağanüstü görüntüler oluşturur.
Neden görülmeli?
Mersin’in yalnızca Türkiye çapında değil, uluslararası ölçekte tanıtılabilecek en etkileyici doğal miraslarından biri olduğu için.
14. Mamure Kalesi – Anamur
Akdeniz kıyısında kilometrelerce yol aldıktan sonra bir anda denizin hemen yanı başında devasa surlarla karşılaşırsınız.
Burası Mamure Kalesidir.
Kültür Portalı, kaleyi günümüze oldukça sağlam ulaşmış Türk kalelerinden biri olarak tanımlıyor ve yapının antik temeller üzerinde geliştiğini belirtiyor.
Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşıyan kale, tarih boyunca farklı güçlerin Akdeniz kıyısını kontrol etme mücadelesinin somut bir belgesidir.
Neden görülmeli?
Denizle bütünleşen surları ve güçlü mimarisiyle Türkiye’nin en etkileyici kıyı kalelerinden biri olduğu için.
15. Anemurium Antik Kenti – Anamur
Mamure Kalesi’nden sonra rotanın ikinci büyük durağı Anemurium olmalı.
Antik Çağ’da Dağlık Kilikya’nın batı bölümündeki önemli liman yerleşimlerinden biri olan kent, Doğu Akdeniz deniz ticaret güzergâhlarıyla Anadolu’nun iç kesimleri arasında bağlantı kuruyordu.
Kentte hamamlar, kiliseler, nekropol yapıları ve farklı dönemlerden çok sayıda mimari kalıntı görülebilir. Anemurium’un özellikle Roma ve erken Bizans dönemi dokusu dikkat çekicidir.
Antik yapıların hemen arkasında Akdeniz’in maviliğinin uzanması, Anemurium’u eşsiz kılar.
Neden görülmeli?
Antik bir Akdeniz liman kentinin denizle kurduğu ilişkinin bugün bile güçlü biçimde hissedilebildiği için.
16. Alahan Manastırı – Mut
Mersin sahillerinden Toroslar’ın içlerine doğru ilerlediğinizde karşınıza bambaşka bir dünya çıkar.
Mut yakınlarındaki Alahan Manastırı, dağ yamacındaki konumu, kiliseleri, taş işçiliği ve manzarasıyla Mersin’in en değerli tarihî miraslarından biridir.
Alahan Manastırı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunmaktadır. UNESCO kompleksi kiliseler, keşiş hücreleri ve farklı yapılarıyla birlikte değerlendirmektedir.
Yapıların dağ yamacına yerleşimi ve çevredeki vadi manzarası, Alahan’ı yalnızca arkeolojik değil görsel açıdan da son derece güçlü bir mekâna dönüştürür.
Neden görülmeli?
Erken Bizans mimarisinin Anadolu’daki en etkileyici örneklerinden birini Toros manzarası eşliğinde görmek için.
17. St. Paul Kuyusu ve Tarihî Tarsus
Tarsus başlı başına birkaç günlük bir geziyi hak eden kenttir.
Bu kentin dünya inanç tarihi açısından en önemli duraklarından biri St. Paul Kuyusu ve çevresidir.
Kültür Portalı kuyunun, Aziz Paul’ün evi olarak kabul edilen alanın avlusunda bulunduğunu belirtiyor.
St. Paul Kilisesi, kuyu ve çevresindeki tarihî doku birlikte düşünüldüğünde bölge uluslararası inanç turizmi açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında bu alanın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki konumuna da dikkat çekiliyor.
Buraya geldiğinizde yalnızca kuyuyu değil, eski Tarsus evlerini ve tarihî sokakları da yürüyerek görmek gerekir.
Neden görülmeli?
Tarsus’un dünya tarihi içerisindeki yerini anlamanın en önemli duraklarından biri olduğu için.
18. Eshab-ı Kehf Mağarası – Tarsus
Tarsus’un kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf Mağarası, farklı inançların ortak hafızasında yer eden olağanüstü bir mekândır.
Dedeler çevresinde, Encülüs Dağı eteklerinde bulunan mağara, Yedi Uyurlar anlatısının Anadolu’daki en önemli merkezlerinden biri kabul edilmektedir. Hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar açısından kutsal ziyaret yerlerinden biridir.
Burada ziyaretçinin karşısına yalnızca arkeoloji değil, yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan inanç ve anlatı geleneği çıkar.
Neden görülmeli?
Farklı din ve kültürlerde ortaklaşan çok eski bir anlatının Anadolu’daki en güçlü duraklarından biri olduğu için.
19. Tarsus Şelalesi
Tarsus’un ortasından geçen Berdan Nehri’nin oluşturduğu Tarsus Şelalesi, doğa ile tarihin ilginç biçimde kesiştiği bir bölgedir.
Kültür Portalı’na göre Bizans İmparatoru Justinianus döneminde Tarsus’u taşkınlardan korumak amacıyla nehrin yatağının değiştirilmesi sonucunda eski nekropol alanında bugünkü şelale oluşmuştur.
Dolayısıyla gördüğümüz manzara yalnızca doğal süreçlerin değil, yaklaşık 1500 yıl önce gerçekleştirilen büyük bir mühendislik müdahalesinin de sonucudur.
Özellikle suyun güçlü aktığı dönemlerde oldukça etkileyici görüntüler oluşur.
Neden görülmeli?
Binlerce yıllık bir kentin doğasının ve insan eliyle değiştirilmiş tarihî coğrafyasının birlikte okunabildiği için.
20. Kleopatra Kapısı ve Tarihî Tarsus Merkezi
Mersin yolculuğumuzun son durağını yine Tarsus’ta yapıyoruz.
Bugün Kleopatra Kapısı olarak bilinen yapı, eski Tarsus’un sur sisteminden günümüze ulaşan en sembolik yapılardan biridir. Tarihsel kaynaklarda Deniz Kapısı veya İskele Kapısı gibi isimlerle de anılmıştır.
Kapının Kleopatra ile Marcus Antonius’un Tarsus’taki ünlü buluşmasıyla ilişkilendirilmesi, yapının popüler tarih içindeki önemini daha da artırmıştır.
Ancak burayı tek başına görüp ayrılmak yerine Eski Tarsus sokakları, Roma Yolu, St. Paul çevresi ve tarihî kent merkezinin tamamıyla birlikte değerlendirmek gerekir.
Neden görülmeli?
Tarsus’un binlerce yıllık kent kimliğinin günümüz şehir yaşamının tam ortasında hâlâ görülebilmesi için.
Mersin’i Gezmek Aslında Bir Zaman Yolculuğudur
Bu 20 noktayı yan yana koyduğumuzda ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkıyor.
Bir tarafta Neolitik Yumuktepe…
Bir tarafta Soli, Olba, Korykos, Diokaisareia ve Anemurium gibi antik kentler…
Bir tarafta erken Hristiyanlığın Aya Tekla, St. Paul ve Alahan gibi merkezleri…
Bir tarafta Mamure ve Kızkalesi gibi Akdeniz’in savunma tarihini anlatan kaleler…
Diğer tarafta Cennet-Cehennem, Gilindire, Göksu Deltası ve Toroslar’ın olağanüstü doğal coğrafyası…
İşte Mersin’in asıl turizm gücü tam olarak burada yatıyor.
Mersin yalnızca yaz aylarında denize girilecek bir kent değildir. Mersin dört mevsim gezilecek, araştırılacak, öğrenilecek ve dünyaya anlatılacak büyük bir kültür coğrafyasıdır.
Üstelik bu zenginliğin önemli bir bölümü hâlâ Türkiye’de ve dünyada hak ettiği ölçüde tanınmış değildir.
Belki de Mersin turizmi açısından yapılması gereken en önemli değişiklik, kenti yalnızca “deniz-kum-güneş” üçgeninden çıkarmaktır.
Çünkü Mezitli’de Soli’yi gezen bir turistin birkaç saat sonra Kızkalesi’nde yüzmesi; ertesi gün Cennet-Cehennem’i görüp Uzuncaburç’ta Roma sütunlarının arasında yürümesi; sonraki gün Göksu Deltası’nda flamingoları izlemesi, Gilindire’de yeraltı gölüne inmesi ve Anamur’da Mamure Kalesi’nin surlarında Akdeniz’e bakması mümkündür.
Bir başka rotada Tarsus’ta St. Paul’ün izlerinden Eshab-ı Kehf’e, Kleopatra Kapısı’ndan Tarsus Şelalesi’ne uzanabilirsiniz.
Toroslara yöneldiğinizde ise Alahan Manastırı sizi tamamen başka bir medeniyet hikâyesine götürür.
Bu çeşitlilik Türkiye’de çok az kentte aynı ölçekte bulunmaktadır.
Mersin İçin Önerilen 5 Tematik Gezi Rotası
1. Mersin Merkez Arkeoloji Rotası:
Yumuktepe → Soli Pompeiopolis
2. Erdemli–Kızkalesi Rotası:
Kanlıdivane → Adamkayalar → Korykos → Kızkalesi
3. Silifke Antik Kilikya Rotası:
Cennet-Cehennem → Astım Mağarası → Narlıkuyu → Uzuncaburç → Olba → Aya Tekla
4. Batı Mersin Doğa ve Tarih Rotası:
Göksu Deltası → Gilindire Mağarası → Anemurium → Mamure Kalesi
5. Tarsus İnanç ve Tarih Rotası:
Kleopatra Kapısı → Tarihî Tarsus → St. Paul Kuyusu → Tarsus Şelalesi → Eshab-ı Kehf
Mut yönüne ayrılacak ayrı bir gün ise Alahan Manastırı için değerlendirilebilir.
Listeye Sığmayan Mersin
Bu araştırmadaki 20 yer Mersin’in tamamı değildir.
Silifke Kalesi, Tisan, Boğsak, Gülek Kalesi, Nusret Mayın Gemisi, Mersin Arkeoloji Müzesi, Tarsus Roma Yolu, Sebaste-Elaiussa, Cambazlı Kilisesi, Kızkalesi çevresindeki nekropoller, Limonlu Vadisi, Çamlıyayla ve Toros yaylaları da ayrı ayrı araştırılmayı hak eden önemli duraklardır.
Dolayısıyla “Mersin’in görülmesi gereken 20 yeri” aslında bir son liste değil, Mersin’i keşfetmeye başlamak için ilk 20 duraktır.
Son Söz
Mersin’in önündeki en büyük turizm fırsatı yeni bir şey icat etmek değil, zaten sahip olduğu eşsiz mirası görünür hale getirmektir.
Toprağının altında binlerce yıllık kentler, dağlarında manastırlar, vadilerinde kaya kabartmaları, kıyılarında kaleler, yer altında mağaralar, deltalarında binlerce canlı vardır.
Bu nedenle Mersin’i tanımlarken belki de artık şu cümleyi daha yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:
Mersin yalnızca Akdeniz’in kıyısında bir şehir değildir; Anadolu tarihinin Akdeniz’e açılan en büyük açık hava müzelerinden biridir.
Mersin Dergisi Araştırma



Akdeniz’in Taş Hafızası: Kızkalesi ve Korykos’un Binlerce Yıllık Tarihi
Mersin’in Ortasında Bir Dünya Kenti
Mersin: Dokuz Bin Yıllık Uygarlık Koridorundan Modern Liman Kentine
Mersin’de Suriyelilerin Son Durumu: Sayı Azalıyor, Göçün Etkileri Devam Ediyor
Terörsüz Türkiye Yasası Meclis Yolunda
Mersin Siyasetinde Yeni Bir Fay Hattı: YENİ Parti’de Son Durum
Mersin
Yorumlar
Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.