13 Haziran 2026’da İstanbul Life Park’ta sahneye çıkacak rock sahnesinin en teatral isimlerinden Alice Cooper’la konseröncesi Odatv’ye konuştu. Yaklaşık 60 yıla yayılan kariyerinde sahneyi müzikle olduğu kadar korku, mizah ve gösteriyle de kuran shock rock efsanesiyle; hard rock’ın neden ve nasıl hala ayakta kaldığını, yıllardır üzerine yapışan “şeytan” imajına neden itiraz ettiğini ve giyotinler, asılma sahneleriyle her gece “ölüp” yeniden doğan figürün arkasındaki hikayeyi sorduk.
Yaklaşık 60 yıldır müzik yapıyorsun. Sürekli değişen müzik sahnesine nasıl uyum sağlıyorsun ve güncel kalabilmek için nasıl bir yol izliyorsun?
“Hiç değişmeyen, asla da değişmeyecek olan ve en popüler kalan tek rock n roll türü, gitar odaklı hard rock’tır. Popüler müzik bazen punk’a kayar, bazen grunge’a, bazen dans müziğine, bazen başka bir şeye… Ama ortadan hiç sapmadan yoluna devam eden sabit tür hangisi? Hard rock. Biz de bunu yapıyoruz. Elbette kendi teatral dokunuşumuzu ekliyoruz ama işin temelinde hala gitar odaklı hard rock var. Aerosmith’in yaptığı da bu, Guns n Roses’ın yaptığı da bu, Rolling Stones’un yaptığı da bu. Biz de güncelliğimizi böyle koruyoruz. Hard rock çalıyoruz ve bunu seyircinin unutamayacağı büyük bir şovla birleştiriyoruz.”
Yaptığın müzik türü genelde solo sanatçılardan çok gruplarla özdeşleştiriliyor. Sen solo kariyerinde bunu nasıl yönettin? Hem bir grubun içinde yer almayı hem de kendi ekibinle solo performanslar yapmayı deneyimlemiş biri olarak, solo sanatçı olmanın bir grubun parçası olmaya kıyasla en büyük zorlukları neler?
“Orijinal grup başka bir şeydi; daha çok tek bir bütün gibiydik ama yine de Alice karakterinin üzerinde bir odak, bir spot ışığı vardı. Solo kariyerimde ise kendi teatral türümü yaratmaya çalıştım. Bu türde solist, sahnedeki görsel odak noktası oluyor; grup da sahnede gelişen dramın müziğini kuruyor. Bu yüzden sahnede ne istersem yapabiliyorum çünkü orada her zaman benim özenle seçtiğim, o hikayeyi müzikal olarak anlatmaya yardımcı olan grubum oluyor. Sahnede oynadığım karakterimi destekliyorlar.
Yıllar içinde 20 farklı grupla çalıştım ve her biri kendi dönemi için harika gruplardı. Çünkü onları çalacağımız müziğe ve o turnede anlatacağımız hikayeye göre ben seçtim. Bunu kavrayabilen müzisyenler arıyorum. Sahneye çıkıp benim şovumu nasıl ortaya koyacaklarını bilmelerini istiyorum. Ama grubumda yer almanın en büyük kurallarından biri şu: İyi bir insan olmak zorundasınız. Etrafta dolaşan bir sürü egoyla uğraşmayı sevmeyiz.”
Yakın zamanda verdiğin bir röportajda hard rock’ın asla ölmeyeceğini söylemiştin. Buna inanmanı sağlayan şey ne? Bugün hard rock’ı yaşattığını düşündüğün güncel gruplar ya da sanatçılar kimler?
“Her zaman bir yerlerde, bir garajda Guns N’ Roses, Alice Cooper, Aerosmith ve Scorpions şarkıları öğrenen genç, ergen bir grup olacaktır. Rock n roll’un damarlarındaki kanı akıtan, nabzını attıran şey de bu. Müzik her zaman döngüler halinde ilerler. Şu anda müzik dünyasında olan şey, çok büyük, devasa şovlar. Aslında bunlar Vegas şovları gibi. Bunun rock olup olmadığından emin değilim… Bu büyük bir soru işareti. Ama rock yapan genç gruplar her zaman olacak çünkü bu iş asla eskimez. Ve sarkaç gibi, hayranlar da şovlarda yanıp sönen ışıklardan ve maytaplardan sıkıldıklarında yeniden buna dönecekler.”
1970’ler rock’ının sert ve ham yapısı ile bugünün daha steril ortamını düşününce, kariyerine bugün sıfırdan başlasaydın yine bu kadar sarsıcı ve uçlarda bir sahne karakteri yaratabilir miydin? Yoksa bugünün kültürel ve politik ikliminin “Alice Cooper” tipi bir karakteri imkansız kılacağını mı düşünüyorsun?
“Bugünlerde seyirciyi gerçekten şoke etmek pek mümkün değil. Etrafınızda, dünyada neler olduğuna baktığınızda zaten her şey şoke edici. Alice Cooper bunun yanında oldukça uslu kalıyor! Mesela televizyonu açıp bir adamın gerçekten kafasının kesildiğini görebiliyorsunuz.
Eski günlerde tek yapmanız gereken anne babaların sizden nefret etmesini sağlamaktı; bunu başardığınızda çocuklar da sizi severdi. Kariyerime şimdi başlıyor olsaydım, seyirciyi gerçekten şoke etmek için ne yapmam gerekirdi bilmiyorum. Ama formülün yine aynı olacağını düşünüyorum: Anne babalar sizden nefret ederse çocuklar sizi sever.”
Alice Cooper’ın “şeytan” imajından daha çok kim faydalandı: Medya mı, sen mi? Bu çok pazarlanabilir karakterden hiç sıkıldın mı ya da onun içine hapsolmuş gibi hissettin mi?
“Alice Cooper’ın “şeytan” imajını hiçbir zaman anlamadım. Ben hiçbir zaman şeytanı temsil etmedim. İnsanların bir şeylere etiket yapıştırması çok kolay. ‘Aa, karanlık ve teatral, o zaman şeytandır!’ diyorlar. Hayır, hiç de öyle değil. Ben daha çok Dracula, Frankenstein ve bütün o klasik film canavarlarının tek bir bedende birleşimi gibiyim… Tabii mizah duyguları olsaydı eğer.”
Sahnede her gece “ölüyorsun”; şovların çoğu zaman giyotin ve asılma gibi temalarla bitiyor. Performanslarında aşmayı reddettiğin etik ya da kişisel sınırlar oldu mu? Yoksa sanatta her şeyin mübah olduğuna mı inanırsın?
“Alice Cooper’ın ne olduğunu düşündüğünüzde, benim şovum aslında oldukça klasik bir çizgide duruyor. İnsanlar Alice Cooper’ı izlemeye geldiklerinde o meşhur giyotin sahnesini ya da klasik asılma numarasını görmeyi bekliyor. Bunu kişisel algıladıklarını sanmıyorum. Asıl numarayı görmek için sabırsızlandıklarını düşünüyorum. Bu bir sihirbazlık gösterisi gibi; nasıl yaptığımızı merak ediyorlar ama bunun bir numara olduğunu biliyorlar. Fakat bu, şovun sadece bir parçası; ben bunu daha geniş bir hikayenin içine yerleştiriyorum.
Alice durup dururken kafasını giyotine sokmuyor… Bu karakterin neden giyotine gönderildiğinin bir sebebi var. Sahnede kötü şeyler yapıyor, sonra ne oluyor? Bu davranışın bir cezası geliyor, ardından da bir arınma. Yeniden doğuyor. Beyaz silindir şapkası ve kuyruklu ceketiyle tekrar sahneye çıkıyor; yeniden doğmuş oluyor. Yepyeni, tertemiz biri olarak.”
Zeynep Sevinç Görgülüer














