Mutluluğun Anahtarı
Hayatta insanın peşinden koştuğu en büyük hedeflerden biri mutluluktur.
Ama yıllardır şunu düşünüyorum:
Mutluluk aslında insanın sahip olduklarının toplamı değil, verdiği doğru kararların sonucudur.
Ben kendi hayatımda bir insanın bütün yetenekleriyle, bütün becerileriyle, bütün birikmişlikleriyle adeta kendi içindeki Nirvana’ya ulaşmasını mutluluk olarak görüyorum.
Elbette herkesin mutluluk tanımı farklıdır…
Kimine göre çok para kazanmaktır mutluluk…
Kimine göre lüks bir arabaya binmek…
Kimine göre deniz kenarında sevdiği insanla bir kahve içmek…
Kimine göre huzurlu bir aile kurmak…
Kimine göre ise macera dolu bir hayatın peşinden gitmektir.
Çünkü insanın ruhu, hayata hangi pencereden baktığına göre şekillenir.
Ama bütün bu farklılıkların içinde değişmeyen tek bir gerçek vardır:
İnsan hayatındaki doğru kararların sayısı arttıkça mutlu olur.
Bir eğitimci olarak bunu yıllardır hem öğrencilerimde hem de hayatın içinde gözlemliyorum.
Hayat aslında büyük bir labirenttir.
Tıpkı bilimsel deneylerde labirentin içine bırakılan bir fare gibi…
Hayat da her gün önümüze iki yol koyar.
Birisi doğru yol…
Diğeri yanlış yol…
Fare doğru yolu seçtiğinde peynire biraz daha yaklaşır.
Mutlu olur.
Özgüveni yükselir.
“Başarabiliyorum” duygusu gelişir.
Ama yanlış yolu seçtiğinde duvara çarpar.
Geri döner.
Motivasyonu düşer.
Kendine olan güvenini kaybetmeye başlar.
İnsan hayatı da böyledir.
Her gün karar veririz…
Nasıl bir insan olacağımıza…
Kiminle yürüyeceğimize…
Hangi işi yapacağımıza…
Çocuğumuzu hangi eğitim anlayışıyla yetiştireceğimize…
Nasıl yaşayacağımıza…
Hatta o günü nasıl planlayacağımıza kadar…
Ve inanıyorum ki bir insanın hayatındaki doğru kararlar, yanlış kararlarından ağır basıyorsa; o insan hedeflerine yaklaşır, huzur bulur ve mutlu olur.
Ama yanlış kararlar çoğaldığında insan zamanla kendi içine çöker.
Özgüvenini kaybeder.
Hayata olan inancı zayıflar.
Peki doğru karar verebilmenin sırrı nedir?
İşte tam burada eğitim devreye giriyor.
Ama sadece ezberci eğitim değil…
Düşünmeyi öğreten eğitim…
Muhakeme etmeyi öğreten eğitim…
Hayatı yorumlamayı öğreten eğitim…
Ben öğrencilerime hep şu örneği veririm:
Bir insana tahtada bisikleti saatlerce anlatabilirsiniz.
Tekerini…
Zincirini…
Pedalını…
Vites sistemini…
Hatta bunların nasıl çalıştığını da öğretebilirsiniz.
Ama sonra o kişiye:
“Hadi şimdi bisiklete bin,” dediğinizde…
Eğer hiç uygulama yapmadıysa düşer.
Çünkü tek başına teorik bilgi yetmez.
Ama sadece uygulama da yetmez.
Sadece sürmeyi öğrenen biri; vites sistemini, dengeyi, viraj almayı, rampada nasıl davranacağını bilmiyorsa iyi bir sürücü olamaz.
Demek ki gerçek öğrenme;
teoriyle pratiğin birleştiği yerde başlar.
Bugün bizim eğitim sistemimizin en büyük problemi de tam burada ortaya çıkıyor.
Çocuklarımız bilgi ezberliyor…
Ama hayatı yönetemiyor.
Diploma sahibi oluyor…
Ama problem çözemiyor.
Sınav kazanıyor…
Ama karar veremiyor.
Çünkü çocuklarımızı teorik bilgiyle doldurduk ama uygulama becerilerini geliştiremedik.
Sonuç olarak;
hayatın bisikletinden sürekli düşen nesiller yetiştirmeye başladık.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflediği eğitim modeli bu değildi.
Atatürk’ün hayal ettiği eğitim;
düşünen,
üreten,
sorgulayan,
özgüvenli,
karar verebilen bireyler yetiştirmekti.
Köy Enstitüleri’nin kuruluş felsefesinde de tam olarak bu vardı:
“Yaparak yaşayarak öğrenmek…”
Bugün modern dünyada buna beceri temelli eğitim diyoruz.
İşte Business School eğitim modeli de tam olarak bu anlayışın çağdaş bir yansımasıdır.
Çünkü artık dünya sadece bilgi bilen insan istemiyor.
Düşünebilen insan istiyor.
İletişim kurabilen…
Problem çözebilen…
Liderlik yapabilen…
Sorumluluk alabilen…
Analitik düşünebilen insanlar istiyor.
Bir şirketin CEO’su nasıl ki ekonomiyi, sektörü, insan ilişkilerini doğru okuyup şirketine yön veriyorsa…
Çocuklarımız da kendi hayatlarının CEO’su olmayı öğrenmek zorundadır.
Hayatını yönetebilen…
Doğru karar verebilen…
Kendi yol haritasını çizebilen bireyler olmak zorundadır.
Çünkü mutluluğun anahtarı tam da burada gizlidir.
Doğru düşünmekte…
Doğru analiz etmekte…
Doğru karar verebilmekte…
Eğer çocuklarımızı bu anlayışla yetiştirebilirsek;
yalnızca başarılı bireyler değil,
aynı zamanda mutlu bireyler yetiştiririz.
Ve mutlu bireylerden oluşan bir toplum;
ekonomide de güçlü olur,
bilimde de güçlü olur,
sanatta da güçlü olur,
özgürlüğünde de güçlü olur.
İşte o zaman Atatürk’ün hedef gösterdiği tam bağımsız Türkiye idealine gerçek anlamda yaklaşabiliriz.
Çünkü tam bağımsızlık sadece sınırları korumak değildir…
Düşünebilen,
üretebilen,
özgüvenli,
mutlu nesiller yetiştirebilmektir.
Ben inanıyorum ki;
geleceğin güçlü Türkiye’si,
hayatın labirentinde doğru karar verebilmeyi öğrenmiş mutlu çocukların omuzlarında yükselecektir.
İlker Taşyürek
Eğitimci – Yazar








