← Mersin Dergisi
ilker Taşyürek

Bisiklete Binmeyi Öğrenmek Neden Önemlidir?

ilker Taşyürek
📅 08 Temmuz 2026 7
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Bisiklete Binmeyi Öğrenmek Neden Önemlidir?

Yazan: İlker Taşyürek
Mersin Vatan Akademi Koleji Kurucusu

Yıllarca LGS hazırlık gruplarında binlerce öğrenciyle çalıştım.

Sekizinci sınıf öğrencileriyle aynı sahneyi defalarca yaşadım.

Bir konuyu anlatıyordum.

Örneğin o ünitede öğrencinin öğrenmesi gereken beş temel kazanım vardı.

Ders bitiyor…

Sonra öğrencilerime dönüp soruyordum:

"Bakalım, bugün neler öğrendik?"

Çocuklar neredeyse ezbere, eksiksiz şekilde bütün kazanımları tek tek anlatıyordu.

Ben de gülümseyerek soruyordum:

"Demek ki konuyu öğrendiniz."

Hep bir ağızdan cevap veriyorlardı:

"Evet öğretmenim."

Sonra masamdan yeni nesil soruları çıkarıyordum.

"Hadi şimdi bunları çözün."

İşte o anda sınıfta bambaşka bir sessizlik başlıyordu.

Bir süre sonra aynı cümleyi duyuyordum:

"Öğretmenim, biz konuyu biliyoruz ama yapamıyoruz."

İşte bugün eğitim sistemimizin en büyük problemi tam da bu cümlenin içinde saklıdır.

Çocuk gerçekten biliyor…

Ama uygulayamıyor.

Çünkü bilgi ile düşünme becerisi aynı şey değildir.


Ben o günlerde öğrencilerime hep şu örneği verirdim.

Hiç bisiklete binmemiş bir insan düşünün.

Onu sınıfa alıyorum.

Bisikletin bütün parçalarını tek tek anlatıyorum.

Pedal ne işe yarar…

Vites sistemi nasıl çalışır…

Zincir neden vardır…

Dişli oranları nasıl değişir…

Fren sistemi nasıl çalışır…

Gidon neden önemlidir…

Saatlerce teorik eğitim veriyorum.

Sonra sınav yapıyorum.

Soruların tamamını doğru cevaplıyor.

Artık bisiklet hakkında çok şey biliyor.

Peki şimdi ona bisikleti uzatıp:

"Haydi sür bakalım."

desem ne olur?

Muhtemelen iki metre gitmeden düşer.

Neden?

Çünkü bisiklet sürmek yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.

Bisiklet sürmek; denge kurmaktır.

Kas hafızası oluşturmaktır.

Düşerken yeniden kalkmaktır.

Doğru anda doğru kararı verebilmektir.

Beynin verdiği kararları bedenin saniyenin küçük bir bölümünde uygulayabilmesidir.

İşte gerçek öğrenme de tam olarak budur.


Bugün çocuklarımızın önemli bir kısmı bilgiyi ezberliyor.

Ama bilgiyi kullanmayı öğrenemiyor.

Çünkü yıllardır onlara daha çok:

"Ne biliyorsun?"

diye soruyoruz.

Oysa hayat bambaşka bir soru soruyor:

"Bildiğini kullanabiliyor musun?"

İşte yeni nesil soruların asıl amacı budur.

Artık çocuk yalnızca formülü hatırlamayacak.

Bilgileri ilişkilendirecek.

Analiz edecek.

Karşılaştıracak.

Sebep-sonuç ilişkisi kuracak.

Muhakeme edecek.

Alternatifleri değerlendirecek.

Ve en doğru kararı verecek.

İşte beynimizin işlevsel zekâsı tam da burada devreye giriyor.


Ben beyni çoğu zaman bir bilgisayara benzetiyorum.

Bir bilgisayarın en önemli parçası ekranı değildir.

Klavyesi değildir.

Fare değildir.

Yüklediğiniz programlar bile değildir.

Onun gerçek gücü işlemcisidir.

İşlemci ne kadar güçlü olursa, yüklediğiniz yazılımlar da o kadar hızlı ve verimli çalışır.

İnsan beyni de böyledir.

Okul öncesi dönem ve ilkokul yılları aslında beynin işlemcisinin inşa edildiği yıllardır.

Bu dönemde çocuk;

oynuyorsa…

merak ediyorsa…

araştırıyorsa…

problem çözüyorsa…

hareket ediyorsa…

denge kuruyorsa…

üretiyorsa…

sorguluyorsa…

Aslında beyninin işlemci gücü gelişiyordur.

Daha sonra ortaokul ve lisede verilen matematik, fen, Türkçe, tarih, fizik ve diğer bütün teorik bilgiler; işte o güçlü işlemciye yüklenen gelişmiş yazılımlar gibidir.

Bunu şöyle düşünün.

Eski ve yavaş bir bilgisayara en gelişmiş işletim sistemini kurabilirsiniz.

Ama istediğiniz performansı alamazsınız.

Fakat güçlü bir işlemciye sahip bilgisayar en gelişmiş yazılımları rahatlıkla çalıştırır.

Çocuklarımız için de durum aynıdır.

Muhakeme gücü gelişmiş…

Analitik düşünebilen…

Dikkatini yönetebilen…

Problem çözebilen…

Doğru karar verebilen bir beyin, aldığı teorik bilgiyi çok daha etkili kullanır.


Sonra üniversite yılları gelir.

Artık sadece bilgiyi kullanması beklenmez.

Bilgiyi üretmesi beklenir.

Tıpkı güçlü bir bilgisayarda çalışan mühendislik yazılımları gibi…

Artık yalnızca verilen problemi çözmez.

Yeni problemler tanımlar.

Yeni projeler üretir.

Yeni fikirler geliştirir.

Yeni teknolojiler tasarlar.

Bilime katkı sağlar.

Topluma yön verir.

Liderlik eder.

İnsanlığı ileriye taşır.


İşte benim yıllardır savunduğum eğitim anlayışı tam olarak budur.

Eğitim sadece bilgi aktarmak değildir.

Bilgiyi kullanabilecek bir beyin yetiştirmektir.

Ezberleyen değil…

Düşünen…

Sorgulayan…

Muhakeme eden…

Doğru karar verebilen…

Yanlış yaptığında neden yanlış yaptığını analiz edebilen…

Doğrusunu yeniden inşa edebilen bireyler yetiştirmektir.

Çünkü bilgi tek başına başarı getirmez.

Başarıyı getiren, bilgiyi doğru zamanda, doğru yerde ve doğru yöntemle kullanabilen zihindir.

Tıpkı bisiklet örneğinde olduğu gibi…

Bisikletin bütün parçalarını ezbere bilmek sizi bisiklet sürücüsü yapmaz.

Ama bisiklet sürmeyi öğrenmiş bir insan, bunun üzerine teorik bilgisini de eklediğinde çok daha bilinçli, çok daha güvenli ve çok daha başarılı bir sürücü olur.

Eğitim de tam olarak bunun gibidir.

Önce beynimizin düşünme, muhakeme etme ve doğru karar verebilme becerisini geliştirmeliyiz.

Ardından bu güçlü zihni bilimle, sanatla, matematikle, teknolojiyle ve yaşamın içinden gelen deneyimlerle beslemeliyiz.

Çünkü geleceği değiştirecek olanlar; en çok ezber yapanlar değil, öğrendiklerini hayatın içinde doğru zamanda kullanabilenlerdir.

Ben yıllardır öğrencilerime yalnızca matematik, fizik ya da fen öğretmeye çalışmadım.

Asıl öğretmeye çalıştığım şey, nasıl düşünecekleri oldu.

Çünkü doğru düşünebilen bir insan, bilmediği bilgiyi de öğrenir.

Ama düşünmeyi öğrenememiş bir insan, bildiği bilgiyi bile çoğu zaman kullanamaz.

Belki de bu yüzden eğitimin gerçek amacı, çocukların hafızasını doldurmak değil; zihinlerini güçlendirmektir.

Çünkü hayat, tıpkı bisiklet sürmek gibidir.

Denge, dururken değil; hareket ederken kurulur.