← Mersin Dergisi
ilker Taşyürek

Ayakkabının Arkasına Basan Çocuk Bana Öğretmenliği Öğretti

ilker Taşyürek
📅 02 Ağustos 2026 43
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Ayakkabının Arkasına Basan Çocuk Bana Öğretmenliği Öğretti

Öğretmenlik hayatımın üzerinden otuz altı yıl geçti.

Binlerce öğrenci tanıdım.

Sayısız derse girdim.

Yüzlerce veliyle konuştum.

Başarılar gördüm, başarısızlıklar yaşadım.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda, bana öğretmenliği en çok öğretenlerden biri ne bir akademisyen oldu ne de yılların deneyimine sahip bir eğitimci…

Bana öğretmenliği, ayakkabısının arkasına basarak sınıfta oturan fakir bir çocuk öğretti.

Genç Bir Öğretmenin Heyecanı

Öğretmenliğe yeni başladığım yıllardı.

İlk görev yerim Adıyaman İmam Hatip Lisesi’ydi.

Üniversitede yıllarca fizik öğrenmiş, eğitim psikolojisi, ölçme değerlendirme, öğretim yöntemleri ve pedagojik formasyon dersleri almıştık.

Elimizde güçlü bir akademik bilgi vardı.

Ama mesleğe başlayınca insan çok kısa sürede şunu anlıyor:

Bilmek başka şeydir…

İnsan yetiştirmek bambaşka.

Okulun en genç öğretmeni bendim.

Etrafımdaki öğretmenlerin çoğu yıllarını eğitime vermiş, mesleğinin olgunluk dönemine ulaşmış değerli eğitimcilerdi.

Onları dikkatle izliyor, anlattıkları her tecrübeyi dinliyor, kendi öğretmenlik yolumu oluşturmaya çalışıyordum.

Çünkü biliyordum ki öğretmenlik sadece kitaplardan öğrenilmiyordu.

İnsan, kendi sınıfında, kendi öğrencileriyle birlikte yeniden yetişiyordu.

Öğretmenlik Bir MasterChef Yarışması Gibidir

Yıllar sonra öğretmenliği anlatırken hep aynı benzetmeyi yaptım.

Koskoca bir mutfakta olduğunuzu düşünün.

İçeride her türlü malzeme var.

Tava…

Tencere…

Bıçak…

Kaşık…

Baharat…

Hepsi hazır.

Üniversitede öğrendiğimiz öğretim yöntemleri de işte bunlardır.

Sonra mutfağınıza bir müşteri gelir ve sadece şunu ister:

“Bana sahanda bir yumurta yap.”

İsterseniz büyük bir kazanda yapabilirsiniz.

İsterseniz kocaman bir tencerede…

Ama en doğru tercih, tek kişilik küçük bir tavadır.

Çünkü önemli olan sahip olduğunuz malzeme değildir.

Önemli olan, karşınızdaki insan için en doğru yöntemi seçebilmektir.

Öğretmenlik de tam olarak budur.

Her öğrencinin zihnine açılan kapıyı bulabilmek…

Her öğrencinin anlayacağı dili konuşabilmek…

Kuralların Asıl Amacı

O yıllarda okullarda disiplin kuralları oldukça belirgindi.

Kravat takılacak…

Ceket giyilecek…

Saçlar düzgün olacak…

Ayakkabılar nizami giyilecek…

Bugün bunlara sadece kıyafet kuralları olarak bakılabilir.

Ben hiçbir zaman öyle bakmadım.

Çünkü mesele kravat değildi.

Mesele; birlikte yaşamanın ortak kültürüydü.

Toplum, milyonlarca insanın özgür yaşayabilmesi için ortak kurallar üretir.

Kuralların amacı insanı baskı altına almak değil, birbirimizin hak ve özgürlüklerini korumaktır.

Kuralları değiştirmek isteyebilirsiniz.

Daha çağdaş hale getirmek için mücadele edebilirsiniz.

Ama yürürlükte olan kurallara uymayı öğrenmek de toplumsal yaşamın temel eğitimlerinden biridir.

Cumhuriyet eğitiminin hedeflerinden biri de budur.

Özgür düşünen ama sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek…

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” sözü de aslında bu dengeyi anlatır.

Bir Ayakkabı…

Bir Gün…

Ve Hayatımın En Büyük Derslerinden Biri

Bir gün fizik dersini anlatıyordum.

Sınıfı gözlemlerken öğrencilerimden birinin ayakkabısının arkasına bastığını gördüm.

Kravatı yerindeydi.

Ceketi düzgündü.

Ama ayakkabısını adeta terlik gibi giymişti.

Mesleğe yeni başlamış genç bir öğretmendim.

Sınıf otoritesini oluşturmaya çalışıyordum.

Hemen uyardım.

“Evladım, ayakkabını düzgün giy.”

Çocuk utandı.

“Özür dilerim öğretmenim.” dedi.

Sonra ayakkabısını düzeltmeye çalıştı.

Ben tahtada ders anlatırken gözüm de onun üzerindeydi.

Sağından çekiyor…

Solundan çekiyor…

Ayağını ileri itiyor…

Ama olmuyordu.

Dakikalar geçti.

İşte o anda gerçeği fark ettim.

Ayakkabı ayağına küçük geliyordu.

Yeni bir ayakkabı alacak imkânı yoktu.

Bir anda üzerimden kaynar sular döküldü.

Çünkü ben de tek maaşlı öğretmen bir babanın çocuğuydum.

Yokluğu tanıyordum.

Tek pantolonla…

Tek ayakkabıyla…

Bir eğitim öğretim yılını tamamladığım günleri biliyordum.

O çocuğun yaşadığı duyguyu, bana söylemeden anlamıştım.

“Tamam oğlum…” dedim.

“Bırak öyle kalsın.”

Ve derse devam ettim.

Asıl Özür Dilemesi Gereken Bendim

Teneffüste Mehmet’i yanıma çağırdım.

Artık hiçbir açıklamaya ihtiyaç yoktu.

Ayakkabı numarasını öğrendim.

Ertesi gün ona ayağına uygun yeni bir ayakkabı aldım.

Fakat verdiğim ayakkabıdan daha önemli bir şey vardı.

Ondan özür diledim.

“Evladım, seni anlamadan yargıladım.”

“Sınıfta arkadaşlarının önünde seni mahcup ettim.”

“Beni affet.”

Mehmet her zamanki mahcubiyet ve olgunluğuyla gülümsedi.

“Önemli değil öğretmenim.” dedi.

Sarılıp helalleştik.

Belki ben ona bir çift ayakkabı vermiştim.

Ama o bana bütün meslek hayatım boyunca unutamayacağım bir öğretmenlik dersi vermişti.

Öğretmenlik Önce İnsanı Görebilmektir

Otuz altı yıllık meslek hayatım boyunca hep bu olayı hatırladım.

Öğrencilerimle kurduğum bağın temelinde belki de o gün yaşadığım bu olay vardı.

Çünkü öğrendim ki;

Her davranışın arkasında görünmeyen bir hikâye vardır.

Sessiz kalan çocuk belki büyük acılar yaşıyordur.

Başarısız görünen öğrenci belki açtır.

Sert görünen insan belki kırılmıştır.

Ve bazen en büyük yanlışımız, gördüğümüz davranışı yargılayıp, arkasındaki hayatı görememektir.

Cumhuriyet Öğretmeni Olmak

Ben öğretmenliği hiçbir zaman yalnızca fizik öğretmek olarak görmedim.

Cumhuriyet öğretmeni olmak;

Bilimi öğretmektir.

Aklı öğretmektir.

Vicdanı öğretmektir.

Empatiyi öğretmektir.

İnsanı anlamayı öğretmektir.

Çünkü güçlü bir ülke yalnızca bilgiyle kurulmaz.

Adaletle…

Vicdanla…

Merhametle…

Ve birbirini anlayabilen insanlar sayesinde yükselir.

Bugün geriye dönüp baktığımda bütün kalbimle şunu söyleyebiliyorum:

Hayat bana en büyük dersleri kitaplar değil, öğrencilerim verdi.

Ve ayakkabısının arkasına basan o çocuk…

Belki de farkında olmadan bana öğretmenliğin en önemli ilkesini öğretti:

İnsanı yargılamadan önce, onun hikâyesini anlamaya çalış.

Çünkü hayat, çoğu zaman bize göründüğü gibi değildir.

İlker Taşyürek
Eğitimci / Yazar
Vatan Akademi Koleji Kurucusu