Bozkırın Bilge Devi Baobap

Bozkırın Bilge Devi Baobap
İnsan doğadaki sayısız canlı cansız türleri ve evreni bir an bile düşününce, bu mucizelerin yarattığı hislerle, adeta sarhoş olur. Ayrıca yaşamda kendinin de bir mucize olduğunu anımsarsa, her şeyi yürekten kutsar diye düşünüyorum. Bu yazımda o yaşam mucizelerinin birinden bahsetmek istiyorum sevgili okurlarım.
Güneşin kavurucu bir kor gibi savanaya düştüğü, toprak yarıklarının gökyüzüne susuzluk feryatları gönderdiği Afrika’nın, Avustralya ve Madagaskar ‘ın o kurak coğrafyalarında; bir dev yükselir. Bu, doğanın sabırla dokuduğu, kökleri gökyüzüne, gövdesi tarihe dayanan Baobap ağacıdır.
Efsaneler, Tanrı’nın baobabı yaratırken ona fazla kibirli olduğu için kızdığını ve onu toprağa ters diktiğini anlatır. Bu yüzden dalları, baharda yeşermekten ziyade, toprağın derinliklerindeki gizemi arayan köklere benzer. Ancak bu “tepetaklak” görüntü, onun en büyük koruyucusudur. Yapraksız geçirdiği dokuz ay boyunca, bu çıplak dallar gökyüzünden damlayan her nem tanesini yakalar ve devasa, süngerimsi gövdesine hapseder.
Bilimsel adı “ Adansonia” olan baobaplar biyolojik bir mühendislik harikasıdır. Bir baobap, gövdesinde yüz bini aşkın litre su saklayarak adeta canlı bir sarnıca dönüşür. Bu, sadece ağacın hayatta kalma müacadelesi değil, aynı zamanda çevresindeki tüm ekosistemin yaşam sigortasıdır. Kuraklık kapıya dayandığında fil, susuzluğunu dindirmek için onun yumuşak kabuğuna sığınır. İnsan, onun gölgesinde serinler ve içindeki boşluklarda fırtınadan korunur.
Baobap’ın cömertliği sadece gövdesinde sakladığı suyla sınırlı değildir. “Maymun ekmeği” denilen meyveleri, bir portakaldan on kat daha fazla C vitamini, sütten daha fazla kalsiyum barındıran birer “süper gıda”dır. Toz halindeki meyvesi şifa dağıtırken, yaprakları en kıt zamanlarda sofralara aş olur. Ayrıca kabuğundan halat, kumaş ve sepet yapılır. Üstelik kabuğu soyulduğunda kendini yeniden onaracak kadar metanetli ve maharetlidir.
Bir baobabın altında durmak, binlerce yıllık bir kütüphanenin rafları arasında dolaşmak gibidir sevgili okurlarım. Çünkü bazı türlerinin 2.000, hatta 3.000 yıl yaşadığı bilinir. Onlar, krallıkların doğuşuna, imparatorlukların çöküşüne, ilk insanın adımlarına ve modern dünyanın gürültüsüne tanıklık etmişlerdir. Gövdelerinin içinde açılan devasa boşluklar kimi zaman bir kabile toplantısına, kimi zaman bir hapishaneye, kimi zaman da yolcuların sığındığı bir hana ev sahipliği yapmıştır.
Bugün, iklimin değişen ritmi bu bilge dev ağaçlarını da tehdit etmektedir. Ama baobap ağaçları hala direncin ve dayanıklılığın sembolü olarak kalmaya devam ediyor. O, toprağa sıkıca tutunmanın ve zorluklar karşısında “içinde güzellikler üretmenin ” en asil, güçlü ve anlamlı halidir.
Sevgili okurlarım, Baobaplar, bize köklerimizin sadece toprakta değil, gökyüzünde de olması gerektiğini söyleyen öğretmenlerdir adeta. Dünyada eko sistem değişikliklerine rağmen dimdik ayakta durmaya devam etmektedirler. Ayrıca biriktirmenin sadece tüketmek için değil, zorlukta can olmak için olduğunu da gösterirler. Belki de gövdelerinde binlerce yılın yorgunluğunu değil, binlerce baharın umudunu taşıyan bu bilge ağaçlar biz insanlara; “En sert rüzgârlar bile, içini yaşamla dolduran ve dünyaya sevgiyle tutunan ruhları asla deviremez.” demektedirler. Ne dersiniz?









