Hayvanlarla Yaşamda İnsan Aklının Değeri
Lerzan Özgenç
HAYVANLARLA YAŞAMDA İNSAN AKLININ DEĞERİ
Dünyamız yalnızca insanlara ait değildir. Gökyüzünde süzülen kuşlar, denizlerde yaşayan balıklar, ormanlarda dolaşan canlılar ve evlerimizi paylaşan dostlarımız da bu büyük yaşam zincirinin önemli parçalarıdır. İnsan ise sahip olduğu akıl, muhakeme yeteneği ve vicdanı sayesinde diğer canlılardan ayrılır. Ancak insanı gerçekten değerli yapan şey, yalnızca akıllı olması değil; bu aklı merhametle, adaletle ve sorumlulukla kullanabilmesidir.
Hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederler. Aç kaldıklarında beslenir, tehlike hissettiklerinde korunmaya çalışırlar. İnsan ise olayları değerlendirebilir, geleceği planlayabilir, doğru ile yanlışı ayırt edebilir. Bu nedenle doğaya ve hayvanlara karşı sorumluluğu da çok daha büyüktür.
Bir sokak hayvanının aç kalması, susuz bırakılması veya kötü muamele görmesi çoğu zaman insan ihmaliyle ilgilidir. Çünkü hayvanlar yaşadıkları çevreyi değiştirme gücüne sahip değildir. Onların yaşam koşullarını iyileştirebilecek olan yine insandır. İşte burada insan aklının gerçek değeri ortaya çıkar. Güçlü olanın güçsüzü koruması, bilinçli olanın bilinçsiz olana zarar vermemesi medeniyetin temel ölçülerindendir.
Tarih boyunca hayvanlara değer veren toplumlar, aynı zamanda insan haklarına ve toplumsal huzura da önem vermişlerdir. Merhamet duygusu bölünmez bir bütündür. Bir insanın hayvanlara karşı gösterdiği şefkat, çoğu zaman insanlara karşı yaklaşımının da aynasıdır. Çünkü vicdan, seçici değil kapsayıcıdır.
Günümüzde şehirleşmenin hızla artması, doğal yaşam alanlarının daralmasına neden olmaktadır. Birçok hayvan türü yaşam mücadelesi vermekte, bazıları ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. İnsan aklı, teknolojiyi ve bilimi kullanarak bu sorunlara çözüm üretebilir. Barınaklar kurabilir, doğal yaşam alanlarını koruyabilir, hayvan haklarını güvence altına alan yasalar geliştirebilir. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için önce bilinçli bir toplum anlayışına ihtiyaç vardır.
Çocuklara küçük yaşlardan itibaren hayvan sevgisinin öğretilmesi, geleceğin daha vicdanlı bireylerini yetiştirecektir. Bir çocuğun bir kuşa su vermesi, bir kediyi sevmesi veya yaralı bir canlıya yardım etmesi yalnızca hayvana değil, kendi karakter gelişimine de katkı sağlar. Çünkü merhamet öğrenilen ve geliştirilen bir değerdir.
Unutulmamalıdır ki insan aklı sadece kazanmak, üretmek ve yönetmek için verilmemiştir. Aynı zamanda korumak, yaşatmak ve iyilik yapmak için de verilmiştir. Eğer sahip olduğumuz aklı yalnızca kendi çıkarlarımız için kullanırsak, diğer canlıların yaşam hakkını göz ardı etmiş oluruz. Oysa gerçek insanlık, gücü merhametle birleştirebilmektir.
Hayvanlarla birlikte yaşadığımız bu dünyada insan aklının değeri, kurduğu binaların yüksekliğiyle değil; koruduğu canların sayısıyla ölçülmelidir. Çünkü akıl, vicdanla birleştiğinde insanı yüceltir. Merhametle desteklenmeyen bilgi ise eksik kalır.
Sonuç olarak; hayvanlarla yaşam, insanın karakterini, vicdanını ve medeniyet seviyesini gösteren önemli bir aynadır. İnsan aklının en büyük başarısı doğaya hükmetmek değil, onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmektir. Hayvanlara gösterilen her sevgi ve her iyilik, aslında insanlığın kendi geleceğine yaptığı en değerli yatırımdır.

