- Cumhuriyet Kadınları Derneği’nden Çerçeve Yasa Açıklaması: “Bütünleşen Türkiye Hedefine Yetecek Mi?”
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Genel Merkezi, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak anılan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür tarafından kamuoyuna duyurulan açıklamada, terör örgütünün silahsızlandırılmasının önemli olduğu belirtilirken, toplumsal bütünleşmenin yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağı savunuldu.
CKD’den Yeni Kanuna Eleştirel Değerlendirme
ANKARA – 14 Ağustos 2026
Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Merkezi, TBMM’de kabul edildiğini belirttiği “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ile ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaştı.
CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür tarafından yapılan açıklamada, PKK’nın silahsızlandırılması ve örgütsel yapısının sona erdirilmesinin Türkiye açısından önemli bir aşama olduğu ifade edilirken, çıkarılan yasanın “Bütünleşen Türkiye” hedefi açısından tek başına yeterli olmayacağı görüşü dile getirildi.
Dernek, toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale gelebilmesi için hukuki düzenlemelerin yanında ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında kapsamlı politikaların uygulanması gerektiğini savundu.
“Silahlı Bölücülük Sonlandırılırken Fikir Düzeyindeki Ayrışma da Aşılmalı”
CKD açıklamasında Türkiye’nin uzun yıllardır terörle mücadele yürüttüğü hatırlatılarak, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen operasyonların ve bölge halkının teröre karşı ortaya koyduğu toplumsal tavrın PKK’nın etkisinin azalmasında önemli olduğu görüşüne yer verildi.
Açıklamada, 24 Temmuz 2015 sonrasında sürdürülen güvenlik politikaları ile Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarına dikkat çekildi.
Diyarbakır’da çocuklarının terör örgütüne katılmasına karşı eylem yapan ailelerin mücadelesine de vurgu yapan CKD, bu gelişmelerin örgütün toplumsal tabanının zayıflamasında etkili olduğunu savundu.
Dernek, silahlı terörün sona erdirilmesinin yeterli olmadığını, Türkiye’nin üniter devlet yapısı ve ortak vatandaşlık bilinci etrafında toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Öcalan’ın 27 Şubat 2025 Tarihli Çağrısına Atıf
Açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik silah bırakma çağrısı ve Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli mesajına da yer verildi.
CKD, söz konusu süreçte PKK’nın silah bırakması ve örgütsel varlığını sona erdirmesi yönündeki çağrıların Türkiye açısından önemli bir gelişme olduğunu değerlendirdi.
Bununla birlikte açıklamada, bundan sonraki aşamada tartışmanın yalnızca silah bırakma ve hukuki düzenlemeler üzerinden yürütülmemesi gerektiği vurgulandı.
Komisyon Tartışmalarına Üniter Devlet Eleştirisi
Cumhuriyet Kadınları Derneği, TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kapsamında yapılan bazı tartışmalara da eleştiri yöneltti.
CKD açıklamasında, DEM Parti temsilcileri tarafından dile getirildiği belirtilen Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi taleplerin Türkiye’nin üniter devlet yapısı açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiği görüşüne yer verildi.
Dernek ayrıca “demokratik entegrasyon” ve “demokratik cumhuriyet” kavramlarının içeriğinin açık biçimde ortaya konulması gerektiğini savundu.
CKD’ye göre terörün silahlı boyutunun sona ermesi kadar, toplumdaki ayrışma ve kimlik eksenli siyasal kutuplaşmaların ortadan kaldırılması da Türkiye’nin geleceği açısından önem taşıyor.
CKD: Yasa İnfaz Ertelemesine Odaklanıyor
Cumhuriyet Kadınları Derneği açıklamasında, Meclis’ten geçtiği ifade edilen kanunun içeriğine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
CKD, düzenlemenin silah teslim ettiği tespit edilen PKK/KCK mensupları hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazına ilişkin hükümler içerdiğini belirterek, belirlenen şartların yerine getirilmesi durumunda kişilerin yasadan yararlanabileceğini kaydetti.
Derneğin temel itirazı ise hukuki sürecin yanında açık bir “devletle ve milletle bütünleşme iradesinin” aranması gerektiği görüşüne dayanıyor.
Açıklamada şu değerlendirmeye yer verildi:
“Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?”
CKD’ye göre silah bırakarak Türkiye’ye dönen örgüt mensuplarının Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine ve toplumsal bütünlüğüne bağlılıklarını açıkça ortaya koymaları sürecin toplumsal meşruiyetini güçlendirebilir.
“Binlerce Şehidin Ardından Toplumsal Hassasiyet Gözetilmeli”
Dernek açıklamasında Türkiye’nin terör nedeniyle uzun yıllar boyunca ağır insani ve ekonomik bedeller ödediği vurgulandı.
Şehitler, gaziler, yaşamını kaybeden vatandaşlar ve ülke ekonomisinin uğradığı zarar hatırlatılarak, terörün sona ermesinin Türkiye açısından tarihsel bir dönüm noktası olabileceği belirtildi.
Ancak CKD, yalnızca ceza ve infaz düzenlemeleri üzerinden yürütülecek bir sürecin toplumdaki bütünleşmeyi sağlamaya yetmeyeceğini savundu.
“Türk De Biziz, Kürt De Biziz”
Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden birinde CKD, Türkiye’de Türk ve Kürt vatandaşların ortak millet bilinci içerisinde yaşaması gerektiğini vurguladı.
Dernek bu yaklaşımını;
“Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz!”
sözleriyle ifade etti.
CKD’ye göre bütünleşmenin temelinde etnik kimlikler üzerinden ayrışmak yerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve ortak millet bilincinin güçlendirilmesi bulunuyor.
Çözümün Ekonomik Boyutuna Vurgu
CKD’nin açıklaması yalnızca güvenlik ve hukuk politikalarıyla sınırlı kalmadı.
Dernek özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde işsizlik, yoksulluk ve üretim sorunlarına yönelik kapsamlı ekonomik politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.
CKD’ye göre bölgede;
- devlet öncülüğünde yeni fabrikaların kurulması,
- gençlere ve kadınlara istihdam yaratılması,
- modern tarım yatırımlarının artırılması,
- hayvancılığın yeniden güçlendirilmesi,
- kırsal kalkınmanın desteklenmesi,
- eğitim olanaklarının genişletilmesi,
- kız çocuklarının eğitim ve meslek sahibi olmalarının güvence altına alınması
toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale gelmesinde belirleyici olacak.
“Üretim Olmadan Kalıcı Bütünleşme Sağlanamaz”
Cumhuriyet Kadınları Derneği, Türkiye’nin kimlik tartışmalarından çıkmasının en etkili yollarından birinin üretim ekonomisinin güçlendirilmesi olduğunu savundu.
Açıklamada, bireycilik ve kimlikçilik olarak tanımlanan toplumsal ayrışmaların üretim ilişkilerinin güçlendirilmesiyle aşılabileceği öne sürüldü.
CKD, özellikle ekonomik olarak geri kalmış bölgelerde vatandaşların üretime ve istihdama katılmasının aidiyet duygusunu ve toplumsal dayanışmayı güçlendireceği görüşünde.
CKD’nin Temel Mesajı: Yasa Başlangıç Olabilir, Ancak Yeterli Değil
Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin açıklamasında öne çıkan temel yaklaşım, terör örgütünün silahsızlandırılması ve sona erdirilmesinin önemli bir kazanım olduğu ancak bunun Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu toplumsal sorunların tamamını çözmeye yetmeyeceği yönünde.
CKD, “Bütünleşen Türkiye” hedefine ulaşılması için güvenlik politikalarının; hukuk, ekonomi, üretim, eğitim ve toplumsal dayanışma politikalarıyla desteklenmesi gerektiğini savunuyor.
Dernek ayrıca sürecin Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısının korunması, ortak vatandaşlık bilincinin güçlendirilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin ekonomik hayata katılması temelinde yürütülmesi gerektiğini ifade ediyor.
Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin Orijinal Basın Açıklaması
CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ
BASIN AÇIKLAMASI
14 Ağustos 2026
“MİLLÎ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN” BÜTÜNLEŞEN TÜRKİYE HEDEFİNE YETECEK MİDİR?
Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak konuşulan ve geçtiğimiz günlerde Meclisimizde kabul edilen kanun hakkında, CKD olarak görüşlerimizi, Genel Başkanımız Prof. Dr. Tülin Oygür, bugün yaptığı basın açıklamasıyla halkımıza duyurdu.
ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çıkarları doğrultusunda Türkiye, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde ikinci İsrail ya da “Kürdistan” kukla devletinin kurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 24 Temmuz 2015’te ABD’nin “Kara Gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı silahlı mücadele sonucunda önlenmiştir.
Bir yandan Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve devamındaki askerî harekâtlarla, diğer yandan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da PKK’ya verilmek üzere HDP/DEM tarafından evlatları kaçırılan ailelerin ve bölge halkının tarihe geçen “Diyarbakır Anneleri Direnişi” ile PKK’nın mum gibi erimesi ve terör örgütü yönünden kaçınılmaz sonun gelmesi sağlanmıştır. Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır.
Devletimizce yürütülen bu süreçte Sayın Devlet Bahçeli PKK elebaşı Öcalan’a “silah bırakın” çağrısında bulunmuş, Öcalan da 27 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan mektubunda PKK’nın, devletle ve toplumla bütünleşmek üzere silah bırakma ve fesih olma kararı almasını istemiştir. Öcalan, PKK’dan bu kararları almasını isterken artık Kürtlerin özerklik, federasyon ve hatta kültüralist taleplerinin bir geçerliliği olmadığını belirtmiştir.
Daha sonra TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuyla yürütülen süreç ise siyaset çıkarcılığı gölgesinde ağır işlemiş fakat önümüzdeki dönem açısından uyarıcı nitelikte olmuştur. Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve “demokratik entegrasyon” veya “demokratik cumhuriyet” gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür. Uyarıcı kısım, burasıdır; devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabalarıdır.
Gelinen noktada, Komisyonda harcanan aylara karşın, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclisten büyük bir hızla geçirilmiştir. Bu Kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK terör örgütü mensuplarının, bazı istisnalar dışında, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi kanunudur. Kanuna göre, başvuran kişi erteleme süresi içinde terör suçu işlemezse suçu affedilecektir.
Terör suçunun infazının ertelenmesi ve ertelendiği süre içinde terör suçu işlenmemesi şartıyla affedilmesi, millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecektir kabulüyle Kanun bu isimle çıkmıştır. Şartları sağlayanların bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanundan yararlanmak istiyorum” diye yazılı başvuruda bulunması yetecektir. Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?
Oysa silahlarını teslim eden ve örgütü fesheden PKK’lıların vatana dönüşleri, devlette ve millette bütünleşme iradesinin eylemselliğini ifade etmeliydi. Kanun da bu bakışla yazılmalıydı. Binlerce şehit vermemize, binlercemizin gazi olmasına, on binlerce insanımızın ölmesine, trilyonlarca maddi varlığımızın tüketilmesine, kısaca, milletçe büyük acılar çekmemize neden olan PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan “Bütünleşen Türkiye” hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır.
Kaldı ki, ABD/İsrail’in nafile “Kürdistan” planına, Kürt kökenli olsun veya olmasın, PKK dışında da inandırılmış vatandaşlarımız vardır. İşlerinde güçlerindedirler; terörle ilgileri yoktur, ama silahları kafalarındadır. Bu vatandaşlarımızın Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme hedefine kazandırılmasında ilk etkili adım, PKK’lıların devlette ve millette bütünleşme iradesi beyan ederek vatana dönmeleri olacaktı. Kanunun bu haliyle çıkarılması, eldeki fırsatları kaçırmıştır.
Bundan sonra bütün çabalar Kanundan yararlanmak üzere vatana dönecek PKK’lıların ve Kürt ayrılıkçılığı etkisindeki vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde, huzur içinde “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz!” diyerek, tek millet olmanın gücünü yaşamlarında hissetmelerini sağlamak olmalıdır.
Küresel emperyalist sistemin dayattığı bireycilik ve kimlikçilikten üreterek kurtulacak ve özgürleşeceğiz. Milletçe bütünleşmemiz, üreticilerin millî iktidarını kurarak Üretim Devrimini hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Her bir vatandaşımız okumalı, çalışmalı, mesleği olmayan kız çocuk bırakılmamalıdır.
Bu adımlar atıldığında, devletimizin silah gücüyle önlediği ABD/İsrail planı “bölücülüğün” kafalardaki tortuları da temizlenecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Cumhuriyet Kadınları Derneği
CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
Bayındır 1 Sokak, 15/20 Kızılay/ANKARA
Tel: (312) 432 20 61
cumhuriyetkadinlari.org.tr



Eğitim-İş Çerçeve Yasaya Neden karşı? Sendikanın İtirazının Arkasında Ne Var?
ADD Çerçeve Yasaya Neden karşı? Atatürkçülerin İtirazının Arkasında Ne Var?
ADD’nin Gözne Buluşmasına Sinan Meydan Damga Vurdu
Mustafa Hüsnü Bozkurt: “butlan Tartışmaları Asıl Gündemi Gölgeliyor”
Mersin Çevre Platformu’ndan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’ne Açık Çağrı
Lerzan Özgenç’ten Türk Dil Kurumunun 94. Yılı Mesajı: “ Türkçe, Ulusal Bağımsızlığımızın Temelidir”
Röportaj
Röportaj
Röportaj
Yorumlar
Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.