Eşitlik Bir Yarış Değil, Birlikte Hayat Kurabilmektir
ilker Taşyürek
Eşitlik Bir Yarış Değil, Birlikte Hayat Kurabilmektir
“Bir toplum, kadın ve erkeğini karşı karşıya getirerek değil; aynı ideale birlikte yürüterek yükselir.”
Son yıllarda nereye baksak aynı tartışmayı görüyoruz.
Televizyon ekranlarında…
Sosyal medyada…
Siyaset meydanlarında…
Akademik kürsülerde…
Herkes kadın ve erkek eşitliğinden söz ediyor.
Ama dikkatle dinlediğinizde fark ediyorsunuz ki çoğu zaman konuşulan eşitlik değil; üstünlük.
Bir taraf, diğerinden daha haklı olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Bir taraf, diğerinden daha mağdur olduğunu ispat etmeye uğraşıyor.
Her iki taraf da kendi penceresinden haklı gerekçeler ortaya koyuyor.
Fakat ben yıllardır bu tartışmaları izlerken hep aynı düşünceye kapılıyorum.
Belki de yanlış soruyu tartışıyoruz.
Çünkü gerçek soru;
“Kadın mı üstün, erkek mi?” değildir.
Asıl soru şudur:
“İki insan birbirinin hayatını nasıl güzelleştirebilir?”
İşte cevabını aramamız gereken konu budur.
Sevgi Varsa Üstünlük Yoktur
Bir ilişki sevgi üzerine kurulmuşsa artık orada üstünlükten söz edilemez.
Çünkü sevgi matematik değildir.
Sevgi terazide tartılmaz.
Sevgi, güç hesabı yapmaz.
Sevgi, kazananı ve kaybedeni olan bir oyun değildir.
Ben sevgiyi hep bir elmanın iki yarısına benzetmişimdir.
İki yarı birbirine benzese de aynı değildir.
Birinin çıkıntısı vardır, diğerinin girintisi…
Birinin tamamlayamadığını diğeri tamamlar.
Ayrı ayrı bakıldığında eksiktirler.
Bir araya geldiklerinde ise bütündürler.
İnsan ilişkileri de böyledir.
Kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
Ne yazık ki modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, tamamlayıcılığı rekabete dönüştürmüş olmasıdır.
Oysa sevgi, yarışın başladığı yerde sessizce evi terk eder.
Eşitlik Aynılaşmak Değildir
Bugün en çok karıştırılan kavramlardan biri budur.
Eşit olmak…
Aynı olmak değildir.
Doğa bize bunu her gün anlatıyor.
Kalp ile beyin eşittir.
Ama görevleri farklıdır.
Toprak ile su eşittir.
Ama birbirlerinin yerine geçemezler.
Gece ile gündüz eşittir.
Ama aynı değildir.
İnsan da böyledir.
Kadın da erkek de aynı değere sahiptir.
Fakat aynı özelliklere sahip olmak zorunda değildir.
İnsanları güçlü yapan, birbirlerinin aynı olmaları değil; farklılıklarını ortak bir amaca dönüştürebilmeleridir.
Biyoloji Bir Üstünlük Değil, Bir Gerçektir
Bilim bize kadın ve erkeğin biyolojik olarak bazı farklılıklara sahip olduğunu söylüyor.
Bu gerçeği kabul etmek bilimdir.
Bu farklılıklardan üstünlük üretmeye çalışmak ise ideolojidir.
Bir erkek ortalama olarak daha fazla kas gücüne sahip olabilir.
Bu yüzden sıkışmış bir kavanozu açması daha kolay olabilir.
Bu onu daha değerli yapmaz.
Bir kadın ise çoğu zaman duygusal iletişimde, empati kurmada ve çocuğun psikolojik gelişimini desteklemede daha başarılı olabilir.
Bu da onu erkekten üstün yapmaz.
Bunlar yalnızca yaratılışın ve biyolojinin insana sunduğu farklı avantajlardır.
Kaldı ki her birey kendi içinde farklıdır.
Kas gücü yüksek kadınlar da vardır.
Empati yeteneği olağanüstü erkekler de…
İnsanları cinsiyetlerinden önce birey olarak görebildiğimiz gün, aslında tartışmaların büyük bölümü sona erecektir.
En Güzel Cümle: “Eşim Bu Konuda Benden Daha İyi”
Bence mutlu evliliklerin gizli kahramanı tek bir cümledir.
“Eşim bu konuda benden daha iyi bilir.”
Ne kadar sade…
Ama ne kadar büyük bir olgunluk…
Bugün insanlar her konuda haklı olmaya çalışıyor.
Her konuda son sözü söylemek istiyor.
Her konuda en iyisi olduğunu kanıtlamak istiyor.
Oysa gerçek özgüven, her şeyi bildiğini iddia etmek değildir.
Bilmediğini kabul edebilmektir.
Eğer eşiniz mali konularda daha başarılıysa bırakın o yönetsin.
Çocuk eğitiminde daha deneyimliyse onu dinleyin.
Teknolojiyi siz daha iyi biliyorsanız siz öğretin.
Hayatın yükünü paylaşmak varken neden egolarımızı büyütelim?
Evlilikte amaç kimin kazandığı değildir.
Amaç, birlikte kaybetmemektir.
Sevginin Gerçek Ölçüsü Emektir
Ben sevgiyi hiçbir zaman romantik cümlelerde aramadım.
Sevginin gerçek ölçüsü emektir.
Bir kadının sabah erkenden kalkıp çocuklarını hazırlaması…
Bir erkeğin yorgun olmasına rağmen eşine yardım etmesi…
Birlikte sofrayı hazırlamaları…
Birbirlerinin yükünü hafifletmeleri…
Bunların hiçbiri görev değildir.
Bunlar sevgidir.
Bir insan sevdiği için emek verir.
Emek verdiği için bağ kurar.
Bağ kurduğu için aile olur.
Bugün birçok evlilikte sevginin değil, görev paylaşımının konuşulması belki de bu yüzden insanları mutsuz ediyor.
Çünkü sevgi, “Benim görevim mi?” diye sormaz.
“Sen yoruldun mu?” diye sorar.
Atatürk Kadını Toplumun Ortağı Yaptı
Mustafa Kemal Atatürk, kadın haklarını yalnızca hukuki bir mesele olarak görmedi.
O bunu bir medeniyet meselesi olarak değerlendirdi.
1926 yılında Medeni Kanun ile kadın aile içinde birey hâline geldi.
1930 yılında belediye seçimlerinde seçme hakkını elde etti.
1933 yılında muhtar olabildi.
1934 yılında milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuştu.
Bu hakların çoğu, birçok Avrupa ülkesinden önce Türk kadınına verildi.
Ancak Atatürk’ün asıl başarısı bundan daha büyüktü.
O, kadını toplumun seyircisi olmaktan çıkarıp kurucu unsurlarından biri hâline getirdi.
Afet İnan’ı bilim dünyasına kazandırdı.
Sabiha Gökçen’i dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olarak yetiştirdi.
Kız çocuklarının eğitimini devlet politikası hâline getirdi.
Bunların hiçbirini erkekle kadını karşı karşıya getirmek için yapmadı.
Tam tersine…
Birlikte yürüsünler diye yaptı.
Çünkü Atatürk çok iyi biliyordu ki bir millet ancak kadınları kadar güçlü olabilir.
Cumhuriyet’in Ruhu Rekabet Değil Dayanışmadır
Bugün bazı tartışmalar Cumhuriyet’in özünü yanlış yorumluyor.
Cumhuriyet kadını erkeğe rakip yapmadı.
Cumhuriyet, kadını toplumun eşit ortağı yaptı.
Bunun anlamı şuydu:
Kararlar birlikte alınacak.
Üretim birlikte yapılacak.
Çocuklar birlikte yetiştirilecek.
Ülke birlikte kalkınacak.
İşte Cumhuriyet’in aile anlayışı da budur.
Birlikte üretmek…
Birlikte düşünmek…
Birlikte yürümek…
Aile Bir Güç Mücadelesi Değil, Bir Medeniyet Okuludur
Aile yalnızca aynı evde yaşayan insanların oluşturduğu bir yapı değildir.
Aile, bir çocuğun hayata bakmayı öğrendiği ilk okuldur.
Eğer çocuk evinde annesine saygı gösterildiğini görüyorsa, kadına saygıyı öğrenir.
Babasının sevgiyle konuştuğunu görüyorsa, gücün bağırmak değil, nezaket olduğunu öğrenir.
Anne ve babasının birbirini dinlediğini görüyorsa, demokrasiyi öğrenir.
Birbirlerine teşekkür ettiklerini görüyorsa, vefayı öğrenir.
Cumhuriyet’in temeli yalnızca okullarda değil, işte bu evlerde atılır.
Son Söz: Biz Olabilmek
Hayat bana önemli bir gerçeği öğretti.
Mutlu insanlar haklı olmaya çalışanlar değildir.
Mutlu insanlar, birbirini anlamaya çalışanlardır.
Mutlu aileler, “Ben kazandım.” diyenlerin değil; “Biz başardık.” diyenlerin aileleridir.
Kadın ile erkek aynı ağacın iki dalıdır.
Kökleri sevgidir.
Gövdesi saygıdır.
Dalları emektir.
Meyvesi ise huzurdur.
Dalın biri diğerinden üstün olmaya çalışırsa ağaç kurur.
Ama birbirini tamamladığında kök daha da güçlenir.
İşte benim kadın ve erkek eşitliğine bakışım tam olarak budur.
Üstünlük arayanların değil…
Birbirinin elinden tutanların dünyasına inanıyorum.
Çünkü gerçek medeniyet, kadınla erkeğin birbirine karşı zafer kazanması değil; birlikte insanlığı büyütmesidir.
Ve inanıyorum ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük miraslardan biri de budur.
Kadınıyla, erkeğiyle; aklıyla, vicdanıyla, sevgisiyle omuz omuza yürüyen çağdaş bir toplum…
O toplumu kurabildiğimiz gün, eşitliği konuşmaya da ihtiyaç kalmayacaktır.
Çünkü insanlar birbirini gerçekten sevmeyi öğrendiğinde, üstünlük değil; insanlık konuşulur.
İlker Taşyürek
Eğitimci / Yazar


