← Mersin Dergisi
ilker Taşyürek

Bugün Türkiye’de Eksik Olan Ne?

ilker Taşyürek
📅 29 Haziran 2026 42
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Bugün Türkiye’de Eksik Olan Ne?

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloya baktığımda kendime uzun uzun şu soruyu soruyorum:

Bu ülkede gerçekten eksik olan ne?

Para mı eksik?

Elbette insanlarımız geçim sıkıntısı içinde.
Elbette pazardaki fiyatlar, kiralar, faturalar, mutfak masrafları, okul giderleri, sağlık harcamaları artık sıradan bir ailenin omuzlarına ağır bir yük gibi binmiş durumda.

Emekli zor durumda.
Asgari ücretli zor durumda.
Memur zor durumda.
Esnaf zor durumda.
Çiftçi zor durumda.
Gençler gelecek hayali kurmakta zorlanıyor.
Anne babalar çocuklarının yarınını düşünürken umut etmekten çok kaygılanıyor.

Ekonomik kriz artık yalnızca cüzdanlarda değil; insanların yüzünde, yürüyüşünde, konuşmasında, suskunluğunda hissediliyor.

Ama bana göre Türkiye’de eksik olan yalnızca para değildir.

Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır.
Ekonomi bozulur, doğru politikalarla yeniden toparlanabilir.
Üretim azalır, akılla, bilimle, planlamayla yeniden artırılabilir.

Asıl mesele daha derindedir.

Türkiye’de eksik olan şey; toplumu ortak değerlerde birleştirecek, farklılıkları öteleyip ortak faydaları büyütecek, halkın vicdanını temsil edecek, günlük siyasetin üzerinde duran büyük bir toplumsal akıldır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir partiye, yeni bir lidere, yeni bir seçim hesabına ya da yeni bir ittifak formülüne indirgenemez.

Çünkü mesele sandıktan kimin çıkacağı meselesinin çok ötesindedir.

Mesele; toplumun yozlaştırılmış değer yargılarını yeniden onarmak, adalet duygusunu yeniden ayağa kaldırmak, emeğe saygıyı yeniden hâkim kılmak, hakça paylaşımı yeniden savunmak, yurttaşlık bilincini yeniden güçlendirmek ve Cumhuriyetin fabrika ayarlarına yeniden dönmektir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, bana göre, yeni bir Anadolu aydınlanmasıdır.

Siyaset Fanatizme Dönüştüğünde Toplum Kaybeder

Bizim ülkemizde siyaset çoğu zaman fikirle değil, fanatizmle yapılır.

İnsanlar siyasi partilere çoğu zaman bir fikir kulübüne üye olur gibi değil, bir futbol takımının tribününe girer gibi bağlanırlar.

Tuttuğu takım kötü oynasa da eleştirmeyen taraftar gibi, desteklediği parti yanlış yaptığında da sesini çıkarmayan geniş kitleler oluşur.

Oysa demokrasi taraftarlık değildir.
Demokrasi, aklın ve vicdanın sürekli uyanık kalmasıdır.
Demokrasi, desteklediğini de sorgulayabilmektir.
Demokrasi, “benim partim yaptıysa doğrudur” körlüğüne teslim olmamaktır.

Ne yazık ki Türkiye’de siyaset çoğu zaman babadan oğula aktarılan bir aidiyet gibi yaşanıyor. İnsan kendi aklıyla, kendi vicdanıyla, kendi sorgulamasıyla değil; mahallesinin, çevresinin, ailesinin, çıkar grubunun ya da alışkanlığının etkisiyle taraf oluyor.

Böyle olunca da siyaset fikir üretme alanı olmaktan çıkıyor; rant paylaşımının, çıkar ilişkilerinin ve güç mücadelesinin alanına dönüşüyor.

Bu ülkede en tehlikeli cümlelerden biri şudur:

“Tamam, yanlış yapıyor ama bizimkiler yapıyor.”

İşte bu anlayış, ahlakı çürüten anlayıştır.

Çünkü yanlış, kimin yaptığına göre değişmez.
Haksızlık, hangi partiden gelirse gelsin haksızlıktır.
Yolsuzluk, kimin cebine yararsa yarasın yolsuzluktur.
Adaletsizlik, kime uygulanırsa uygulansın adaletsizliktir.

Ben bu tespiti herhangi bir partiyle sınırlı olarak söylemiyorum. Bu ülkenin hemen her siyasi yapısının çevresinde, parti ilkelerinden çok kendi çıkarını düşünen gruplar oluşmuştur.

Genelde de yerelde de aynı mantık işler:

“Bizim parti kazansın, bizim çevre güçlensin, bizim insanlar payını alsın.”

İşte bu anlayış, Cumhuriyetin yurttaşlık bilincini zedeler.
Bu anlayış, liyakati yok eder.
Bu anlayış, kamunun kaynaklarını ortak değer olmaktan çıkarır.
Bu anlayış, devleti ganimet gibi gören bir zihniyet üretir.

Oysa devlet ganimet değildir.
Devlet, milletin ortak namusudur.
Devlet, çocuklarımızın geleceğidir.
Devlet, bir partinin, bir grubun, bir zümrenin, bir cemaatin, bir ailenin ya da bir çıkar çevresinin malı değildir.

Devlet, yurttaşın evidir.

İktidar Değişikliği Yetmez, Zihniyet Değişikliği Gerekir

Bugün birçok insan haklı olarak çözümü iktidar değişikliğinde görüyor.

Elbette demokrasilerde iktidarlar değişir.
Elbette halk memnun olmadığı yönetimi sandıkta değiştirir.
Elbette uzun yıllar ülkeyi yöneten bir iktidarın ekonomi, hukuk, eğitim, tarım, sanayi ve dış politika alanındaki tercihleri sorgulanır.

Ancak ben meseleyi yalnızca “kim gidecek, kim gelecek” düzeyinde görmüyorum.

Çünkü eğer toplumun değer yargıları değişmemişse, eğer siyaset ahlakı yeniden kurulmamışsa, eğer liyakat yerine sadakat geçerliyse, eğer kamu kaynakları yine yandaşlık mantığıyla paylaşılacaksa, eğer halkın vicdanını temsil edecek güçlü bir toplumsal denetim yoksa; iktidar kimin eline geçerse geçsin kısa süre sonra benzer alışkanlıklar yeniden ortaya çıkar.

Bugün mesele yalnızca bir partinin güçlenmesi değildir.
Mesele yalnızca muhalefetin birleşmesi değildir.
Mesele yalnızca yeni bir lider arayışı değildir.

Mesele, toplumu yeniden ortak bir ahlaki zeminde buluşturma meselesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; siyasetin üstünde, partilerin ötesinde, halkın vicdanını temsil eden, Cumhuriyetin temel değerlerinden beslenen, aklı ve bilimi esas alan bir demokratik toplumsal örgütlenmedir.

Ben buna toplumun sağduyusu diyorum.
Ben buna toplumun vicdanı diyorum.
Ben buna Anadolu aydınlanması diyorum.

Toplumun Vicdanı Nerede Durmalı?

Toplumun vicdanı; iktidarın yanında ya da muhalefetin arkasında değil, doğrunun yanında durmalıdır.

Toplumun vicdanı; güçlüden yana değil, haklıdan yana olmalıdır.

Toplumun vicdanı; çıkar ilişkilerinin değil, adalet duygusunun sesi olmalıdır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik kitle hareketi de tam olarak böyle bir zeminde kurulmalıdır.

Bu hareketin temelinde şu değerler olmalıdır:

Vatanın bölünmez bütünlüğü.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı.
Yurttaşlık temelinde eşitlik.
Hukukun üstünlüğü.
Laiklik.
Bilimsel eğitim.
Kadın erkek eşitliği.
Emek ve alın teri.
Hakça paylaşım.
Üretim ekonomisi.
Tam bağımsızlık.
Barış ve kardeşlik.
İnsan hakları.
Cumhuriyet kazanımları.
Atatürk ilke ve devrimleri.

Bu değerler herhangi bir partinin tekelinde değildir.

Bu değerler bu milletin ortak değerleridir.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, bir ümmet toplumundan çağdaş bir yurttaşlık toplumuna geçişin adıdır.

Cumhuriyet; kulluktan bireye, biattan akla, tebaadan yurttaşa geçiştir.

Atatürk devrimleri de yalnızca geçmişte kalmış tarihsel olaylar değildir. Onlar bugün hâlâ Türkiye’nin çağdaşlaşma pusulasıdır.

Kuvayımilliye Bir Parti Hareketi Değildi

Bugün Türkiye’de eksik olan şeyi anlamak için geçmişe bakmak gerekir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde devlet çökmüş, ekonomi iflas etmiş, ordu dağıtılmış, tersanelere girilmiş, silahlar teslim alınmış, ülkenin dört bir yanı işgal edilmişti.

Bir milletin üzerine karanlık çökmüştü.

Ama o karanlıkta bir ışık doğdu.

O ışık, ne yalnızca bir askeri hareketti ne de yalnızca bir siyasi örgütlenmeydi.

O ışık, Kuvayımilliye ruhuydu.

Kuvayımilliye; milletin kendi kaderine sahip çıkmasıydı.

Kuvayımilliye; çaresizliğe teslim olmamaktı.

Kuvayımilliye; manda ve himaye arayanların karşısına tam bağımsızlık iradesiyle çıkmaktı.

Kuvayımilliye; farklı şehirlerden, farklı inançlardan, farklı sosyal kesimlerden insanların aynı vatan sevgisinde birleşmesiydi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, Amasya’da milletin istiklalini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ilan etmesi, Erzurum’da vatanın bir bütün olduğunu vurgulaması, Sivas’ta yerel direnişleri ulusal bir iradeye dönüştürmesi işte bu büyük toplumsal örgütlenmenin adımlarıydı.

Burada önemli olan şudur:

Mustafa Kemal yalnızca emir veren bir komutan değildi.
O, millete güven veren bir aklın temsilcisiydi.
O, halkın önüne gerçekçi bir yol haritası koydu.
O, dağınık güçleri birleştirdi.
O, umutsuzluğu örgütlü umuda dönüştürdü.
O, işgale karşı halkın vicdanını ayağa kaldırdı.

Bu nedenle millet onun arkasından yürüdü.

Çünkü millet, onda kişisel ikbal peşinde koşan bir siyasetçi değil; vatanı, bağımsızlığı ve milletin geleceğini önceleyen bir lider gördü.

Bugün de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey budur.

Dağınık öfkeleri örgütlü akla dönüştürecek bir anlayış.
Kırgınlıkları ortak hedefe yöneltecek bir toplumsal hareket.
Parti çıkarlarını değil, ülke çıkarlarını önceleyecek bir vicdan örgütlenmesi.
Halkın güvenini kazanacak, halkın dilini konuşacak, halkın derdine bilimsel çözümler üretecek bir Anadolu hareketi.

Atatürk’ün Başardığı Şey Neydi?

Mustafa Kemal’in büyüklüğü yalnızca savaş kazanmasında değildir.

Elbette Çanakkale’de gösterdiği askeri deha, Sakarya’da ortaya koyduğu stratejik akıl, Büyük Taarruz’da sergilediği kararlılık tarihin en büyük başarıları arasındadır.

Ama Mustafa Kemal’i büyük yapan asıl şey, savaş meydanlarındaki zaferleri Cumhuriyet devrimleriyle tamamlamasıdır.

Çünkü o biliyordu ki bir ülkeyi yalnızca düşmandan kurtarmak yetmez.
O ülkeyi cehaletten, yoksulluktan, bağnazlıktan, bağımlılıktan ve geri kalmışlıktan da kurtarmak gerekir.

Bu yüzden Cumhuriyet kuruldu.
Bu yüzden eğitim seferberliği başlatıldı.
Bu yüzden hukuk devrimi yapıldı.
Bu yüzden kadınlara haklar tanındı.
Bu yüzden harf devrimi gerçekleştirildi.
Bu yüzden laiklik benimsendi.
Bu yüzden bilim ve akıl devletin temel pusulası hâline getirildi.
Bu yüzden üretim, sanayileşme, tarım, eğitim ve kültür alanlarında büyük hamleler yapıldı.

Atatürk’ün yaptığı şey, yalnızca eski bir devleti yıkıp yeni bir devlet kurmak değildi.

Atatürk, aynı zamanda yeni bir insan tipi yaratmak istedi.

Sorgulayan insan.
Bilime inanan insan.
Üreten insan.
Hak arayan insan.
Yurttaşlık bilincine sahip insan.
Kadınıyla erkeğiyle eşit bireylerden oluşan çağdaş toplum.

Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de işte bu insan tipidir.

Çünkü toplum sorgulamıyorsa demokrasi gelişmez.
Toplum okumuyorsa siyaset yozlaşır.
Toplum üretmiyorsa ekonomi bağımlı hâle gelir.
Toplum adalet duygusunu kaybetmişse hukuk kâğıt üzerinde kalır.
Toplum yurttaşlık bilincini yitirmişse devlet ortak ev olmaktan çıkar.

Türkiye’de Eksik Olan Demokratik Bir Halk Hareketidir

Benim bugün gördüğüm en büyük eksiklik şudur:

Türkiye’de halkın vicdanını örgütleyecek, siyasetin üzerinde duracak, hiçbir partinin arka bahçesi olmayacak, Cumhuriyet değerlerini çağdaş projelerle bugüne taşıyacak güçlü bir demokratik halk hareketi eksiktir.

Bu hareket bir parti olmak zorunda değildir.

Hatta bana göre öncelikle parti olmamalıdır.

Çünkü parti olduğunuz anda seçim hesabı, aday hesabı, koltuk hesabı, liste hesabı, ittifak hesabı devreye girer. Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey, bütün bu hesapların üzerinde duran bir toplumsal akıldır.

Bu hareket; Atatürkçü düşünceyi nostaljik bir anma töreni olmaktan çıkarıp bugünün sorunlarına çözüm üreten bir çağdaşlaşma programına dönüştürmelidir.

Atatürkçülük yalnızca rozet takmak değildir.
Atatürkçülük yalnızca 10 Kasım’da saygı duruşunda bulunmak değildir.
Atatürkçülük yalnızca bayramlarda nutuk atmak değildir.

Atatürkçülük; aklı, bilimi, üretimi, bağımsızlığı, laikliği, halkçılığı ve devrimciliği bugünün koşullarında yeniden yorumlayabilmektir.

Atatürkçülük; tarım politikası üretmektir.
Eğitim modeli geliştirmektir.
Ekonomi programı hazırlamaktır.
Sanayileşme vizyonu ortaya koymaktır.
Gençlere gelecek sunmaktır.
Kadınların toplumsal hayattaki gücünü artırmaktır.
Yoksulluğa karşı hakça paylaşımı savunmaktır.
Dış politikada tam bağımsızlığı esas almaktır.
Laik, bilimsel, kamucu bir eğitim düzenini savunmaktır.

Bugün halk şunu bilmelidir:

Eğer Atatürkçü bir yapı ekonomi modeli sunuyorsa, bu birilerini zengin etmek için değil; ülkenin üretim gücünü artırmak için sunulmalıdır.

Eğer eğitim modeli sunuyorsa, bu cemaatlere, tarikatlara, özel çıkar gruplarına alan açmak için değil; çocuklarımızı çağdaş dünyanın özgür bireyleri olarak yetiştirmek için sunulmalıdır.

Eğer tarım politikası sunuyorsa, bu ithalata dayalı bir çaresizlik üretmek için değil; köylüyü, çiftçiyi, üreticiyi yeniden ayağa kaldırmak için sunulmalıdır.

Eğer sağlık politikası sunuyorsa, bu insanı müşteri gibi gören bir anlayışla değil; insan yaşamını kamusal bir hak olarak gören bir anlayışla hazırlanmalıdır.

İşte benim hayalimdeki Anadolu hareketi budur.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Tarihsel Sorumluluğu

Bu noktada açık konuşmak gerekir.

Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye’de böyle bir hareketin doğal adreslerinden biri olmalıydı.

Çünkü Atatürkçü Düşünce Derneği, herhangi bir partinin yan kuruluşu olmak için değil; Atatürk ilke ve devrimlerini savunmak, Cumhuriyet kazanımlarını korumak ve Anadolu aydınlanmasını sürdürmek için kurulmuş bir demokratik kitle örgütüdür.

Benim de içinde yer aldığım, Ankara Genel Merkez yönetiminde görev yaptığım dönemlerde üzerinde durduğumuz en önemli fikirlerden biri buydu.

Biz, günlük siyasetin üzerinde duran, hiçbir partinin arka bahçesi olmayan, adeta bir akademi gibi çalışan, ülkenin yetişmiş insanlarını bir araya getiren, her alanda çalışma grupları kuran güçlü bir Atatürkçü yapılanmayı hayal ettik.

Tarımda ayrı bir çalışma grubu.
Ekonomide ayrı bir çalışma grubu.
Eğitimde ayrı bir çalışma grubu.
Sağlıkta ayrı bir çalışma grubu.
Sanayide ayrı bir çalışma grubu.
Turizmde ayrı bir çalışma grubu.
Uluslararası ilişkilerde ayrı bir çalışma grubu.
Gençlik politikalarında ayrı bir çalışma grubu.
Kadın haklarında ayrı bir çalışma grubu.
Yerel yönetimlerde ayrı bir çalışma grubu.

Bu gruplar, çıkar ve menfaat gözetmeden ülkenin geleceği için projeler üretecekti.

Amaç şuydu:

Atatürkçü Düşünce Derneği yalnızca tepki veren bir yapı olmayacaktı.
Yalnızca basın açıklaması yapan bir yapı olmayacaktı.
Yalnızca belirli günlerde çelenk koyan bir yapı olmayacaktı.

Üreten, düşünen, araştıran, raporlayan, proje geliştiren, kamuoyuna yol gösteren, siyasete ahlaki ve fikri ayar verebilen bir Cumhuriyet aklı olacaktı.

Ne yazık ki zaman içinde bu büyük potansiyel yeterince değerlendirilemedi. Kimi dönemlerde yakalanan ivme, çeşitli operasyonlarla, iç çekişmelerle, kişisel hesaplarla ya da örgütsel dağınıklıklarla zayıfladı.

Bugün gelinen noktada Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yeniden kendi tarihsel misyonunu hatırlaması gerekir.

Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır.

ADD bir kişinin konuştuğu, dar bir çevreye hitap eden, eylemsellikten uzaklaşmış bir yapı olmamalıdır.

ADD; halkın içinde, gençliğin yanında, emekçinin sofrasında, öğretmenin sınıfında, çiftçinin tarlasında, kadının mücadelesinde, öğrencinin geleceğinde, Cumhuriyetin her kazanımında yaşayan bir örgüt olmalıdır.

Anadolu Hareketi Nasıl Olmalı?

Benim hayalimdeki Anadolu hareketi; öfkeden değil, akıldan beslenir.

Kutuplaşmadan değil, ortak değerlerden güç alır.

İntikam duygusuyla değil, adalet duygusuyla yürür.

Parti fanatizmiyle değil, yurttaşlık bilinciyle büyür.

Bu hareketin dili kavga dili değil, uyanış dili olmalıdır.

Bu hareket halka tepeden bakmamalıdır.
Halkı suçlamamalıdır.
Halkı küçümsememelidir.
Halkı cahil ilan etmemelidir.

Çünkü halkı küçümseyen hiçbir hareket halk hareketi olamaz.

Halkı anlamak gerekir.
Halkın yoksulluğunu görmek gerekir.
Halkın korkularını anlamak gerekir.
Halkın çaresizliğini duymak gerekir.
Halkın neden yanlış tercihlere sürüklendiğini sorgulamak gerekir.

Suni gündemlerle, korkularla, inanç sömürüsüyle, ekonomik bağımlılıkla, medya kuşatmasıyla, eğitimdeki çöküşle, örgütsüzlükle şekillendirilen bir toplumun yeniden ayağa kalkması kolay değildir.

Ama imkânsız da değildir.

Çünkü bu millet, en zor zamanlarda ayağa kalkmayı başarmış bir millettir.

Bu millet, işgal altındayken bile umudunu kaybetmemiştir.
Bu millet, yoksulluk içinde Cumhuriyet kurmuştur.
Bu millet, yokluk içinde okullar açmıştır.
Bu millet, savaş yorgunu hâliyle fabrikalar kurmuştur.
Bu millet, küllerinden yeni bir devlet yaratmıştır.

O hâlde bugün de başarabilir.

Yeter ki doğru bir fikri öncülük olsun.
Yeter ki güven veren bir örgütlenme olsun.
Yeter ki kişisel çıkarların üzerinde bir ülke sevgisi olsun.
Yeter ki halkın vicdanını temsil edecek temiz, ahlaklı, bilgili, kararlı kadrolar olsun.

Yeni Bir Toplumsal Sözleşmeye İhtiyacımız Var

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, bana göre yeni bir toplumsal sözleşmedir.

Bu sözleşme şöyle başlamalıdır:

Bu ülke hepimizindir.

Bu ülkede yaşayan herkes, etnik kökeni, inancı, mezhebi, yaşam tarzı, siyasi görüşü ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak eşit haklara sahiptir.

Hiç kimse diğerinden üstün değildir.
Hiç kimse diğerinden daha az değerli değildir.
Hiç kimse bu ülkenin sahibi, diğerleri kiracısı değildir.

Türkiye Cumhuriyeti hepimizin ortak evidir.

Bu ortak evde adalet olacak.
Bu ortak evde hukuk olacak.
Bu ortak evde liyakat olacak.
Bu ortak evde laiklik olacak.
Bu ortak evde bilimsel eğitim olacak.
Bu ortak evde üretim olacak.
Bu ortak evde hakça paylaşım olacak.
Bu ortak evde kadın erkek eşitliği olacak.
Bu ortak evde çocukların geleceği korunacak.
Bu ortak evde gençler umutla yaşayacak.
Bu ortak evde emekli insan onuruna yaraşır bir yaşam sürecek.
Bu ortak evde çiftçi üretecek, işçi hakkını alacak, öğretmen saygın olacak, bilim insanı özgür olacak.

İşte gerçek Cumhuriyetçilik budur.

Bugün Eksik Olan Lider Değil, Örgütlü Vicdandır

Türkiye’de insanlar çoğu zaman kurtarıcı arar.

Bir lider gelsin, her şeyi düzeltsin ister.

Oysa Mustafa Kemal’in bize öğrettiği en büyük ders, kurtuluşun tek bir kişinin iradesine değil, milletin örgütlü iradesine dayanması gerektiğidir.

Mustafa Kemal büyük bir liderdi; ama o büyüklüğünü milletin iradesini örgütleyerek gösterdi.

Amasya’da milletin azim ve kararına işaret etmesi boşuna değildi.
Erzurum’da vatanın bütünlüğünü vurgulaması boşuna değildi.
Sivas’ta dağınık cemiyetleri birleştirmesi boşuna değildi.
Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni açması boşuna değildi.

Çünkü o, kişisel iktidar değil, milli egemenlik fikrini büyüttü.

Bugün de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey tek başına bir kurtarıcı değil; örgütlü bir halk vicdanıdır.

Bu vicdan; iktidarı da denetlemeli, muhalefeti de denetlemelidir.

Bu vicdan; siyasetin ahlaki ayarları bozulduğunda sesini yükseltmelidir.

Bu vicdan; halkın çıkarını parti çıkarının üzerinde tutmalıdır.

Bu vicdan; Cumhuriyetin temel değerlerini günlük siyasi hesaplara kurban etmemelidir.

Bu vicdan; ülkenin çocuklarına karşı sorumluluk duymalıdır.

Çünkü mesele bugünün koltukları değil, yarının Türkiye’sidir.

Son Söz: Türkiye’nin Çözümü Anadolu Aydınlanmasındadır

Bugün Türkiye’de eksik olan ne?

Eksik olan yalnızca para değildir.
Eksik olan yalnızca üretim değildir.
Eksik olan yalnızca muhalefet birliği değildir.
Eksik olan yalnızca yeni bir lider değildir.

Eksik olan; toplumun sağduyusunu, vicdanını, aklını ve ahlakını örgütleyecek demokratik bir halk hareketidir.

Eksik olan; Atatürkçü çizgide, Cumhuriyet değerlerine bağlı, bilimsel, üretimci, laik, halkçı, devrimci bir Anadolu aydınlanmasıdır.

Eksik olan; partilerin üzerinde ama demokrasinin içinde duran, siyasete düşman olmayan ama siyaseti halk adına denetleyen, hiçbir gücün arka bahçesi olmayan bağımsız bir toplumsal örgütlenmedir.

Eksik olan; rantın karşısına emeği, çıkarın karşısına ahlakı, fanatizmin karşısına aklı, biatın karşısına yurttaşlığı, umutsuzluğun karşısına örgütlü umudu koyacak bir Cumhuriyet hareketidir.

Benim inancım şudur:

Bu ülke, yeniden ayağa kalkacaksa bunu yine Anadolu’nun vicdanıyla başaracaktır.

Bu ülke, yeniden üretecekse bunu yine akılla ve bilimle başaracaktır.

Bu ülke, yeniden adaleti kuracaksa bunu yine yurttaşlık bilinciyle başaracaktır.

Bu ülke, yeniden umutlanacaksa bunu yine Kuvayımilliye ruhuyla başaracaktır.

Çünkü bu milletin tarihinde teslimiyet yoktur.

Bu milletin mayasında bağımsızlık vardır.
Bu milletin hafızasında Cumhuriyet vardır.
Bu milletin vicdanında adalet vardır.
Bu milletin yol haritasında Mustafa Kemal Atatürk vardır.

Bugün bize düşen görev, o büyük mirası yalnızca anmak değil; anlamak ve yeniden hayata geçirmektir.

Türkiye’nin gerçek ihtiyacı budur.

Yeni bir Anadolu aydınlanması.
Yeni bir toplumsal vicdan.
Yeni bir örgütlü umut.
Yeni bir Kuvayımilliye ruhu.

Çünkü Türkiye’nin kurtuluşu, dün olduğu gibi bugün de milletin azim ve kararındadır.

İlker Taşyürek
Eğitimci / Yazar