Çoğu Ebeveyn Sınır Koyduğunu Düşünüyor Ama Gerçek Farklı

ÇOĞU EBEVEYN SINIR KOYDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR AMA GERÇEK FARKLI
Sınır koymak ile kural koymak çoğu zaman aynı anlamda kullanılsa da aslında birbirinden farklı kavramlardır. Kural, çocuğun belirli bir ortamda hangi davranışları yapması veya yapmaması gerektiğini belirlerken; sınır, çocuğun kendi haklarının nerede başlayıp nerede bittiğini ve başkalarının haklarına nasıl saygı göstermesi gerektiğini anlamasını sağlar. Örneğin, çocuğa “Akşam saat 21.00’de uyumak için yatağına gitmelisin.” demek bir kural koymaktır. Kardeşinin odasına izinsiz girmemesi, eşyalarını izinsiz almaması ve kardeşi istemediğinde ona sarılmaması gerektiğini öğretmek ise sınır koymaya örnektir. İlkinde çocuğun uyması beklenen bir davranış belirlenirken ikincisinde hem kendi haklarını hem de başkalarının kişisel alanlarını tanıması amaçlanır. Bu nedenle sağlıklı bir ebeveynlik yaklaşımı, yalnızca kurallar koymayı değil, çocuğa sınırların anlamını ve gerekçesini öğretmeyi de gerektirir.
Çocuk yetiştirirken aileleri ve eğitimcileri en çok zorlayan konuların başında saldırgan davranışlar, kurallara karşı gelme, öfke patlamaları ve sınırları zorlayan tutumlar geliyor. Bu davranışlarla karşılaşan pek çok ebeveyn, çözümü daha fazla kural koymakta, yasakları artırmakta veya çocuğun davranışlarını kontrol altına almakta arıyor. Oysa sınır koymak, yalnızca çocuğa neyi yapıp neyi yapamayacağını söylemekten çok daha fazlasını ifade ediyor.
Sınır, çocuğun önüne çekilen katı bir duvar değil; kendisini güvende hissetmesini sağlayan, sosyal ilişkilerini düzenleyen ve gelişimine rehberlik eden bir çerçevedir. Gerçek anlamda sınır koymak, çocuğun özgürlüğünü elinden almak değil, özgürlüğünü hangi çerçevede kullanabileceğini öğrenmesine yardımcı olmaktır.
Bu süreçte çocukların yalnızca kuralları öğrenmesi yeterli değildir. Aynı zamanda kendi haklarının ve özgürlüklerinin farkına varmaları, başkalarının haklarına saygı göstermeleri ve sosyal yaşamın gerektirdiği sorumlulukları kavramaları gerekir. Aile içinde başlayan bu öğrenme süreci okulda, arkadaş çevresinde, mahallede ve oyun alanlarında devam eder.
Örneğin kendi eşyalarının izinsiz alınmasına karşı çıkabilen, istemediği bir davranış karşısında hayır diyebilen ve rahatsız olduğu durumları ifade edebilen bir çocuk, zamanla başkalarının sınırlarına saygı duymayı da öğrenir. Böylece sınır kavramı yalnızca itaat etmeyi değil, karşılıklı haklara saygı göstermeyi de beraberinde getirir.
Ancak bazı çocuklar, sosyal çevrelerinde sınır ihlalleriyle karşılaşabiliyor. Hakları görmezden gelinen veya başka çocuklar tarafından sürekli rahatsız edilen çocukların, böyle durumlarda kimlerden yardım isteyebileceklerini bilmeleri büyük önem taşıyor. Ebeveynlerin, öğretmenlerin ve psikolojik danışman, psikolog gibi çocuk gelişimini destekleyen uzmanların rehberliği, çocuğun zorlayıcı durumlarda kendisini yalnız hissetmemesine yardımcı oluyor.
Sınır koyarken çocuğun beyin gelişimi göz ardı edilmemeli
Sınır koyma sürecinde çoğu zaman gözden kaçırılan önemli bir ayrıntı da çocukların beyin gelişimi. Çocuklardan yaşlarının ve gelişim düzeylerinin üzerinde bir özdenetim beklemek, sınır koyma sürecini daha da zorlaştırabiliyor.
Beynin planlama, karar verme ve dürtü kontrolü gibi becerilerinden sorumlu olan prefrontal korteks, çocukluk döneminden başlayarak gelişimini sürdürür. Duygusal tepkilerin oluşmasında önemli rol oynayan limbik sistem ve özellikle amigdala ise çocuğun korku, öfke ve heyecan gibi duygusal tepkilerinde etkilidir.
Bu nedenle çocukların her durumda yetişkinler gibi düşünmesi, duygularını kontrol etmesi ve davranışlarını düzenlemesi beklenemez. Özellikle yoğun duygular yaşadıkları anlarda uygun davranışı seçmekte zorlanabilirler.
Anne, baba, öğretmen ve bakım verenlerin tutarlı, anlaşılır ve öngörülebilir sınırlar oluşturması bu noktada önem kazanıyor. Çocuğa neyin neden kabul edilebilir olduğunu açıklamak, aynı durumlarda benzer tepkiler vermek ve yaşına uygun beklentiler belirlemek, zaman içerisinde özdenetim becerisinin gelişmesine katkı sağlıyor.
Kısacası çocuklara sınır koymak, onları kontrol etmekten ibaret değil. Asıl mesele, çocukların kendi davranışlarını düzenlemeyi, haklarını korumayı, başkalarının haklarına saygı göstermeyi ve sosyal yaşamın içinde güvenle var olmayı öğrenmelerini sağlamak. Çünkü çocuklar yalnızca kendilerine çizilen sınırlarla değil, o sınırların neden var olduğunu anlayarak büyür.
UZM.KLİNİK PSİKOLOG
VELİ YILMAZ









