← Mersin Dergisi
Sibel Gelbul

Parçala, Böl ve Yönet

Sibel Gelbul
📅 25 Ağustos 2026 36
Parçala, Böl ve Yönet
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Büyük İskender ile felsefenin büyük ismi Aristoteles arasında geçtiği anlatılan bir hikâye vardır. Büyük İskender, ele geçirdiği topraklarda yaşayan halkları nasıl kontrol altında tutabileceğini sorar.

İleri gelenleri sürgüne mi göndermeli? Hapse mi atmalı? Yoksa ortadan mı kaldırmalı?

Aristoteles'e atfedilen cevap ise daha farklıdır:

“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle çatıştıklarında kendini hakem olarak kabul ettireceksin. Fakat anlaşmaya giden yolları kapalı tutacaksın.”

Elbette bu anlatı tarihsel bir belge olmaktan çok, yüzyıllardır anlatılan popüler bir felsefi kurgudur. Ama asıl önemli olan hikâyenin doğruluğundan çok, bugün bize ne söylediğidir.

Çünkü “böl ve yönet” yalnızca geçmişin imparatorluklarına ait bir yöntem değildir. Günümüzde de farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.

Aynı gemide farklı düşüncelere sahip insanlar olabilir mi?

Elbette olabilir.Bunun adı demokrasidir. Tahammüldür. Çeşitliliktir.

Aynı ülkeyi, aynı kenti, aynı toplumu seven insanların her konuda aynı düşünmesi gerekmez. Hatta demokrasinin güzelliği biraz da buradadır. Aynı pencereden bakmak zorunda değiliz; önemli olan, birbirimizin penceresini taşlamamaktır.Asıl sorun, farklı düşünmek değil; farklı düşünene tahammül edememektir.

Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri de budur: empati eksikliği, tahammülsüzlük ve etik değerlerin giderek zayıflaması.

Bazen olayların içine fazla girmek yerine, labirentin üstünden bakmak gerekir.

Siyasetin ve yönetimin farklı kademelerinde yer alan, farklı çevrelerle iletişim kurabilen insanlar bazı gelişmeleri diğerlerinden önce görebilir. Herkesin bilmediği bilgileri bilebilir, farklı aktörlerin ne düşündüğünü daha yakından takip edebilirler.

Bu nedenle siyasette her hamle, satranç tahtasındaki bir hamle gibidir.

Piyonlar yolu açar ya da yolu kapatır. Kale ve vezir stratejik alanları kontrol eder. Şah ise korunması gereken en önemli taştır.

Ama satrançta bile herkes aynı taşı oynayamaz.Stratejiyi doğru kurmadan yapılan her hamle, oyunu kazanmak yerine kaybettirebilir.

Bu yüzden siyaseti iyi okuyan da okumayan da kişisel hırslarını merkeze koyduğunda oyunun dışına düşebilir.

Bazen en doğru hamle, hemen hamle yapmamak; zamanı beklemektir.Tıpkı satrançta olduğu gibi…

AH SOSYAL MEDYA!

Bir bakıyorsunuz memleket batmış.

Bir bakıyorsunuz aynı memleket birkaç dakika sonra dünyanın en güzel ülkesi olmuş.

 

Elimize, dilimize ve davranışlarımıza sahip olmak…

Çünkü bir ülke sosyal medya yorumlarıyla yönetilmez. Magazin diliyle siyaset yapılmaz. Algıyla gerçek birbirine karıştırıldığında toplumun sağlıklı düşünme yeteneği de zarar görür.

Bugün sosyal medyada yapılan linçlerin çoğu, gerçekten bir adalet arayışından mı doğuyor?

Yoksa hoşumuza giden bir hedef bulduğumuzda mı ortaya çıkıyor?

Eğer gerçekten toplumsal duyarlılıktan söz ediyorsak, bunu yalnızca bize dokunan meselelerde göstermemeliyiz.

Andımız kaldırılırken gösterdiğimiz tepki kadar; çocukların istismarı karşısında da aynı duyarlılığı gösterebilmeliyiz.

Ekonomik sıkıntılar yaşayan asgari ücretlinin, emeklinin, dar gelirlinin yanında da aynı kararlılıkla durabilmeliyiz.

Bazen korkudan, bazen çıkardan, bazen de yalnızca işimize geldiği için sessiz kalıyoruz.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Kendimize sürekli aynı kanalı izletiyor, aynı düşünceleri okuyor, aynı insanları takip ediyor ve sonra da bütün ülkenin bizim gördüğümüz gibi düşündüğünü sanıyoruz.

Biraz değiştirin.Başka sesleri dinleyin.Başka fikirleri okuyun.

Demokrasi, sadece bizim gibi düşünenlerin konuşabildiği bir düzen değildir.

Kendimize göre okumaktan vazgeçtiğimizde, birlikte yaşamanın ve birleşmenin değerini daha iyi anlayacağız.Çünkü hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz.

Ama hepimizin sahip çıkması gereken ortak değerler var.

Bu ülke bizim.

Bu şehir bizim.

Bu toplum bizim.

Farklılıklarımız bizi parçalamak için değil, zenginleştirmek için var.

Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey şudur:Parçalanmadan farklılaşabilmek, farklılaşırken birbirimize düşman olmamak ve ortak değerlerimiz etrafında yeniden bir araya gelebilmek.

Çünkü “böl ve yönet” anlayışına verilebilecek en güçlü cevap;“Farklı düşünürüz ama birbirimizi bölmeyiz.” diyebilmektir.