Mersin Dergisi
Mersin 20°CGüneşli
Haber GönderSizde Kendi Haberlerinizi Gönderin
GÖNDER ›
Siyaset

Milli Görüş kulisi ve Yarım asırlık günce: Abdullah Gül’ün yazıları kimleri kızdıracak

📅 16 Mayıs 2026, 02:36   👁 9
Milli Görüş kulisi ve Yarım asırlık günce: Abdullah Gül’ün yazıları kimleri kızdıracak

Gazeteci Fehmi Çalmuk, “politikadam.com” internet sitesinde, “Türk’ün Ruh Köküne Bağlı Savaşçının Yarım Asırlık Notları GülChine…” başlıklı yazısında, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Delphi Ekonomi Forumu’nda yaptığı Çin değerlendirmesinden yola çıkarak, ABD’nin Orta Doğu’da güvenilirliğini kaybettiğini, Çin’in ise bölgede daha öngörülebilir bir aktör olarak stratejik avantaj elde edebileceğini söylediğini aktarıyor.

Çalmuk, bu güncel açıklamayı Abdullah Gül’ün yaklaşık 50 yıl önce, 1976’da Milli Türk Talebe Birliği’nin yayın organı Milli Gençlik dergisinde yayınlanan makalesiyle karşılaştırıyor. Gül’ün o dönem kaleme aldığı “Rus ve Çin Menfaat Çatışması ve Türk Solundaki İhanet” başlıklı yazıda, Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki ideolojik ve siyasi rekabetin Türkiye’deki sol gruplara nasıl yansıdığı anlatılıyor.

Yazıya göre Gül, 1976’daki makalesinde Türk solundaki Rus yanlıları ile Çin yanlıları arasındaki ayrışmayı “iki emperyalist komünist devletin yerli uzantıları” üzerinden okuyor. TİP, TSİP, Maocular, Doğu Perinçek çevresi, DİSK ve dönemin sol yayın organları arasındaki suçlamalar; “ajanlık”, “revizyonizm”, “faşizmle işbirliği” ve “işçi sınıfını bölme” tartışmaları üzerinden aktarılıyor.

“ORTA DOĞU’DA NÜFUZUNU ARTIRABİLECEK BİR GÜÇ OLARAK DEĞERLENDİRİYOR”

Çalmuk’un asıl dikkat çektiği nokta ise Gül’ün makalesinin sonunda kendisini ve MTTB çizgisini “Türk’ün ruh köküne bağlılığın savaşçıları” olarak tanımlaması. Yazar, buna rağmen Gül’ün makalesinde Rus mezalimi, Çin zulmü, Doğu Türkistan ya da İsa Yusuf Alptekin gibi başlıklara değinmemesini dikkat çekici buluyor.

Abdullah Gül, gençlik yıllarında Çin-Rus çatışmasını Türkiye’deki ideolojik kamplaşmalar üzerinden anti-komünist bir çerçevede analiz ederken; bugün Çin’i ABD karşısında stratejik oyun kurabilecek, Orta Doğu’da nüfuzunu artırabilecek bir güç olarak değerlendiriyor.

Çalmuk da bu dönüşümü ironik bir soruyla bağlıyor: “Majeste ihtimamı’ nezaketindeki makaleyi okuyunca sizler de ‘Doğu Perinçek’in kulakları çınlasın!’ dediniz mi? Peki siz cevaplayan o zaman soruyu: Size göre kim kazanmış!”

“HAKİM SINIFLARIN FAŞİST KESİMLERİ İLE DİRSEK TEMASINI DA AŞAN BİR TIBBİ VAKA”

Abdullah Gül’ün makalesi ise şöyle:

“Rus – Çin Menfaat Çatışması Ve Türk Solundaki İhanet-Abdullah Gül

İki süper devletten biri olan Sovyet sosyal emperyalizminin yurdumuzdaki işbirlikçileri TİP ve TSİP revizyonistleri halkın mücadelesini «provokasyon» olarak karalayıp, faşistlerin yanında yer alıyorlar…

Kadim Çin felsefesi Konfüçyüsçülük, sapık anarşist ve popülist düşünce kırıntıları (Halkın Sesi) ve Troçkist gevezeliklerinden oluşan bir garip salatadan öte bir şey olmayan Maoculuğun iç ve dış politikada emperyalizmle kucak kucağa giriştiği marifetleri sergilemek…. (Yürüyüş)

Rusya ile Kızıl Çin arasındaki tarihi menfaat anlaşmazlıkları 1963 senesinde Çin Komünist Partisi tarafından resmen bir mektupla açıklandıktan sonra, karşılıklı ithamlar dünya kamuoyu önünde gelişmeye başladı. Politik sahadaki sürtüşme zamanla askeri sahada da kendini gösterdi. Bu karşılıklı tavırlar devam ederken mücadele şüphesiz ki sadece iki ülke arasında kalamazdı. Ayrılıklar iki devletin emperyalizminin resmen devam ettiği ülkelere de sıçrayıp, sosyalist dünya kendi arasında gruplaşmaya başladı. Zamanla bu ayrılıklar bağımsız veya bağımsızlığına kavuşma noktasında olan ülkelerdeki komünistleri de ikiye ayırdı.

Türkiye’de 1970 yılı öncesinde Maocular, Doğu Perinçek’in Mihri Belli grubundan ayrılıp Proleter Devrimci Aydınlık Cephesini teşkil etmeleriyle Çin yanlısı politika izlemeye başladılar. 1976 yılı içinde Türkiye solundaki ayrılıklar kavgaya dönüştü. Rus Başbakanı Kosigin’in Türkiye’yi ziyareti üzerine Maocular bu ziyareti, çıkardıkları «Halkın Sesi» dergisinde «talan edeceği evi ziyarete geliyor» diye ilan etmişlerdi. Rus yanlısı TİP’e bağlı Yürüyüş dergisi ise bu açıklama karşısında Maocuları «hakim sınıfların faşist kesimleri ile dirsek temasını da aşan bir tıbbi vaka» içinde olmakla suçluyordu.

“RUSÇULAR, ÇİN TARAFTARLARINI SİNDİRMEK İÇİN KAMPANYALARINI HIZLANDIRDILAR”

Rusçuluk-Çincilik mücadelesinin yeni bir safhaya girmesi, geçen haftalarda yapılan DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikasının 6. Bölge konseyi toplantısında oldu. Mecidiyeköy Halk Birliği’ne bağlı Maocu grup, dağıttıkları bildiride bu sendika idarecilerini işçi sınıfının menfaatlerini satan sendika ağaları olarak ilan edince iki grup birbirine girdi. Hadiseler TRT haber bültenlerine geçerken basında da yer aldı. Bunun üzerine mücadele iyice kızıştı.

Yürüyüş dergisi, kapağına «Maocu komandolar» manşetini atarak «Maocular solun içinde bir grup olmayıp, işçi sınıfı hareketini bölme gayesiyle solun içine sokulmuş ne idüğü belirsiz (ya da belirli) kişiler olduklarını gösterdiler.» diye yazıyordu. Yürüyüş dergisi başka bir sayfasında da Maocuların «kimin nesi olduklarını, nerelerden, hangi kaynaklardan beslendiklerini kestirmek Columbo’nun ince zekasını gerektirmeyecek kadar açıktır.» diyordu.

Rusçular, Çin taraftarlarını sindirmek için kampanyalarını hızlandırdılar ve işi faşizm adına ajanlığa kadar götürdüler. Lenin’in sözü ile hakim güçlerin «mükemmel bir şekilde donatılmış ajan provokatörlerini, casuslarını, jandarmalarını harekete geçirmeyi» becermesi gibi TİP’liler de Maocuları son hareketlerinden dolayı «bu harekete geçirme eylemlerinin en gelişmiş, en açık ve en itibarsız misali» diye ifşa ediyorlardı.

Bu kampanyaya TSİP de katıldı. Gayriresmi yayın organları Kitle’de «Maocu bozguncular yine sahnede» denilirken TSİP Genel Başkanı Kaçmaz, Taksim Meydanı’ndaki mitinglerinde Maocuları «Dünya devrimci sürecinden kopma, gerici bir politikanın şampiyonluğunu yapan demokrasi düşmanları» diye ilan ediyordu. 1971 öncesi Dev-Genç’in mirasına konma gayretinde olan Devrimci Gençlik dergisini çıkaranlarsa, Maocu Halkın Sesi dergisine yaptığı açıklamada «Çin’in resmi dış politikasının uygulanmasından başka bir şey değildir» derken; başka bir Rus yanlısı İlerici Gençlik dergisi de «Sosyalizmle devrimci sloganları dışında uzak yakın hiçbir ilişkileri olmayanlar» diye açıklıyordu.

Bütün bu Rus taraftarlarının saldırısı karşısında Maocu grup, Kızıl Çin hesabına «Ne Amerika ne Rusya; Kahrolsun iki süper devlet» sloganları altında Rusya’yı ve onun yerli bağlılarını hedef alan mukabil iddialarda bulundular. Rusya’yı faşistlik, gericilik ve revizyonistlikle suçlayan Maocular, DİSK’e bağlı Sovyet yanlısı sendikaları suçluyor; «Devrimci işçiler üzerinde sosyal faşist bir terör hüküm sürmektedir. Ama biz bu terör ve zorbalığa yenilip, sendikamızı Sovyet Sosyal Emperyalizminin yerli işbirlikçilerine bırakmayacağız (Halkın Sesi)» diyerek TİP’li sendikacıların işçi sınıfının menfaatini satıp nasıl istismar ettiklerini anlatıyorlardı.

Düşünce ve eylemde Rus yanlılarına nazaran daha hızlı gözüken Kızıl Çin taraftarları, hadiselerin yoğunlaşması üzerine, 1971 öncesi düştükleri hataya tekrar düşmek istemeyen Rusçulara «Onlar bu durumdan yararlanarak sosyal faşist yüzlerine sosyalizm maskesi geçirip kitle mücadelesini saptırmakta, yatıştırmakta, bölmekte ve batırmaktadırlar. Revizyonistler kitleleri siyasetten uzaklaştırmakla kitleler arasında yılgınlığı ve moral bozukluğunu yaymaktadırlar» diye çatmaktaydılar.

SOSYALİST BLOKLAR ARASINDA

Rus-Çin mücadelesinin görünen sebebi Çin’e göre Marksist teoriden verilen tavizlerdir. Gerçekten, 1917 ihtilali ile devlet komünistlerin eline geçince, ikinci merhale olarak «Marksist üretim ilişkilerinin kurulması» gerekiyordu. Fakat hayaller gerçekleşmedi. Çünkü fiziki olaylarda bile kesin ve devamlı mutlak doğruların iddia edilemeyeceği gerçeği karşısında, Marksizmin sosyal hadiselere tatbik ettiği determinizmin gerçekleşemeyeceği meydandaydı.

Nitekim tavizler Lenin zamanında NEP devresi ile başladı. Sonra kolhozlardaki tavizlerle devam etti. 2,5 dönüm civarındaki zirai araziler köylüye dağıtıldı. Rantabiliteyi sağlamak gerçeği karşısında yeni tavizler verildi. «Parça başına ücret» sistemi geliştirildi. Ücretler arasındaki farklılıklar artarken imtiyazlı sınıflar ortaya çıktı. Çok uluslu şirketlerin kollarının Rusya’da yatırımlara giriştiği görüldü. Marksist teoriden uzaklaşmalar, sosyalizmden geriye doğru dönüşün başladığını gösteriyordu.

Çin, yarın kendi başına gelecek olan bu gerçekler karşısında Rusya’yı revizyonistlikle suçladı. Maoculara göre Rusya, revizyonist hareketleri gerçekleştiren burjuvaların hakimiyetinde kapitalizme doğru gidiyordu.

Rus-Çin mücadelesinin asıl sebebi ise şüphesiz ki tarihi misyonlara dayanıyordu. Bugünkü Rus idarecilerinin komünizmi manivela gibi Çar I. Petro’nun tarihi emellerine alet etmediğini kimse iddia edemez. Günümüz Rus idarecileri, çağımızın yeni çarlarıdır, o kadar… Halen Rusya’nın Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Gorşkov’un «Yüzyıllık bir rüya gerçek oldu. Sovyet gemilerinin forsu şimdi denizlerin en uzak köşelerinde dalgalanmaktadır.» (Halkın Sesi) sözü de bu gerçeği doğrulamıyor mu?

1949’da kurulan Kızıl Çin, şüphesiz ki komşusu olan böyle bir Rusya’yı tehlikeli sayacaktır. Çin’deki esas saik Marksizm olsa idi, komşusu komünist bir devleti kapitalist devletlerden daha tehlikeli saymazdı. Çünkü Mao da tarihi Çin ırkının hakimiyetini Marksizmle gerçekleştirmek arzusundadır.

“BU AYRILIKLARIN TALEBE VE İŞÇİ HAREKETLERİNE DE YENİ BOYUTLAR KAZANDIRACAĞI KANAATİNDEYİZ”

Ülkemizdeki bu iki grup arasındaki mücadeleden Türkiye gerçekleri için çıkartılacak «itiraflar» çoktur. Mesele, Türkiye’nin Rusya’nın mı yoksa Çin’in mi yörüngesine girmesi davasıdır. Karşılıklı ifşaatlardan; taraflardan birinin ideoloji ve maddi imkanlar bakımından Rusya’dan, diğerinin Çin’den kaynaklandığı gerçeği açıktır. Kısacası mücadele iki emperyalist komünist devletten tercih yapma adına sürdürülmektedir. Gelecek günlerde şiddetleneceğe benzeyen bu ayrılıkların talebe ve işçi hareketlerine de yeni boyutlar kazandıracağı kanaatindeyiz.

Bakalım memleketimizde istikbal, dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist-kapitalist süper devletlerin yerli kadrolarının mı, yoksa Doğu’yu kendi içinde diriltip, «Çağlar üstü Mutlak Fikri» hakim kılacak, Türk’ün ruh köküne bağlılığın savaşçısı bizlerin mi olacak?..”

Haberi Paylaş
Instagram için haber başlığı ve link kopyalandı. Instagram açılıyor; metni gönderinize yapıştırabilirsiniz.

Yazarın Son Yazıları