Mersin Bir Öğrenen Kent Olmalı: Büyükşehir’e Eğitim Daire Başkanlığı
ilker Taşyürek
Mersin Bir Öğrenen Kent Olmalı: Büyükşehir’e Eğitim Daire Başkanlığı
Bir belediyenin en büyük yatırımı nedir?
Yeni yollar mı?
Köprülü kavşaklar mı?
Parklar, sosyal tesisler, kültür merkezleri mi?
Elbette bunların hepsi bir kentin yaşam kalitesi açısından değerlidir. Ama bütün bunlardan daha değerli, daha kalıcı ve kuşaklar boyunca etkisini sürdürecek bir yatırım vardır:
İnsana yatırım.
Çünkü yolu insan kullanır, teknolojiyi insan üretir, tarımı insan geliştirir, işletmeyi insan yönetir, kültürü insan yaşatır, demokrasiyi insan güçlendirir.
O halde çağdaş belediyeciliğin en önemli sorularından biri şudur:
Kentte yaşayan insanı nasıl daha bilgili, daha üretken, daha donanımlı ve değişen dünyaya daha hazır hale getirebiliriz?
Bence Mersin artık bu soruyu ciddi biçimde tartışmalıdır.
Ve bu tartışmanın sonunda Mersin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde güçlü, bağımsız, bilimsel çalışan bir Eğitim Daire Başkanlığı kurulmalıdır.
Ancak benim sözünü ettiğim yapı yalnızca çocukların sınavlara hazırlandığı kursları yöneten klasik bir eğitim birimi değildir.
Çok daha büyük bir şeyden söz ediyorum.
7’den 77’ye bütün Mersin’in eğitiminden, gelişiminden ve yaşam boyu öğrenmesinden sorumlu bir kent aklından.
Eğitim Okulla Başlar Ama Okulla Bitmez
Türkiye’de eğitim denildiğinde doğal olarak aklımıza önce okullar, öğretmenler ve öğrenciler geliyor.
Oysa 21. yüzyılda eğitim kavramı çoktan okul duvarlarının dışına çıktı.
Bugün 50 yaşındaki bir esnafın e-ticareti öğrenmesi eğitimdir.
60 yaşındaki bir çiftçinin yeni sulama tekniklerini öğrenmesi eğitimdir.
Bir ev kadınının dijital pazarlamayı öğrenerek evinde ürettiği ürünü Türkiye’ye satabilmesi eğitimdir.
Bir emeklinin akıllı telefonu ve e-Devlet uygulamalarını güvenli kullanabilmesi eğitimdir.
Bir gencin yapay zekâ araçlarını öğrenmesi eğitimdir.
Bir anne babanın çocuk gelişimi konusunda bilinçlenmesi eğitimdir.
Bir apartman yöneticisinin deprem ve afet konusunda hazırlanması eğitimdir.
Bir üreticinin kooperatifleşmeyi öğrenmesi, bir restoran çalışanının yabancı dil öğrenmesi, bir küçük işletmenin sosyal medyada pazarlama yapabilmesi de eğitimdir.
Dolayısıyla mesele yalnızca çocukları eğitmek değil, kenti eğitmektir.
Dünyada bunun adı artık “Yaşam Boyu Öğrenme” ve “Öğrenen Kent” anlayışıdır.
Dünya Artık “Öğrenen Kentleri” Konuşuyor
Bu fikir bir hayal değil.
UNESCO yıllardır “Global Network of Learning Cities – Küresel Öğrenen Şehirler Ağı” adı altında kentlerin yaşam boyu eğitim politikalarını destekliyor.
2026 itibarıyla bu ağda 91 ülkeden 425 kent bulunuyor ve yaklaşık 500 milyon insan bu kentlerde yaşam boyu öğrenme politikalarının kapsamına giriyor. UNESCO’nun yaklaşımında eğitim yalnızca okulda gerçekleşmiyor; ailede, mahallede, işyerinde, kütüphanede, kültür merkezinde, üretim alanında ve günlük yaşamın içinde devam ediyor.
Üstelik Türkiye’den Afyonkarahisar, Aksaray, Ankara, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Hatay, İzmir, Konya, Sakarya ve Yozgat da UNESCO’nun Öğrenen Kentler Ağı içerisinde bulunuyor.
Burada Mersin adına önemli bir hedef ortaya koyabiliriz:
Neden Mersin de bir UNESCO Öğrenen Kenti olmasın?
Hatta neden Türkiye’nin yaşam boyu öğrenme konusunda örnek gösterilen kentlerinden biri olmasın?
Dünyadaki Örnekler Bize Bir Şey Söylüyor
Lizbon’da belediyenin desteklediği “Lisbon City of Learning” modeli, eğitim kurumlarıyla sınırlı değil. Eğitim, kültür, iş dünyası ve sivil toplumdan 120’nin üzerinde paydaş aynı sistem içerisinde çalışıyor. Kentliler dijital platform üzerinden 1.200’den fazla öğrenme fırsatına ulaşabiliyor ve kazanılan beceriler dijital rozetlerle belgelendiriliyor.
Medellín yaşam boyu öğrenmeyi doğrudan kentin kalkınma modeliyle ilişkilendiriyor. Eğitim, sosyal dönüşümün, sürdürülebilirliğin ve kentte fırsat eşitliğinin bir parçası olarak ele alınıyor.
Singapur’un SkillsFuture modeli ise vatandaşlara hayatlarının herhangi bir döneminde yeni beceriler edinme ve mesleklerini dönüştürme fırsatı sunuyor. Devlet, işverenler, sendikalar, eğitim kurumları ve sektör temsilcileri aynı öğrenme ekosisteminin içerisinde çalışıyor. Temel düşünce çok basit: İnsan 20 yaşında eğitimini tamamlayıp hayatının geri kalanında aynı bilgilerle yaşayamaz.
Dünya bunu görmüş durumda.
Çünkü yapay zekâ, otomasyon, iklim değişikliği ve dijital dönüşüm çağında insanlara yalnızca çocukluk ve gençlik dönemlerinde verilen eğitim artık yetmiyor.
İnsan hayatı boyunca yeniden öğrenmek zorunda.
Kentler de bunun altyapısını oluşturmak zorunda.
Türkiye’de De Önemli Deneyimler Var
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Enstitü İstanbul İSMEK modeli bugün mesleki eğitimden kişisel gelişime, güzel sanatlardan el sanatlarına kadar 1.500’ün üzerinde yüz yüze ve uzaktan eğitim programına sahip büyük bir yaşam boyu eğitim ağına dönüşmüş durumda. 2026-2027 döneminde sistem 25 uzmanlık okulu ve 128 eğitim merkeziyle faaliyet yürütüyor.
İstanbul’da yetişkin eğitimi ayrıca kent hakkı, istihdam, kadınların ve gençlerin güçlenmesi, teknolojik dönüşüm, kültür, sanat ve spor gibi başlıklarla bir politika alanı olarak da tartışılıyor.
İzmir’in Meslek Fabrikası, yerel iş gücü piyasasının ihtiyaçlarıyla eğitim programlarını buluşturmaya çalışıyor; işsizlerden kadınlara, gençlerden engellilere kadar farklı toplumsal kesimlere mesleki eğitim ve kapasite geliştirme desteği veriyor.
Ankara ise 2025 yılında UNESCO Öğrenen Kentler Ağı’na katıldı. Kentin vizyonunda toplum temelli öğrenme merkezleri, dijital dönüşüm, istihdamla eğitim arasındaki bağ, dezavantajlı gruplar ile dijital ve yeşil beceriler özellikle öne çıkıyor.
Bütün bunların söylediği aynı şeydir:
Yerel yönetimler artık yalnızca şehirleri yönetmiyor, insanların geleceğe hazırlanmasına da öncülük ediyor.
Aslında Mersin’in Elinde Çok Önemli Bir Başlangıç Var
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin bugün yaptığı eğitim çalışmalarını küçümsememek gerekir.
Tam tersine, üzerine yeni bir model kurulabilecek önemli bir altyapı bulunmaktadır.
Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde Eğitim Hizmetleri Şube Müdürlüğü bulunuyor. MERCEK Meslek Eğitim Merkezleri yetişkinlere meslek edindirme eğitimleri verirken Eğitim ve Öğretimi Destekleme Kurs Merkezleri gençlerin akademik gelişimine katkı sağlıyor. 2026 verilerinde Büyükşehir’in 10 ilçedeki 21 eğitim destek merkezinin yanı sıra yetişkinlere yönelik MERCEK merkezlerinin de faaliyet gösterdiği görülüyor.
MERCEK’lerde yabancı dilden hasta ve yaşlı bakımına, turizmden aşçılığa kadar uygulamalı eğitimlerin verilmesi de önemli bir deneyim oluşturuyor.
Benim önerim bunları ortadan kaldırmak değildir.
Tam tersine:
Bunları büyütmek, birbirine bağlamak ve sosyal yardım anlayışının ötesine taşıyarak bir kent kalkınma politikasına dönüştürmektir.
Çünkü eğitim, Sosyal Hizmetler Dairesi içerisinde yalnızca hizmetlerden biri olarak kalmamalıdır.
Eğitim, Mersin’in geleceğini planlayan temel politika alanlarından biri haline gelmelidir.
İşte bu nedenle bağımsız bir Eğitim Daire Başkanlığına ihtiyaç vardır.
Mersin’in Çağdaş Köy Enstitüleri Kurulabilir
Türkiye’nin eğitim tarihinde çok önemli bir deneyim vardır:
Köy Enstitüleri.
Onları değerli yapan yalnızca köylere öğretmen yetiştirmeleri değildi.
Asıl devrimci yönleri eğitim anlayışlarıydı.
İsmail Hakkı Tonguç’un düşüncesinde “iş içinde eğitim”, öğrencinin yalnızca dinlediği değil, bizzat yaptığı, ürettiği ve yaşamın gerçek problemleri içerisinde öğrendiği bir modeldi. Köy Enstitülerinde tarım, teknik çalışmalar, kültür, sanat ve gündelik hayat birbirinden kopuk değildi; üretim ve eğitim birlikte yürütülüyordu.
Bugün 1940’ın Köy Enstitülerini aynen yeniden kuramayız.
Zaten buna gerek de yok.
Ama onların “yaparak, yaşayarak, üreterek öğrenme” düşüncesini 21. yüzyıla taşıyabiliriz.
Mersin’in yeni nesil Kent Enstitülerini düşünebiliriz.
Çiftçi sınıfta saatlerce modern tarım dinlemek yerine örnek tarlada uygulama yapmalı.
Genç yalnızca yapay zekâyı dinlememeli, onunla proje üretmeli.
Kadın girişimci yalnızca e-ticaret eğitimi almamalı; ürününü sisteme yükleyip ilk satışını gerçekleştirmeli.
Esnaf sosyal medya seminerinden çıktıktan sonra kendi işletmesinin dijital hesabını kurabilmeli.
Aşçılık öğrencisi gerçek mutfakta üretmeli.
Turizm eğitimi alan genç turistlerle uygulama yapmalı.
Kaynakçılık öğrenen insan gerçek atölyede kaynak yapmalı.
Çocuk robotik dersinde yalnızca robotları seyretmemeli; kendi robotunu üretmeli.
Eğitimin sonunda sertifika değil, beceri ortaya çıkmalı.
Çağdaş Köy Enstitüsü anlayışının özü tam da budur.
Çiftçinin De Esnafın Da Eğitim Dairesi Olmalı
Mersin’in eğitim politikası hazırlanırken kentin ekonomik yapısına bakmak zorundayız.
Mersin bir tarım kentidir.
Aynı zamanda liman, lojistik, turizm, ticaret ve hizmet sektörünün güçlü olduğu bir kenttir.
O halde Eğitim Daire Başkanlığı'nın programları da Mersin ekonomisinin gerçek ihtiyaçlarından çıkmalıdır.
Çiftçiye akıllı tarım, toprak analizi, doğru gübreleme, su tasarrufu, damla sulama, ürün pazarlama, kooperatifçilik, ihracat ve dijital tarım öğretilebilir.
Köylerde belediyeye ait uygulama tarlaları oluşturulabilir.
İnsanlara “şöyle yapmalısınız” demek yerine birlikte üretim yapılabilir.
Esnaf için dijital pazarlama, finans yönetimi, yabancı dil, müşteri ilişkileri, e-ticaret, yapay zekâ kullanımı ve işletme yönetimi eğitimleri düzenlenebilir.
Mersin’deki turizm çalışanlarına İngilizce, Almanca, Rusça ve Arapça gibi ihtiyaç duyulan dillerde sektörel yabancı dil programları geliştirilebilir.
Liman ve lojistik sektörüne yönelik mesleki eğitimler oluşturulabilir.
Tarım çalışanından garsona, küçük esnaftan fabrika çalışanına kadar herkes için bir öğrenme yolu tasarlanabilir.
İşte o zaman belediyenin eğitim hizmeti “kurs açmak” olmaktan çıkar.
Yerel ekonomik kalkınmanın motoruna dönüşür.
Ev Kadınından Emekliye Kadar Herkes Öğrenci Olabilir
Bir başka büyük hedef de yıllardır eğitim sisteminin dışında kalmış yetişkinler olmalıdır.
Ev kadınları için finansal okuryazarlık, dijital satış, üretim, kooperatifçilik ve girişimcilik programları düşünülebilir.
Emeklilere dijital okuryazarlık, kültür, sanat, sağlık okuryazarlığı ve yabancı dil eğitimleri verilebilir.
Anne babalara çocuk gelişimi ve dijital ebeveynlik öğretilebilir.
Gençlere finansal okuryazarlık, girişimcilik, yapay zekâ ve yeni meslekler anlatılabilir.
İş arayanlara yalnızca CV hazırlamak değil, yeni beceriler kazandırmak gerekir.
İşini kaybetme tehlikesi yaşayan orta yaş çalışanlara ise yeniden beceri kazandırma programları uygulanabilir.
Çünkü geleceğin büyük sosyal problemlerinden biri yalnızca işsizlik olmayacaktır.
Mesleği olduğu halde becerileri eskiyen insanların işsiz kalması olacaktır.
Bir kent bunu bugünden görmelidir.
Mersin Kent Üniversitesi: Kampüsü Bütün Şehir Olan Bir Üniversite
Ben bunun bir adım daha ileri götürülmesini öneriyorum.
Mersin Büyükşehir Belediyesi Eğitim Daire Başkanlığı çatısı altında sembolik adıyla bir Mersin Kent Üniversitesi veya Mersin Kent Enstitüsü kurulabilir.
Bu bildiğimiz anlamda diploma veren bir üniversite olmayacaktır.
Kampüsü Mersin’in tamamı olacaktır.
Bir gün derslik Mezitli’deki bir kültür merkezi olur.
Bir gün Tarsus’ta bir tarla.
Bir gün Çamlıyayla’da orman.
Bir gün liman.
Bir gün sanayi sitesi.
Bir gün belediyenin aşhanesi.
Bir gün bir kooperatif.
Bir gün müze.
Bir gün internet üzerinden dijital sınıf.
Çünkü hayatın kendisi öğrenme ortamıdır.
Kentteki üniversiteler, meslek odaları, sendikalar, kooperatifler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar bu sisteme dahil edilebilir.
Böylece belediye her eğitimi kendisi vermeye çalışmaz.
Kentteki bilgiyi örgütler.
Asıl devrim de burada başlar.
Her Mersinlinin Bir “Öğrenme Pasaportu” Olabilir
Çağdaş bir eğitim sistemi dijital altyapı olmadan düşünülemez.
Her yurttaşa bir Mersin Öğrenme Pasaportu verilebilir.
Vatandaş hayatı boyunca katıldığı belediye eğitimlerini, atölyeleri, gönüllülük çalışmalarını ve kazandığı becerileri burada biriktirebilir.
Lizbon’daki dijital öğrenme platformları ve becerileri tanıyan dijital rozet sistemleri bunun dünyada uygulanabilir olduğunu gösteriyor.
Bir kişi aşçılık eğitimi aldıysa sistem bunu bilmeli.
Yabancı dil seviyesini geliştirdiyse görünmeli.
Dijital pazarlama öğrendiyse kaydedilmeli.
Sonrasında Kariyer Merkezi ile sistem birbirine bağlanabilmeli.
Yani eğitim alan insanla o beceriye ihtiyaç duyan işletme buluşturulabilmeli.
Böylece belediyenin eğitim politikasının sonucu yalnızca “Bu yıl 30 bin kişiye eğitim verdik” şeklinde açıklanmaz.
Asıl soru şu olur:
Kaç insanın hayatı değişti?
Kaç kişi iş buldu?
Kaç kadın ekonomik hayata katıldı?
Kaç çiftçi gelirini artırdı?
Kaç esnaf dijitalleşti?
Kaç genç yeni teknoloji öğrendi?
Kaç emekli yeniden sosyal hayata katıldı?
Gerçek başarı ölçütü bunlardır.
Mersin’in 2040 İnsan Gelişimi Planı Hazırlanmalı
Şehirlerin imar planları vardır.
Ulaşım ana planları vardır.
Çevre planları vardır.
Peki neden insan gelişimi planları yoktur?
Eğitim Daire Başkanlığı'nın en önemli görevlerinden biri Mersin 2040 İnsan ve Eğitim Vizyonu hazırlamak olabilir.
Beş, on ve on beş yıl sonra Mersin hangi mesleklere ihtiyaç duyacak?
Yapay zekâ hangi işleri değiştirecek?
İklim değişikliği tarımı nasıl etkileyecek?
Liman ve lojistik sektörünün hangi becerilere ihtiyacı olacak?
Turizm nasıl dönüşecek?
Yaşlanan nüfus hangi hizmet alanlarını büyütecek?
Gençlere hangi yeni beceriler kazandırılmalı?
Üniversiteler hangi alanlarda kentle birlikte çalışmalı?
Bunları bugünden araştırmayan bir şehir geleceğe hazırlıksız yakalanır.
Bu nedenle Eğitim Daire Başkanlığı yalnızca eğitim veren değil, Mersin’in geleceğini araştıran bir düşünce merkezi olmalıdır.
Bu Bir Daire Başkanlığı Önerisinden Daha Büyük Bir Şey
Meseleyi bürokratik bir yapı tartışmasına indirgemeyelim.
“Bir daire başkanlığı daha kuralım” demiyorum.
Tam tersine.
Mersin’in elindeki dağınık eğitim gücünü tek bir vizyon altında birleştirelim diyorum.
MERCEK büyüsün.
Eğitim destek merkezleri büyüsün.
Kariyer Merkezi bu sisteme bağlansın.
Tarım hizmetleri eğitim sistemine bağlansın.
Kadın politikaları bağlansın.
Kültür ve sanat bağlansın.
Üniversiteler bağlansın.
Meslek odaları bağlansın.
İş dünyası bağlansın.
Köyler bağlansın.
Mahalleler bağlansın.
Ve bütün bunların merkezinde tek bir düşünce olsun:
Mersin’de yaşayan herkes hayatının her döneminde öğrenmeye devam edebilmeli.
O zaman eğitim yalnızca gençlerin sınava hazırlandığı bir alan olmaktan çıkar.
Toplumsal kalkınmanın aracı haline gelir.
Bir Kentin Zenginliği Binaları Değil, İnsanlarıdır
Mersin Büyükşehir Belediyesi bugün birçok alanda önemli yatırımlar yapıyor.
Ancak geleceğe bırakılabilecek en büyük miras bence yeni bir bina değil, öğrenme kültürü kazanmış bir toplumdur.
Hayal edin:
Yeni teknolojileri kullanan çiftçiler…
Dünyaya satış yapan küçük esnaf…
Yabancı dil konuşan turizm çalışanları…
Yapay zekâyı kullanan gençler…
Kendi ekonomik gücünü kazanan kadınlar…
Dijital dünyadan kopmayan emekliler…
Sanatla büyüyen çocuklar…
Meslek değiştirebilen yetişkinler…
Bilgi üreten üniversiteler…
Ve bütün bunları birbirine bağlayan bir Büyükşehir Belediyesi.
İşte benim düşündüğüm Mersin Eğitim Daire Başkanlığı budur.
Geçmişte Köy Enstitüleri köyü yalnızca okul açarak değil; üretimle, kültürle, sanatla, bilimle ve yaşamın kendisiyle değiştirmeye çalışmıştı.
Bugün aynı cesareti kentler için gösterebiliriz.
Köy Enstitülerinin “iş içinde, iş aracılığıyla, üreterek öğrenme” düşüncesini alıp yapay zekâ, dijitalleşme, çağdaş tarım, girişimcilik ve yaşam boyu eğitimle birleştirebiliriz.
Ve Mersin’i Türkiye’nin en büyük açık hava eğitim kampüslerinden birine dönüştürebiliriz.
Bu nedenle Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı'na ve Büyükşehir Meclisi'nin bütün üyelerine bir eğitimci olarak çağrıda bulunmak istiyorum:
Mersin’e yalnızca yeni yollar açmayalım.
İnsanların önünde de yeni yollar açalım.
Bir Eğitim Daire Başkanlığı kuralım.
Ardından Mersin’i UNESCO Küresel Öğrenen Şehirler Ağı’na taşıyacak yol haritasını hazırlayalım.
Ve bütün Türkiye’ye şunu gösterelim:
Bir belediye yalnızca bir şehri yönetmez.
O şehrin insanının geleceğini de büyütebilir.
Çünkü bir kentin gerçek zenginliği sahip olduğu binalar değil;
öğrenen, üreten, düşünen ve kendisini sürekli yenileyebilen insanlarıdır.
İlker Taşyürek
Eğitimci / Yazar


