Yalnızlığı Seçmek
ilker Taşyürek
Yalnızlığı Seçmek
Bazen düşünüyorum...
Siz hiç benim kadar yalnız olduğunuzu hissettiniz mi?
Kalabalıkların içinde...
Alkışların arasında...
İnsanların sizi takdir ettiği anlarda...
Aslında kimsenin sizi tam anlamıyla anlamadığını bilerek gülümsediniz mi?
Ben çok yaşadım.
Hayatım boyunca insanların yüzüne tebessüm etmeyi, onları kırmamayı, onların emeklerine saygı göstermeyi tercih ettim.
Çünkü hiçbir başarıyı sadece kendime ait görmedim.
Bir okul kurduysam, bir öğrenci yetiştirdiysem, bir insana dokunabildiysem bunun içinde yüzlerce insanın emeği olduğunu düşündüm.
Bu yüzden hiçbir zaman başarılarımı omuzlarımda taşıyıp meydanlarda dolaşmadım.
Meyveli ağacın eğildiğine inandım.
Ne zaman bir zirveye yaklaşsam, o zirvenin keyfini çıkarmaktan çok onun sorumluluğunu hissettim.
Belki de bu yüzden birçok insan beni tam olarak anlayamadı.
Çünkü bu çağın ölçüleriyle düşünmedim.
Hayatı hiçbir zaman çıkar hesabı üzerinden okumadım.
Bir söz bana ne kazandırır diye düşünmedim.
Bir insanı desteklersem bana ne faydası olur diye hesap yapmadım.
Bir yanlışın karşısında susarsam ne elde ederim diye sorgulamadım.
Doğru neyse onu söyledim.
Yanlış neyse ona yanlış dedim.
Bunun bana kaybettireceğini bildiğim zamanlarda bile...
Ve evet...
Bu yüzden çok şey kaybettim.
Çünkü insanlar çoğu zaman gerçeği değil, onaylanmayı seviyor.
Doğruları değil, alkışları seviyor.
Kendilerine ayna tutanları değil, kendilerini övenleri seviyor.
Ben ise hiçbir zaman şakşakçı olamadım.
Kimsenin hoşuna gitsin diye doğrularımı eğip bükemedim.
Belki bu yüzden birçok zaman yalnız kaldım.
Ama yalnız kalmak ile yalnız hissetmek aynı şey değildir.
Ben yalnızlığın içinde kendimi buldum.
Çünkü insan bazı değerleri koruyacaksa bazen bedel ödemek zorundadır.
Onur...
Şeref...
Namus...
Dürüstlük...
Bunlar konuşulurken herkesin savunduğu ama sıra ödemeye geldiğinde birçok insanın vazgeçebildiği değerlerdir.
Ben vazgeçemedim.
Belki beceremedim.
Belki de yaradılışım böyleydi.
Hayatım boyunca Allah'a hep aynı duayı ettim:
"Allah'ım, beni insanlara mahcup etme.
Kimsenin emeğini üzerimde bırakma.
Kimsenin hakkıyla huzur arayanlardan eyleme."
Çünkü bana göre insanın gerçek serveti bankadaki parası değil, geceleri yastığa başını koyduğunda duyduğu huzurdur.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki;
Bu dünyaya nasıl geldiysem öyle gideceğim.
Çırılçıplak...
Tek başıma...
Ama başım dik...
Belki mezarımın başında birkaç gün güzel sözler söylenecek.
Belki insanlar iyi niyetimden, dürüstlüğümden, mücadelemden bahsedecek.
Sonra hayat devam edecek.
İnsanlar unutacak.
Çünkü hayatın kanunu budur.
Ama ben unutulup unutulmamayı hiç önemsemedim.
Ben kendime ihanet edip etmediğimi önemsedim.
Aynaya baktığımda kendimden utanıp utanmadığımı önemsedim.
Bu yüzden bugün hâlâ aynı yerde duruyorum.
Kimsenin önünde eğilmeden...
Kimsenin hakkını yemeden...
Kimsenin sırtına basmadan...
Ve biliyorum ki bazı insanlar bunu anlayamayacak.
Ama önemli değil.
Çünkü insanın hayatındaki en büyük başarı, herkes tarafından alkışlanmak değildir.
Kendi vicdanı tarafından mahkûm edilmemektir.
Eğer bunun bedeli yalnızlıksa...
Ben o bedeli ödemeye razıyım.
Çünkü bazı insanlar kalabalıklar içinde kaybolur.
Bazıları ise yalnız kalarak kendini korur.
Ben ikinci yolu seçtim.
Ve bu seçimden hiçbir zaman pişman olmadım.
İlker Taşyürek
Eğitimci-Yazar
