Askıda Umutlar

ASKIDA UMUT
İhanet,İtiraf,Güven ve Adalet Üzerine…
Öyle bir zaman diliminden geçiyoruz ki dosttan gelen ihanet, düşmandan gelen merhameti sorgulatmaya başladı.
Son iki yılda yaşadıklarımız, yeni nesil şairlere bile karamsarlıktan beslenen cümleler kurduruyor. Umutla yazılması gereken satırlar, yerini güvensizliğe ve hayal kırıklığına bırakıyor.
Geçenlerde bir dostumla konuşuyordum. Kendisine, “Müsait misin?” diye sordum.
“Henüz eve çıkmadım. Hâlâ aracımın içindeyim,” dedi.
“Neden eve çıkmıyorsun?” diye sorduğumda verdiği cevap, içinde bulunduğumuz ruh hâlini özetler gibiydi:
“Eşime bile güvenmiyorum. Yapacağımız görüşmeler önemli.”
O an düşündüm: Biz ne hâle gelmişiz?
Ardından bana kısa süre önce yaşanan bir olayı anlattı.
Bir kadın, eşinden ayrılmak istiyordu. Eşi ise ev ve tazminat hakları konusunda geri adım atmıyor, tehditler savuruyordu. Kadın başlangıçta bu tehditlerden korkmamıştı. Ancak eşiyle aynı ortamda konuştuğu, gizli kalmasını istediği meselelerin kayıt altına alındığını öğrenince durum değişmişti. Eşi, bu kayıtları ifşa etmekle tehdit ediyordu.
Kadının yaşadığı duyguyu anlatan cümle ise oldukça çarpıcıydı:
“İhanet, kendi yatağımda aynı yastığa baş koyduğum insandan gelince çok ağır geldi.”
Şaşırdık mı?
Asla…
Artık her geçen gün, şaşırdığımız olaylara bile şaşırmamayı öğreniyoruz.
Çünkü güvenin kaybolduğu yerde yalnızca ilişkiler değil, insanın kendini güvende hissetme duygusu da yara alıyor.
Çocukluğundan beri yanında olan dostunun, zor bir anda kendi çıkarı uğruna seni ele verdiğini düşün. Yılların hatırını, paylaşılan sırları ve verilen sözleri bir kenara bırakan bir insan, belki o gün kendi koltuğunu kurtarır. Fakat kaybettiği şeyin yalnızca bir dost değil, kendi karakterine duyulan saygı olduğunu zamanla anlar.
İşini kaybeden yeniden iş bulabilir. İtibarı zedelenen, haklılığı ortaya çıktığında itibarını geri kazanabilir. Ancak kırılan güveni eski hâline getirmek her zaman mümkün değildir.
Dostlukta da böyledir, evlilikte de, siyasette de…
Güven, insan ilişkilerinin görünmeyen temelidir. O temel sarsıldığında geriye kuşku, korku ve yalnızlık kalır.
Bugün doğru duranın, iyiliği ve merhameti elden bırakmayanın bu değerleri korumakta zorlandığı bir dönemden geçiyoruz. Yine de bütün yaşananlara rağmen inanmak istediğimiz bir şey var: Haksızlık sonsuza kadar hüküm sürmez; hakikat bir gün kendine yol bulur.
İlahi adalete olan inancımızı korurken, hukuk devletinin gereğini de unutmamalıyız.
Hukuk devletiyiz. Peki, geldiğimiz noktada neden bu kadar ciddi sorgulamalar yaşıyoruz?
Bir tarafta yaptıklarının hesabını vermeden hayatına devam ettiği düşünülen insanlar, diğer tarafta suçluluğu kesinleşmeden özgürlüğü kısıtlanan kişiler…
Elbette her olayın kendi hukuki koşulları vardır. Ancak tam da bu nedenle masumiyet karinesi, bağımsız yargı ve adil yargılanma hakkı vazgeçilmezdir. Hukuk, kişilere göre değişen bir terazinin değil, herkes için geçerli olan ortak adaletin adı olmalıdır.
Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde yalnızca bir insanın değil, toplumun tamamının güveni yara alır.
Güven-sizlik, görünmeyen bir sis gibi hepimizin hayatına yayılıyor.
Demokrasiyle yönetilen, düşünce ve ifade özgürlüğünün temel haklar arasında yer aldığı bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımıza düşüncelerini özgüvenle, saygılı bir üslupla ve korkmadan ifade etmeleri gerektiğini anlatıyoruz.
Peki, biz yetişkinler onların karşısına nasıl bir örnek koyuyoruz?
Düşüncelerini açıklayanların, gördüklerini aktaranların ya da kamuoyunu bilgilendirmek isteyenlerin önüne engeller konulduğunda yalnızca ifade özgürlüğü değil, toplumun bilgi edinme hakkı da zarar görür.
Elbette özgürlük, sorumluluktan bağımsız değildir. Gerçekleri çarpıtmadan, kişilik haklarını gözeterek ve hukuka uygun biçimde konuşabilmek; sağlıklı bir toplumun en önemli güvencelerindendir.
Ben bazen bütün bunların bir rüya olmasını istiyorum.
Rüyalar kısadır. Uyandığında gerçekle yüzleşirsin.
Oysa bizim rüyalarımız bitmiyor. Her sabah, bir önceki günden daha ağır bir gerçekle uyanıyoruz.
Ve her yeni sabah, biraz daha erteleniyor umutlarımız.
Askıda umut…
Askıda eşitlik…
Askıda adalet…
Askıda güven…
Her şeyimiz askıda.
Ama bir şeyi unutmamalıyız: Umut, yalnızca güzel günleri beklemek değildir. Adaleti savunmak, haksızlık karşısında susmamak, güveni yeniden inşa etmek ve doğru bildiğimiz değerlerden vazgeçmemektir.
Çünkü bir toplumun gerçek çöküşü, insanların birbirine güvenini kaybetmesiyle başlar.
Ve yeniden ayağa kalkış da güvenin, adaletin ve insanlığın yeniden değer kazanmasıyla mümkün olur.










