İçeriğe geç
20 Eylül 2026, Pazar
AraYazarlar
Araştırma

İnsu’daki Binlerce Yıllık Kaya Resimleri: Mersin’in Dağlarında Saklanan Tarih

Mersin kent merkezinin yalnızca yaklaşık 20 kilometre uzağında, Yenişehir ilçesine bağlı İnsu Mahallesi’nin dağlık coğrafyasında bulunan bir mağaranın duvarları, Anadolu’nun binlerce yıl öncesine uzanan geçmişinden izler taşıyor.

Paylaş
Haberi Dinle

Mersin kent merkezinin yalnızca yaklaşık 20 kilometre uzağında, Yenişehir ilçesine bağlı İnsu Mahallesi’nin dağlık coğrafyasında bulunan bir mağaranın duvarları, Anadolu’nun binlerce yıl öncesine uzanan geçmişinden izler taşıyor. Kayalara kazınmış dağ keçileri, geyikler ve tanımlanması güç bazı figürlerin yaklaşık 5 bin ile 8 bin yıl öncesine ait olabileceği değerlendiriliyor. Ancak bu olağanüstü kültürel mirasın önemli bir bölümü günümüze ulaşamadan tahrip olmuş durumda.

Mersin denildiğinde çoğu insanın zihninde önce Akdeniz, Kızkalesi, Soli Pompeiopolis, Kanlıdivane, Tarsus ve Roma döneminin görkemli kalıntıları beliriyor.

Oysa Torosların eteklerinde başka bir Mersin daha var.

Bu Mersin, yazılı tarihten çok daha eski dönemlere uzanıyor.

İnsu’daki mağara ve kaya resimleri, kentin tarihinin yalnızca antik kentlerle değil, tarih öncesi çağlarda Toroslarda yaşayan insan topluluklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteren dikkat çekici bulgulardan biri.

Mersin Merkezine Yaklaşık 20 Kilometre Uzaklıkta

Kaya resimleri Mersin’in merkez ilçelerinden Yenişehir’e bağlı İnsu Mahallesi’nin kırsal kesimindeki bir mağarada bulunuyor.

Alanı kamuoyunun gündemine taşıyan gelişmeler özellikle 2021 yılında yaşandı.

Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Durukan’ın incelemeleri sonucunda mağaradaki kaya yüzeylerine kazınmış figürlerin tarih öncesi dönemlere ait olabileceği değerlendirildi.

İnsu’yu özellikle dikkat çekici yapan unsurlardan biri konumu.

Burası Mersin kent merkezinden yaklaşık 20 kilometre, araçla yaklaşık 20 dakika uzaklıkta bulunuyor. Prof. Dr. Durukan da keşfin önemini anlatırken bunların Mersin kent merkezine bu yakınlıkta tespit edilmiş ilk kaya resimleri olduğunu vurgulamıştı. (Habertürk)

Dolayısıyla İnsu yalnızca arkeolojik açıdan değil, Mersin’in kültür ve doğa turizmi açısından da önemli bir potansiyel taşıyor.

Gerçekten 8 Bin Yıllık Mı?

Kamuoyuna yansıyan haberlerin büyük bölümünde İnsu’daki figürlerden “8 bin yıllık kaya resimleri” olarak söz edildi.

Ancak bilimsel açıdan burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.

Prof. Dr. Murat Durukan, ilk incelemeler sırasında kesin bir tarihleme yapmanın doğru olmayacağını belirterek resimlerin yaklaşık 5 bin ile 8 bin yıl öncesi arasındaki bir zaman dilimine ait olabileceğini ifade etti.

Arkeologların ilk değerlendirmesi figürlerin Neolitik veya Kalkolitik döneme ait olabileceği yönündeydi. (Arkeoloji ve Sanat)

Bu nedenle “8 bin yıllık” tanımlaması, bugün için kesinleşmiş bir yaş tespitinden çok uzmanların arkeolojik ve üslupsal değerlendirmelerine dayanan yaklaşık bir tarihlendirme olarak görülmeli.

Fakat alt sınır dikkate alındığında bile İnsu’nun binlerce yıllık olağanüstü bir geçmişe açılan pencere olduğu gerçeği değişmiyor.

Kayaların Üzerindeki Hayvanlar

İnsu mağarasındaki figürlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri hayvan betimlemeleri.

Uzmanların incelemelerinde özellikle dağ keçileri ve geyiklere benzeyen hayvan figürleri ayırt edilebiliyor.

Bunun yanında hangi canlıyı temsil ettiği kolaylıkla anlaşılamayan başka figürler de bulunuyor.

Prof. Dr. Durukan bazı figürlerin uçan, bazılarının ise yüzen canlıları andırdığını; günümüzde bildiğimiz hayvanlarla doğrudan eşleştirilemeyen örneklerin de bulunduğunu belirtiyor. (Arkeoloji ve Sanat)

Bunların gerçekten bilinmeyen hayvan türlerini mi, stilize edilmiş bilinen canlıları mı yoksa tarih öncesi insanının düşünce dünyasında yer alan sembolik varlıkları mı temsil ettiği ise ayrıntılı bilimsel çalışmaların konusu.

Bu nedenle onları doğrudan “fantastik yaratıklar” olarak tanımlamak yerine, henüz kesin olarak tanımlanamamış figürler olarak değerlendirmek bilimsel açıdan daha temkinli.

Petroglif Nedir?

İnsu’daki çalışmaların önemini anlamanın yollarından biri de kullanılan tekniğe bakmak.

Bu figürler günümüzde kullandığımız anlamda boya ile yapılmış duvar resimleri değil.

Araştırmacılar çizimlerin petroglif tekniğiyle, yani kaya yüzeyinin kazınması, çizilmesi veya aşındırılması yoluyla meydana getirildiğini belirtiyor. (DHA | Demirören Haber Ajansı)

Petroglifler insanlığın yazıdan önceki görsel anlatım biçimlerinden biridir.

İnsan, hayvan, av, doğa ve kimi zaman geometrik veya sembolik şekiller kaya yüzeylerine işlenerek kuşaklar boyunca kalabilecek izlere dönüştürülmüştür.

İnsu’daki resimleri değerli kılan da tam olarak budur:

Binlerce yıl önce Toroslarda yaşayan insanların çevrelerinde gördükleri veya zihinlerinde tasarladıkları dünyaya bugün bu çizgilerin arasından bakabiliyoruz.

Resimler Bize 8 Bin Yıl Öncesinin Mersin’ini Anlatabilir Mi?

Kaya resimlerinin arkeolojik değeri yalnızca sanatsal özelliklerinden kaynaklanmıyor.

Hayvan betimlemeleri doğru yorumlandığında dönemin çevresi ve faunası konusunda da ipuçları sağlayabilir.

Bugün İnsu çevresinde gördüğümüz coğrafyayla binlerce yıl önceki çevresel koşulların aynı olmadığını biliyoruz. İklim, bitki örtüsü, hayvan toplulukları ve insanların yaşam biçimleri zaman içerisinde büyük değişimler geçirdi.

Bu nedenle kayalara kazınan hayvanların sistematik biçimde belgelenmesi; arkeozooloji, paleoekoloji ve benzeri disiplinlerle birlikte değerlendirilmesi, bölgenin geçmişine ilişkin daha geniş bir tablo oluşturulmasına katkı sağlayabilir.

Ancak kaya resmindeki bir figürden hareketle bölgede belirli bir hayvan türünün kesinlikle yaşadığını söylemek de bilimsel açıdan doğru olmaz.

Çünkü figürler gözleme dayanabileceği gibi sembolik, mitolojik veya ritüel anlamlar da taşıyabilir.

İşte İnsu’nun gizemi biraz da burada başlıyor.

İnsu Tek Başına Değil: Toroslarda Tarih Öncesi Bir Ağ

İnsu keşfinin önemi, Mersin’de daha önce ortaya çıkarılan başka tarih öncesi kaya resimleriyle birlikte değerlendirildiğinde daha da büyüyor.

Prof. Dr. Murat Durukan’ın açıklamalarına göre Mersin’in dağlık kesimlerinde Gülnar, Çeşmeli ve Mezitli çevresinde de kaya resmi örnekleri tespit edildi. İnsu’nun farkı ise Mersin kent merkezine oldukça yakın konumda bulunması. (Arkeoloji ve Sanat)

Mersin’in Gülnar ilçesinde daha önce tespit edilen yaklaşık 8 bin yıllık kaya resimleri de bölgenin tarih öncesi kültürü açısından dikkat çekmişti. Gülnar’daki bulguların insan figürleri ve olası ritüel kullanım bakımından önem taşıdığı belirtilmişti. (KARAR)

Erdemli’nin Alata Vadisi çevresinde yürütülen tarih öncesi araştırmalarda da insan, hayvan ve geometrik figürlerin yer aldığı kaya resimleri ortaya çıkarıldı. Bu çalışmalar Orta Toroslar boyunca kaya sanatı geleneğinin tek bir noktaya özgü olmayabileceğini düşündürüyor. (Habertürk)

İnsu’yu bu geniş arkeolojik coğrafyanın bir parçası olarak okumak gerekiyor.

Asıl Tehlike: Resimlerin Büyük Bölümü Tahrip Olmuş Durumda

Araştırmanın belki de en üzücü tarafı burada ortaya çıkıyor.

Uzmanların açıklamalarına göre İnsu’daki kaya resimlerinin önemli bölümü tahrip olmuş durumda.

Prof. Dr. Durukan, geniş bir alana yayılan resimlerden günümüze çok az örnek kaldığını ve bölgenin hızla koruma altına alınması gerektiğini belirtmişti. Mağaranın keşfin kamuoyuna duyurulduğu dönemde hayvan barınağı olarak kullanıldığı da açıklamalara yansıdı. (Habertürk)

Bu durum Mersin’in kültürel mirasının korunması konusunda önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Biz bu mirası gelecek kuşaklara bırakabilecek miyiz?

Çünkü tarih öncesi bir kaya resmi tahrip edildiğinde yerine yenisini koymak mümkün değil.

Kaybolan yalnızca birkaç çizgi değil; insanlığın binlerce yıllık hafızasının bir parçası.

Bölgenin Yakınında Taş Ocağı Tartışması da Yaşandı

İnsu ve Değirmençay çevresinde daha önce taş ocağı kurulmasına yönelik bir girişim de gündeme gelmişti.

Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit’in 2021 yılındaki açıklamasına göre taş ocağı girişimine karşı bölgede mücadele edilmiş, süreç ilerlememiş ve ardından aynı coğrafyada mağara çizimlerinin tespit edilmesi alanın önemini daha da artırmıştı. (Anka Haber)

Bu gelişme kültürel miras ile çevrenin korunmasının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini de gösteriyor.

Torosların vadileri yalnızca doğal alanlar değil; aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin izlerini barındırabilecek arkeolojik peyzajlar.

Sit Alanı Olması İçin Girişim Başlatılmıştı

Kaya resimlerinin kamuoyuna duyurulmasının ardından Yenişehir Belediyesi 2021 yılında bölgenin korunması için girişimde bulunacağını açıklamıştı.

Dönemin açıklamalarında alanın arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesi, kapsamlı bilimsel çalışma yürütülmesi ve mağaranın koruma altına alınması amacıyla Mersin İl Kültür Müdürlüğüne başvurulacağı belirtilmişti. (Haber7)

Ancak yaptığımız güncel kaynak taramasında, bu sürecin nihai sonucunu ve alanın bugün hangi kesin koruma statüsünde bulunduğunu açık biçimde ortaya koyan kapsamlı bir resmi kayda erişemedik.

Dolayısıyla İnsu için bugün sorulması gereken önemli sorulardan biri de bu:

2021’de başlatılan koruma ve tescil süreci hangi aşamada?

Bu sorunun Kültür ve Turizm Bakanlığı, ilgili koruma kurulu, Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Yenişehir Belediyesi ve akademik kurumlar tarafından kamuoyuna güncel bilgilerle açıklanması, Mersin’in kültürel mirası açısından önem taşıyor.

Turizme Açılmalı Ama Nasıl?

İnsu mağarasının kent merkezine yakınlığı büyük bir turizm potansiyeli yaratıyor.

Fakat burada çok hassas bir denge kurulması gerekiyor.

Her arkeolojik alanın kontrolsüz biçimde ziyaretçilere açılması doğru değil.

Öncelik turizm değil, koruma olmalı.

Önce kaya yüzeylerinin yüksek çözünürlüklü fotoğraflama, fotogrametri ve üç boyutlu tarama yöntemleriyle belgelenmesi; tahribat nedenlerinin belirlenmesi; mağaranın mikroklimasının incelenmesi ve ziyaretçi taşıma kapasitesinin bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekir.

Bunun ardından uzmanların uygun görmesi halinde kontrollü ziyaret sistemi oluşturulabilir.

Hatta özgün mağaranın üzerindeki insan baskısını azaltmak amacıyla dijital rekonstrüksiyon, sanal gerçeklik ve üç boyutlu kopyalama teknolojilerinden yararlanılabilir.

Böylece insanlar İnsu’nun tarihini öğrenirken binlerce yıllık yüzeylere zarar verilmesinin de önüne geçilebilir.

Mersin İçin Yeni Bir Arkeoloji Rotası Mümkün

İnsu tek başına değerlendirilmemeli.

Mersin’in sahip olduğu Soli Pompeiopolis, Yumuktepe, Kanlıdivane, Elaiussa Sebaste, Kızkalesi, Adamkayalar ve dağlık bölgelerdeki tarih öncesi bulgular birlikte düşünüldüğünde kent için çok güçlü bir “Mersin Arkeoloji Rotası” oluşturulabilir.

İnsu bu rotanın tarih öncesi duraklarından biri olabilir.

Böyle bir yaklaşım Mersin turizminin yalnızca deniz-kum-güneş üçgenine sıkışmasını önleyebilir.

Aynı zamanda kırsal mahallelerde yaşayan insanların turizm ekonomisinden pay almasını sağlayabilecek yeni modeller geliştirilebilir.

Fakat bunun ön koşulu yine aynı:

Önce bilimsel araştırma, sonra koruma, en son turizm.

İnsu Aslında Bize Başka Bir Mersin Anlatıyor

Bugünün Mersin’i modern bir Akdeniz kenti.

Ama İnsu mağarasının kaya yüzeylerine baktığımızda zamanın çizgisi bir anda binlerce yıl geriye gidiyor.

Henüz yazının olmadığı bir çağda, Torosların eteklerinde yaşayan bir insanın eline aldığı taşla kaya yüzeyine bir hayvan çizdiğini düşünün.

O insanın adını bilmiyoruz.

Hangi dili konuştuğunu bilmiyoruz.

O hayvanı neden çizdiğini de bilmiyoruz.

Bir av sahnesinin parçası mıydı?

Bir inancın sembolü müydü?

Yaşadığı çevreyi mi anlatıyordu?

Yoksa yalnızca gördüğü güzel bir hayvanı kayaya aktarmak mı istemişti?

Bunların cevaplarını bugün kesin olarak veremiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:

O insan kayaya bir iz bıraktı.

Ve binlerce yıl sonra o iz, Mersin’de yaşayan bizlere ulaştı.

Şimdi Sorumluluk Bizde

İnsu’daki kaya resimlerinin değeri yalnızca “8 bin yıllık” olmalarından kaynaklanmıyor.

Asıl değerleri, Mersin’in tarihinin sandığımızdan çok daha derin katmanlara sahip olduğunu göstermelerinde.

Bugün yapılması gereken, İnsu’yu yalnızca ilgi çekici bir haber konusu olarak görmek değil; bilimsel araştırmaların sürdürüldüğü, belgelenen ve gelecek kuşaklara aktarılan bir kültür mirası alanına dönüştürmek.

Mersin’in altında, mağaralarında, vadilerinde ve Torosların kayalıklarında henüz ortaya çıkarılmayı bekleyen kaç bin yıllık hikâye bulunduğunu bilmiyoruz.

Belki de İnsu’nun bize verdiği en önemli mesaj tam olarak budur:

Mersin’in geçmişi hâlâ bütünüyle keşfedilmiş değil.

Kayaların üzerindeki birkaç çizgi bize binlerce yıl öncesinden sesleniyor.

Şimdi yapılması gereken o sesi duymak, bilimle anlamaya çalışmak ve onu korumak.

Çünkü İnsu’da korunması gereken yalnızca birkaç kaya resmi değil; Mersin’in ve Anadolu’nun insanlık hafızasının bir parçasıdır.

 

Haber Merkezi

Yazarın tüm yazıları →

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir