← Mersin Dergisi
Lerzan Özgenç

Cumhuriyetin Sigortası Liyakat

Lerzan Özgenç
📅 07 Eylül 2026 8
Lerzan Özgenç’ten NATO Zirvesi Öncesi Tam Bağımsız Türkiye Çağrısı
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

CUMHURİYETİN SİGORTASI LİYAKAT

Toplumun görünmeyen teminatı

Atatürk liyakat konusunu hep "devletin temeli" olarak gördü. Torpil ve kayırmacılığa en net karşı çıkan liderlerdendi. Atatürkün dediği: _"Cumhuriyet idaresi, ehliyet ve liyakat sahibi kişilerin elinde yükselecektir."_
100 yıl geçmiş. Hala aynı cümlenin etrafında dönüyoruz. Çünkü mesele değişmemiş.
Bir toplumun yükselişi de çöküşü de "kim hangi koltukta oturuyor" sorusunun cevabında saklı.
Liyakat basit bir kelime değil. Bir devletin, bir milletin, bir geleceğin sigortasıdır.

Sadece yönetim meseleside değil, ahlak meselesidir.
Liyakatli olmak demek "ben layığım" demek değil, "bu işi benden daha iyi yapan varsa o yapsın" diyebilmektir.
Liyakatsızlık ise tam tersi: "Benden iyisi mi var" kibridir.
Toplum olarak şunu unuttuk: Bir makama oturmak ayrıcalık değil, sorumluluktur. O koltuk sana ait değil, millete emanet.
Ehil olmayan biri o emanete ihanet etmiş olur. Ve ihanetin bedelini hep birlikte öderiz.
Liyakat kelimesinin eş anlamlısı yeterlilik ve kifayet sözcükleridir. Ayrıca uygunluk ve yaraşırlık kelimelerini de aynı anlamda kullanırız.

Liyakatta, bir kişinin belirli bir görev, iş veya pozisyon için gereken bilgi, beceri, deneyim ve niteliklere sahip olması, kısacası o işe layık ve uygun olmasıdır.
Görev veya pozisyonu bilgi, beceri, deneyim ve ahlaki değerleriyle hak etmesi; verilen işi ya da amacı üzerinden o işe yeterliliğini, bağlılığını, uygunluğunu ve yaraştığını gösterebilmesidir. Liyakat tek başına yeterli midir? Hayır.
Liyakat = Hakkı olana hakkını vermek.
Yani bir işi, bir makamı, bir fırsatı "en uygun olan" kişiye teslim etmek. Sadece diploma ya da kıdem değil: bilgi + ahlak + emek + sorumluluk duygusu.
Ünlü bir söz var: _"Liyakat, adaletin işe alınmış halidir."_
Bir yerde liyakat varsa orada insanlar "benim yerime başkası torpille geçmez" diye içini rahat tutar. Bir işe uygunluk, yetkinlik, yaraşır olma durumudur.
Demekki liyakatli insan dendiğinde:
-İşinin Ehli Olmak: Yaptığı iş veya meslek konusunda yeterli eğitim, uzmanlık ve tecrübeye sahiptir.
-Ahlak ve Etik: Sadece bilgiyle kalmaz; dürüstlük, adalet, tarafsızlık ve sorumluluk bilinciyle hareket eder.
-Haddini ve Bilmediğini Bilmek: Her şeyi bildiğini iddia etmez, gerektiğinde öğrenmeye açıktır ve sorumluluk taşıyamayacağı işin altına girmez.
-Toplumsal Fayda: Karar alırken sadece kişisel veya yakın çevresinin çıkarlarını değil, kamu yararını ve adaleti gözetir.
Neden Önemlidir?
Kurumlarda verimliliği ve başarartıyı artırır.
Kayırmacılık (nepotizm) ve adaletsizliği önler.
Toplumsal güven duygusunu güçlendirir.

"İşi ehline vermek" dendiğinde örnek verirsem: Bir apartmanda asansörü en iyi tamir eden ustayı çağırırız. Ameliyat olacağımızda en iyi doktoru ararız. Peki ya ülkeyi, okulu, hastaneyi, belediyeyi kim yönetecek? Orada da aynı kural geçerli olmalı: En ehil olan.
Doktoru diplomayla, öğretmeni bilgiyle, yöneticimizi vizyonla seçmektir. "Bizdendir" demek değil, "becerir" demektir.
Liyakat varsa genç der ki: _"Çalışırsam kazanırım."_
Liyakat yoksa genç der ki: _"Bir tanıdık bulayım."_
Aradaki fark bir neslin kaderidir. Bir ülkenin kaderidir.

Liyakatsiz ortamlarda bir görevi, makamı veya işi yapmak için gerekli bilgiye, eğitime, yeteneğe sahip olmamak veya liyakatsiz olma durumu, yeteneksizlik ve değersizlik anlamına gelir. Bir kişinin yapacağı iş için gerekli bilgi, beceri ve yeterliliğe sahip olmaması halidir.
- Torpil / Akraba kayırmacılığı: İşe ehil olmayanı getirmek
- Siyasi kayırma: Düşüncesi aynı diye yetkin olmayanı öne çıkarmak
- Tembellik ödüllendirme: Çalışanı değil, ses çıkarmayanı terfi ettirmek.
O işi başarabilecek yetenekten ve yeterlilikten mahrum olma durumudur.
Sonucu hep aynı: İşler yavaşlar, ehil insanlar küser, kurum çürür.
Sosyologların dediği gibi: _"Liyakatsızlık, sessiz bir beyin göçüdür."_
İnsanlar bavul toplamadan gider.

Liyakatsızlık bir binanın kolonuna termit düşürmek gibidir. Dışarıdan bina sapasağlam görünür ama içerden içten içe çürür. Bir gün en ufak sarsıntıda çöker. Toplum olarak ya liyakatı sigortamız yapacağız ya da çöküşü seyredeceğiz.

Tarihi açıdan:
Osmanlı'da "Enderun" sistemi tam bir liyakat okuluydu. Saraya giren çocuk kökenine bakılmadan zekası ve ahlakına göre yükselirdi. Kanuni döneminin bu kadar güçlü olmasının sebebi buydu. Çöküş dönemleri ise hep "iltimas" dönemlerine denk gelir.

Psikolojik açıdan:
Liyakat olduğunda insanda "adalet duygusu" tatmin olur. Motivasyon artar.
Liyakatsızlık olduğunda ise 2 şey olur: Ya insanlar sinikleşir "nasılsa torpil kazanıyor" der, ya da en iyiler gider. Kuruma kalanlar "ben neden uğraşayım ki" moduna girer.

Toplumsal açıdan:
Liyakat bir ülkenin "güven anlaşmasıdır". Vergi veren vatandaş, "benim param ehil ellere gidiyor" diye düşünmek ister. Liyakatsızlık olduğunda bu anlaşma bozulur ve insanlar devlete değil, kendi çemberine güvenir.

_"Liyakat varsa rekabet güzeldir. Liyakat yoksa rekabet savaşa döner."_
_"En pahalı israf, ehil olmayan birine verilen makamdır."_
_"Liyakatsızlık bir kişiyi değil, 10 ehil insanın umudunu öldürür."_
_"Adalet mahkemede başlar, liyakat kurumlarda biter."_

Liyakat sadece "işe alım kriteri" değildir. Liyakat, 85 milyon insanın yaptığı görünmeyen bir güven sözleşmesidir.
Vergimi veriyorum çünkü paramın ehil ellere gideceğine inanıyorum. Çocuğumu okula gönderiyorum çünkü öğretmenliğe layık olanın orada olduğuna inanıyorum.
Bu zincirin bir halkası koptuğunda ne olur? İnsanlar "nasılsa düzelmez" deyip kendi kabuğuna çekilir. En çalışkanlar küser, en sesliler gider. Geriye kalanlar da "idare eder" zihniyetiyle günü kurtarır.

"Torpil, toplumun ortak aklına ihanettir."
"Liyakat yoksa yetenekler sürgüne gider."
"En büyük eşitsizlik, eşit olmayanlara eşit fırsat vermektir."
Biz çocuklarımıza "çok çalış, oku, kendini geliştir" mi diyoruz, yoksa "bir tanıdık bul" mu? Verdiğimiz cevap, yıllar sonra yaşayacağımız Türkiye’yi belirleyecek.
Bir toplum ya liyakatla yükselir ya da liyakatsızlıkla çürür. Ortası yoktur. Tercih bizim.
Öncelikli aşağıdaki alanlarda çok dikkatli olmalıyız.

1. EĞİTİMDE LİYAKAT
Bir öğretmeni torpille atarsan sınıfta sadece ders değil, umut da kaybolur.
Atatürk'ün dediklerini hatırlarsak: _"Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir."_
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz yer orası. Çünkü diploma değil, rol model lazım çocuklara. Mülakatla değil, puanla gelen öğretmen lazım.

2. YEREL YÖNETİMLERDE LİYAKAT
Bir belediyede işe "tanıdık" girerse, o şehrin suyu, yolu, ihalesi de "tanıdığa" gider.
Vatandaşın vergisi hizmete değil, kadroya harcanır.
Şehirler beton yığını değil, liyakatle yönetilen akılla yükselir. Yoksa Mersin’de de, Türkiye’nin her yerinde de aynı manzara: Yapılan değil, yapılan gibi gösterilen.

3. GENÇLER VE LİYAKAT
Genç "KPSS’ye mi çalışayım, birini mi bulayım" diye soruyorsa orada alarm çalıyor demektir.
Cumhuriyet gençlere emanet. Ama genç "benim ülkemde hakkım yeniyor" derse o emanet yolda kalır.
Genç umudunu kaybederse, ülke geleceğini kaybeder.

Cumhuriyet gençlere emanet. Emanete ihanet edersek, yarınlara da ihanet etmiş oluruz. Ya bedenen giderler, ya ruhen.

SONUÇ OLARAK:
Atatürk şöyle demişti: _"Küçük insanların büyük makamlara gelmesi, o yerin en büyük felaketidir."_

Bu felaketi durdurmanın tek yolu var: Liyakat.
Eğitimde, belediyede, devlette... Başka çare yok.

Bu bir eleştiri değil, bir çığlıktır.

Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız tek miras bina değil, adalettir.