← Mersin Dergisi
Nuray Öngeç

Tarihten Bugüne Güzellik

Nuray Öngeç
📅 31 Ağustos 2026 44
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Tarihten Bugüne Güzellik
İnsanlık, tarih öncesinden bugüne güzelliğin peşinde koşarken, pek çok doğal ve zarif uygulamalarda bulunmuşlardır. Anadolu’dan Hindistan’a kadınların kınayla ve bitkisel boyalarla saçlarını boyamaları, ellerine ve vücutlarına şekiller çizmeleri en yaygın olanıydı. Özellikle Kleopatra’nın da sık sık yaptığı gibi süt banyoları, ciltlerine bal ve zeytinyağı sürmeleri daha güzel cilde ve saçlara sahip olmak içindi. Özellikle Hitit ve Roma kadınları ciltlerini arındırıp güzelleştirmek için toprak veya kil kullandılar. Osmanlı’da ise gül suyu ve yağı kadınların baş tacıydı. Gül suyunu sadece yüzlerine sürmüyor aynı zamanda içiyorlardı. Her şey daha güzel olmak içindi. Ama maalesef farklı coğrafyalarda ve zamanlarda güzellik uğruna insanlar, aklını ve sağlığını yitirten uygulamalar da yaptılar sevgili okurlarım.
Antik Roma'da beyazlık arayışıyla idrarın amonyağı çamaşırları arıtır, dişleri parlatır, cildi temizler diye sürüldüğünü duymuş muydunuz bilmiyorum. Avrupa'da kadınlar Orta Çağ’da özellikle 14. ve 15. yüzyıllarda arsenikli pudralar kullanarak yüzlerini beyazlattılar. Ayrıca kaşlarını ve saçlarının ön kısmını yolup alınlarını genişlettiler. 19. yüzyılda da kadınlar özellikle arsenikli pudra kullanmaya devam ettiler çünkü o ölümcül beyazlık onlar için asaletin simgesiydi Kurşunlu boyalarla porselen gibi yüzler yaratıldı; ama o yüzlerin ardında solan ömürler, sessizce zehirlenen hayatlar olduğunu sanırım bilmiyorlardı.
Çin’de küçücük kız çocuklarının ayaklarının büyümemesi için, acı çekmesi göze alınarak çok sıkı bağlanır ve bu acı, zarafetin bedeli sayılırdı.. “Lotus ayak” bir estetik değil, bir toplumsal mühür, bir evlilik biletiydi. Her adım kanla yazılmış, her gülüş acıyla törpülenmişti adeta. Maalesef ciddi ayak deformasyonuna da neden olan bu uygulama 10. yüzyıldan 20.yüzyıla kadar devam etti…
Avrupa’da kadınların güzellik uğruna.16. yüzyılın sonlarından itibaren nefes almalarını bile zorlaştıran aşırı sıkı korseler kullanmaları maalesef 19.yüzyılın sonlarına kadar sürdü...
Japonya’da ise 10.yüzyılda başlayıp 19.yüzyıl başlarına kadar evli ve yüksek sosyal sınıftan kadınlar güzel görünmek veya çürük dişlerini gizlemek için, demir tozu, asetik asit veya sirke ve çay veya meşe kabuğu özlerinden elde edilen ”ohaguro” yla siyaha boyadılar.
Bütün bu tuhaflıkların ortak dilinin,“Güzellik, insanı ötekinin gözünde değerli kılar,” olmasıydı…
Bugün ise aynı hırs farklı şekillerde karşımızda. Modern çağın aynaları kliniklerin ışıklarıdır. Ameliyat masalarında aynı burun, aynı çene, aynı dudak yeniden yeniden üretilerek, biricikliğini yitiren yüzler, birbirine benzer kopyalar hâline gelmektedir maalesef. Güzelliğin özgün şarkısı, her geçen gün tek sesli bir koroya dönüşmektedir…
Günümüzde sosyal medyada, görünmeyen bir makyaj gibi her yüze filtre vurulur. Yüzdeki bir ince çizgi bile gizlenir, gözler olduğundan iri, dudakları olduğundan dolgun gösterilir. Gençler, kendi yüzleriyle değil, dijital bir hayalin yüzüyle aynaya bakar. “Beğeni” sayısı, günümüzün güzellik terazisi olur. Oysa her beğeni, biraz daha eksiltir insanın kendine olan sevgisini.
Amerikalı mizah yazarı, öğretmen, televizyon sunucusu ve gazeteci Sam Levenson’un satırlarında saklı gerçeğe eminim benim gibi sizler de katılırsınız sevgili okurlarım. “Kadının güzelliği ne giydiğinde, ne yüzünde, ne de saçında… Kadının güzelliği kalbinin derinliklerindedir.”
Geçmişin idrarla parlatılan dişlerinden, arsenikle beyazlatılan yüzlerinden, bağlanan ayaklarından, sımsıkı korselerinden, siyaha boyanmış dişerinden bugünün filtreli ekranlarına kadar değişmeyen bir hakikat var: Güzellik, dayatmalarda değil, insanın kendi iç sesinde saklıdır.
Asıl ihtiyacımız olan, aynaların değil, gözlerimizin içini parlatmak, ruhlarımızı güzelliklerle beslemek. Çünkü zaman, en sonunda, yüzün değil, kalbin izini taşır. Ve unutmayalım ki; asıl güzellik, cilada değil; kalbin attığı yerde, gözlerin ışığında, sözlerin izinde ve hayatın özünde saklıdır. Bir gün tüm aynalar kırılır, bütün renkler solar, ama insanın içindeki iyilik ve güzellikler yüzünde ömür boyu parlar… Ne dersiniz?