Gerçek Aşk, En Yakın Arkadaşındır
ilker Taşyürek
Gerçek Aşk, En Yakın Arkadaşındır
İnsan, hayatının farklı dönemlerinde aşkı farklı biçimlerde tanımlar.
Gençlik yıllarında aşk çoğu zaman büyük bir heyecandır. Kalbin hızlı çarpması, kavuşmak için sabırsızlanmak, bir bakıştan anlam çıkarmak, ansızın gelen bir mesajla bütün gün mutlu olmaktır.
O yıllarda aşk biraz telaşlıdır.
Biraz sabırsız, biraz gösterişli, biraz da kendini kanıtlama arzusuyla doludur. İnsan sevilmek, beğenilmek, özlenmek ve vazgeçilmez olduğunu hissetmek ister.
Fakat hayat ilerledikçe aşkın anlamı da değişmeye başlar.
İnsan artık yalnızca kalbini hızlandıracak birini değil, ruhunu dinlendirecek birini arar. Hayatına yeni sorunlar ekleyen değil, var olan sorunları birlikte çözebileceği bir yol arkadaşı ister.
Birlikte gülebileceği…
Birlikte çalışabileceği…
Aynı sofrayı, aynı yolu, aynı sessizliği paylaşabileceği…
Yanında rol yapmak zorunda kalmadan kendisi olabileceği bir insan…
Çünkü hayatın olgunluk döneminde insan anlar ki gerçek aşk, gelip geçen günlük heyecanlardan çok daha büyük bir şeydir.
Gerçek aşk, insanın en yakın arkadaşını bulmasıdır.
Aşkın Olgunluk Hâli
Olgunluk çağında aşk, gençlik yıllarındaki heyecanların tamamen yok olması değildir. Tam tersine, o heyecanların daha derin, daha güvenli ve daha anlamlı bir duygunun içine yerleşmesidir.
İnsan yine sevdiğini görünce mutlu olur.
Yine özler, merak eder ve onun sesini duymak ister. Fakat bütün bunların yanına çok daha önemli bir duygu eklenir:
Huzur…
Artık insan, sevdiği kişiyle yalnızca güzel anları paylaşmak istemez. Günlük hayatın yükünü de birlikte taşımak ister.
Bir sorun çıktığında karşısında değil, yanında duracak birini arar.
“Bu senin sorunun” diyen değil, “Bunu birlikte nasıl çözeriz?” diye soran birini…
Çünkü olgun aşk, iki insanın birbirini sınaması değil, hayatın sınavlarına birlikte hazırlanmasıdır.
Hayat zaten yeterince yorucudur. İnsan sevdiğinin yanında bir başka mücadele alanı kurmak değil, bütün mücadelelerden sonra dönebileceği güvenli bir liman bulmak ister.
En Yakın Arkadaşın Birlikte Olduğun İnsan Olmalı
İnsanın hayatında birçok arkadaşı bulunabilir.
Çalışma arkadaşları, çocukluk dostları, birlikte siyaset yaptığı, spor izlediği, yolculuk ettiği ya da belirli konular üzerine konuştuğu insanlar olabilir. Bunların her biri hayatın farklı bir alanına dokunur.
Fakat insanın en yakın arkadaşı, birlikte olduğu kişi olmalıdır.
Başınıza güzel bir şey geldiğinde ilk olarak onu aramak istemelisiniz.
Canınız sıkıldığında sesini duymanın size iyi geleceğini bilmelisiniz.
Bir karar vermeniz gerektiğinde düşüncesini önemsemeli; bir yerde tek başınıza güzel bir manzara gördüğünüzde, “Keşke o da burada olsaydı” diye düşünmelisiniz.
Birlikte olduğunuz kişi hayatınızın tamamı olmak zorunda değildir. Ancak hayatınızı en açık, en dürüst ve en doğal biçimde paylaşabildiğiniz insan olmalıdır.
Çünkü gerçek aşk, yalnızca iki bedenin yakınlığı değildir. İki insanın birbirlerinin düşüncelerine, korkularına, umutlarına ve hayallerine yaklaşabilmesidir.
Sevdiğiniz kişiye anlatamadığınız şeyleri sürekli başkalarına anlatıyor, en içten kahkahanızı başka insanlarla paylaşıyor, en çok başkası tarafından anlaşıldığınızı hissediyorsanız ilişkinin temelinde önemli bir eksiklik var demektir.
Aşkın içinde arkadaşlık yoksa yakınlık zamanla biçimsel hâle gelir.
Aşkı başlatan heyecan olabilir; fakat onu yıllarca yaşatacak olan dostluktur.
Kalabalıkta Birbirini Bulmak
Bazen kalabalık bir ortamda oturursunuz.
Herkes konuşur. Farklı fikirler söylenir, tartışmalar yaşanır, kahkahalar yükselir. Birileri uzun uzun bir şeyler anlatırken gözleriniz bir anda onun gözleriyle buluşur.
Hiç konuşmadan anlaşabilirsiniz.
Kaşını hafifçe kaldırması, yüzünde beliren küçük bir tebessüm ya da başıyla yaptığı belli belirsiz bir hareket size uzun bir cümleden daha fazlasını anlatabilir.
Aşk biraz da budur.
Bir topluluk içerisinde sohbet ederken göz göze gelmek ve birbirinizi anladığınızı sessizce onaylamaktır.
Bütün seslerin arasında onun sesini seçebilmektir.
Herkesin yüzüne bakarken onun mimiklerine kenetlenmek, ne hissettiğini ve ne düşündüğünü anlamaya çalışmaktır.
O an kalabalık ortadan kalkmaz. İnsanlar konuşmaya devam eder. Fakat sizin için ortamın merkezi değişir. Çünkü gözünüz ve dikkatiniz, ruhunuzun yakınlık kurduğu insana yönelmiştir.
Bir bakışla “Ben seni anlıyorum” diyebilmek, aşkın en sessiz ama en güçlü cümlelerinden biridir.
Bir İnsanı Gerçekten Merak Etmek
Aşkın başlangıcında güçlü bir merak vardır.
İnsan sevdiği kişiyi yalnızca görmek değil, tanımak ister. Onun düşünce dünyasına yaklaşmaya, olaylara hangi pencereden baktığını anlamaya çalışır.
Yazıları varsa okur.
Konuşmalarını dinler.
Varsa görüntülerini izler.
Davranışlarını yorumlamaya, hangi durumda nasıl tepki verdiğini anlamaya çalışır. Bir sözün altında nasıl bir düşünce bulunduğunu, bir suskunluğun hangi duyguyu sakladığını merak eder.
Çünkü gerçek sevgi, yalnızca bir yüze hayran olmak değildir. O yüzün arkasındaki insanı keşfetme arzusudur.
Fakat burada önemli olan, karşımızdaki kişiyi zihnimizde oluşturduğumuz bir hayale dönüştürmemektir. Onu kendi istediğimiz biçimde görmek yerine, olduğu hâliyle anlamaya çalışmaktır.
Sevmek, bir insan hakkında hızlıca hüküm vermek değildir.
Sevmek; onun geçmişini, yaralarını, güçlü yanlarını, korkularını ve hayallerini öğrenmek için sabır göstermektir.
Aşk, bir insanın dış görünüşünü beğenmekle başlayabilir. Ancak onun düşüncelerine, vicdanına ve hayata karşı duruşuna dokunmadan derinleşemez.
Birlikte Eğlenebilmek
Hayatın olgunluk döneminde insan huzur isterken neşeden vazgeçmek zorunda değildir.
Aksine, birlikte olduğunuz insanla eğlenebilmek ilişkinin en kıymetli taraflarından biridir.
Aynı şeye gülebilmek…
Birlikte müzik dinlemek…
Bazen çocuklar gibi şakalaşmak…
Bir yemeğin tadını çıkarmak…
Bir kahvenin başında saatlerce sohbet etmek…
İnsanın sevdiği kişinin yanında yalnızca ağırbaşlı, güçlü ve sorumlu tarafıyla bulunması gerekmez. Bazen bütün yüklerini bir kenara bırakıp neşeli, meraklı ve çocuksu yanını da ortaya çıkarabilmelidir.
Çünkü hayat yalnızca çözülmesi gereken sorunlardan oluşmaz.
Sevdiğiniz insanla sadece sorun konuşuyorsanız ilişkiniz zamanla bir toplantıya dönüşür. Oysa aşkın içinde oyun, mizah, kendiliğindenlik ve ortak bir neşe de bulunmalıdır.
Doğru insan, hayatın ciddiyetini inkâr etmez; fakat o ciddiyetin sizi ezmesine de izin vermez.
Yeri gelir sizi güldürür.
Yeri gelir yüzünüzdeki yorgunluğu fark eder ve küçük bir şakayla içinizi hafifletir.
Yeri gelir hiçbir özel neden olmadan sizinle güzel bir akşam geçirmek ister.
Olgun aşk, kahkahayı kaybetmeden huzuru bulabilmektir.
Sorunlara Karşı Aynı Tarafta Durmak
Bir ilişkiyi güçlü kılan şey, iki insanın hiç sorun yaşamaması değildir.
Böyle bir hayat mümkün değildir.
Ekonomik sıkıntılar, sağlık sorunları, ailevi meseleler, geçmişten gelen yaralar, yanlış anlamalar ve beklenmedik olaylar olacaktır. İnsan bazen yorulacak, bazen sabrını kaybedecek, bazen de ne yapacağını bilemeyecektir.
Önemli olan, sorun ortaya çıktığında iki insanın birbirini sorun olarak görmemesidir.
Olgun bir ilişkide insanlar karşı karşıya değil, yan yana durmalıdır.
Mesele “Kim haklı?” sorusuna sıkışmamalıdır. Asıl soru şu olmalıdır:
“Bu sorunu birlikte nasıl aşabiliriz?”
Çünkü aşk bir iktidar mücadelesi değildir.
Birinin kazandığı, diğerinin kaybettiği ilişkilerde gerçekte iki taraf da kaybeder. Sürekli üstünlük kurmaya çalışan insanlar aynı hayatı paylaşabilirler; fakat aynı yolun arkadaşı olamazlar.
Gerçek hayat arkadaşlığı, sorunları birbirinin üzerine yıkmak değil, yükün bir ucundan birlikte tutmaktır.
Biriniz yorulduğunda diğeri biraz daha fazla yürüyebilmelidir.
Biriniz düştüğünde diğeri hesap sormadan önce elini uzatmalıdır.
Biriniz karanlıkta kaldığında diğeri bütün cevapları bilmese bile yanında durmalıdır.
Bazen aşkın en büyük sözü “Seni seviyorum” değildir.
“Merak etme, bunu birlikte çözeceğiz” cümlesidir.
Deniz Kıyısında Onu Dinlemek
Bazen arkadaşlarınızla denizin hemen kıyısında oturursunuz.
Denizden gelen esinti yüzünüze dokunur. Dalgaların sesi konuşmalarınıza karışır. Gökyüzü yavaş yavaş rengini değiştirirken herkes başka bir şey anlatır.
Fakat siz bütün o sohbetin içinde onu anlamaya çalışırsınız.
Söylediği cümlelere, gülerken yüzünde oluşan ifadeye, denize bakarken sessizleşmesine dikkat edersiniz. Rüzgâr saçlarını dağıtır; belki o bunun farkında bile değildir ama siz o görüntüyü hafızanıza kaydedersiniz.
Çünkü aşk bazen büyük olaylarla değil, küçücük anların insanın içine yerleşmesiyle büyür.
Yıllar sonra o akşam kimin ne söylediğini unutabilirsiniz. Fakat onun yüzüne vuran akşam ışığını, denizin kokusunu ve göz göze geldiğiniz o kısa anı hatırlarsınız.
Bazı insanlar hayatımıza bir olayla değil, bir atmosferle girer.
Bir deniz esintisiyle…
Bir bakışla…
Bir kahkahayla…
Ya da herkes konuşurken yalnızca ikimizin anlayabildiği küçük bir mimikle…
Aşk, karşımızdaki insanı hayatın akışı içerisinde yavaş yavaş içimize çekmek, onu özümsemek ve her karşılaşmada yeniden tanımaktır.
Dağların Tepesindeki Sessizlik
Bazen de küçük bir arkadaş grubuyla dağların tepesinde, herkesten uzakta olursunuz.
Gündüzün neşesi yavaş yavaş gecenin sessizliğine dönüşür. Hava serinler, çevre kararır, uzakta birkaç ışık görünür.
Gecenin kasveti içinde herkes masanın çevresinde sohbet ederken siz yine onun varlığını hissedersiniz.
Sustuğunda ne düşündüğünü merak edersiniz.
Üşüyüp üşümediğine dikkat edersiniz.
Karanlığa bakarken yüzünde beliren ifadeyi anlamaya çalışırsınız.
Çünkü insan sevdiğini yalnızca neşenin ortasında değil, sessizliğin ve karanlığın içinde de tanımak ister.
Aşk, aydınlıkta birbirine güzel görünmekten ibaret değildir. Gecenin kasveti içinde de birbirinin varlığından huzur duyabilmektir.
Bir insanın yalnızca konuşmasına değil, susmasına da yakınlık duyuyorsanız aranızda sıradan bir ilişkinin ötesinde bir bağ oluşmaya başlamış demektir.
Çünkü insan herkesle konuşabilir; fakat çok az insanla huzur içinde susabilir.
Artık Uzun Bir Deniz Yolculuğu
Bana göre hayatın olgunluk dönemindeki aşk, günübirlik bir gezintiye değil, seyri uzun bir deniz yolculuğuna benzer.
Artık amaç kıyıdan biraz uzaklaşıp yeniden aynı yere dönmek değildir. Önünüzde uçsuz bucaksız bir okyanus vardır.
Bu yolculukta deniz her zaman sakin olmayacaktır.
Bazen dalgalar yükselecek, bazen rüzgâr sert esecek, bazen gökyüzü kararacaktır. Yönünüzü bulmakta zorlandığınız, yorgun düştüğünüz ve limanın çok uzakta olduğunu düşündüğünüz zamanlar olacaktır.
Fakat aynı gemide olduğunuzu bilirseniz korkunuz azalır.
Çünkü yanınızda güven duyduğunuz biri vardır.
Yeri geldiğinde dümeni o tutar, siz dinlenirsiniz. O yorulduğunda görevi siz devralırsınız. Bir fırtına çıktığında kimin suçlu olduğunu tartışmak yerine gemiyi birlikte ayakta tutmaya çalışırsınız.
Olgun aşk tam olarak budur:
Aynı gemide olduğunun bilincinde olmak…
Denizin sizi farklı yönlere savurmasına izin vermemek…
Fırtınada birbirinizi suçlamak yerine aynı limana ulaşmak için çabalamak…
Güvertede Aynı Esintiyi Hissetmek
Uzun bir deniz yolculuğu yalnızca fırtınalardan oluşmaz.
Denizin sakinleştiği, gökyüzünün berraklaştığı ve insanın güverteye çıkarak derin bir nefes aldığı zamanlar da vardır.
Yanınızdaki insanla güvertede durursunuz.
Denizin esintisini birlikte hissedersiniz.
Belki konuşmazsınız. Çünkü o anda sözcüklere ihtiyaç yoktur. Uçsuz bucaksız okyanusun ortasında ikiniz de aynı ufka bakarsınız.
Bence hayatın olgunluk döneminde aşkın en güzel görüntüsü budur.
İki insanın aynı yöne bakabilmesi…
Bu, her konuda aynı düşünmeleri anlamına gelmez. Aynı manzaraya farklı gözlerle bakabilirler. Fakat birbirlerine ne gördüklerini anlatabilir, birbirlerinin bakışına saygı duyabilirler.
Aynı ufka bakmak, aynı geleceğe doğru yürümeyi istemektir.
“Ben” ve “sen” olmayı kaybetmeden “biz” olabilmektir.
Birbirini zincirlemek değil, aynı yolculuğu özgürce seçmektir.
Güvertede yan yana dururken denizin esintisi ikinize de dokunur. Okyanus ikinizin önünde de aynı büyüklükte uzanır. Fakat yanınızda güven duyduğunuz insan varsa o sonsuzluk artık ürkütücü değil, umut verici görünür.
Günlük Heyecanlardan Daha Büyük Bir Bağ
Hayatın belli bir döneminden sonra insan sürekli yeni heyecanlar aramanın yorucu olduğunu fark eder.
Her gün başka bir duygu, başka bir macera ve başka bir belirsizlik…
Başlangıçta çekici görünen bu hareketlilik, zamanla insanın ruhunu yormaya başlayabilir.
Olgunluk döneminde aşk, heyecansızlık değildir. Heyecanı daha kalıcı bir anlamın içine yerleştirmektir.
Artık insan kısa süreli coşkulardan çok, uzun süreli güven arar.
Bir anlık tutkudan çok, her sabah yeniden seçilebilecek bir yakınlık…
Gösterişli sözlerden çok, tutarlı davranışlar…
Büyük vaatlerden çok, ihtiyaç duyulduğunda uzatılan bir el…
Çünkü aşkın değeri yalnızca kalbi ne kadar hızlı çarptırdığıyla ölçülmez. Ruhumuza ne kadar huzur verdiğiyle de ölçülür.
Gerçek aşk insanı sürekli tedirgin etmez.
Acaba gidecek mi?
Acaba vazgeçecek mi?
Acaba söylediği sözün arkasında duracak mı?
Bu soruların gölgesinde yaşanan bir ilişki, insanın kalbini heyecanlandırabilir ama ruhunu dinlendiremez.
Oysa olgun aşkın içinde güven vardır.
İnsan başını çevirdiğinde sevdiğinin orada olduğunu bilir. En kırılgan yanlarını gösterdiğinde küçümsenmeyeceğine, söylediği sözlerin bir gün kendisine karşı silah olarak kullanılmayacağına inanır.
Aşk, insanın zırhını çıkarabildiği yerdir.
Birlikte Çalışmak ve Üretmek
Hayatın büyük bölümü romantik anlarla değil, günlük sorumluluklarla geçer.
Bu nedenle birlikte olduğunuz kişiyle yalnızca eğlenebilmeniz yetmez; gerektiğinde birlikte çalışabilmeniz ve üretebilmeniz de gerekir.
Bir işi planlamak…
Ortak bir sorumluluğu üstlenmek…
Bir hayali gerçekleştirmek için emek vermek…
Birbirinizin yeteneklerine güvenmek…
Çalışırken insanın gerçek karakteri daha açık görünür. Yorgunluğa nasıl tepki verdiği, sorumluluktan kaçıp kaçmadığı, karşısındaki kişinin emeğine saygı gösterip göstermediği ortaya çıkar.
Gerçek bir hayat arkadaşı başarıyı sahiplenip hatayı size bırakmaz.
“Ben yaptım” demek yerine “Biz başardık” diyebilir.
Birinizin eksik kaldığı yeri diğeri tamamlar. Fakat bunu üstünlük kurmak için değil, ortak yolculuğun devam etmesi için yapar.
Çünkü aşk yalnızca birbirinin gözlerine bakmak değildir. Gerektiğinde aynı işe, aynı hedefe ve aynı geleceğe birlikte bakabilmektir.
Aynı Sofranın Huzuru
Hayatın en kalıcı mutlulukları çoğu zaman küçük anlarda saklıdır.
Birlikte yenilen sade bir yemek…
Akşam içilen bir çay…
Günün nasıl geçtiğini anlatırken kurulan sıradan cümleler…
Bir şarkıyı birlikte dinlemek…
Bazen aynı anıyı defalarca anlatıp yine birlikte gülmek…
İnsan yaş aldıkça bu küçük anların aslında ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlıyor.
Mutluluk her zaman uzak ülkelerde, pahalı sofralarda ya da sıra dışı olaylarda değildir. Doğru insanla paylaşılan sıradan bir akşam, yanlış insanla yaşanan en gösterişli günden daha değerlidir.
Çünkü sofranın zenginliğini yalnızca üzerinde bulunan yemekler belirlemez.
Karşınızda oturan insanla kurduğunuz bağ belirler.
İçiniz rahat mı?
Kendiniz gibi konuşabiliyor musunuz?
Birlikte gülebiliyor musunuz?
Sessizlik olduğunda huzursuz olmadan aynı masada kalabiliyor musunuz?
Eğer bunların cevabı evetse, o masa yalnızca yemek yenilen bir yer değildir. İki insanın hayatı paylaştığı küçük bir limandır.
Dünyayı Birlikte Keşfetmek
Yeri gelir dünyanın en ilginç noktalarını birlikte gezmek istersiniz.
Bilmediğiniz kentlerin sokaklarında yürür, daha önce görmediğiniz manzaralara bakarsınız. Tarihî bir yapının önünde durur, küçük bir köy kahvesinde çay içer ya da okyanusun kıyısında gün batımını izlersiniz.
Fakat yolculuğu anlamlı kılan yalnızca gidilen yer değildir.
Yanınızda kimin bulunduğudur.
Doğru insanla sıradan bir yol bile unutulmaz olabilir. Yanlış insanla dünyanın en güzel yeri insana dar gelebilir.
Sevdiğiniz insanla yolculuk etmek, yalnızca yeni yerler görmek değildir. Birbirinizin farklı durumlar karşısındaki hâllerini de keşfetmektir.
Kaybolduğunuzda nasıl davrandığını…
Bir aksilik çıktığında öfkelenmek yerine çözüm arayıp aramadığını…
Gördüğü güzellikleri sizinle paylaşmaktan ne kadar mutlu olduğunu…
Çünkü aşk, yalnızca gidilecek yere ulaşmak değil, yolun kendisinden birlikte keyif alabilmektir.
Bazen hedefe varmak gecikir. Bazen planlar değişir. Fakat yanınızdaki insan doğruysa yolculuğun aksaması mutluluğunuzu ortadan kaldırmaz.
Bir Yastıkta Kocamanın Anlamı
Hemen herkesin zihninde “Bir yastıkta kocamak” düşüncesi vardır.
Fakat bu söz yalnızca uzun yıllar aynı evde yaşamak anlamına gelmez.
Birbirinin gençliğine ve yaşlılığına tanıklık etmek…
Zamanla değişen yüzünü sevmeye devam etmek…
Gücünüz azaldığında birbirinize destek olmak…
Hastalıkta yanında durmak…
Hayatın en savunmasız anlarında birbirinizi yalnız bırakmamak…
Ve gerektiğinde kefeninizi bağlayabilecek kadar bir insana güvenmek…
Bu düşünce hüzünlü görünebilir. Oysa bana göre aşkın en dürüst ve en insani taraflarından biri burada saklıdır.
Çünkü herkes neşenize, başarınıza ve güçlü zamanlarınıza ortak olabilir.
Asıl mesele, hayatın yükü omuzlarınıza çöktüğünde kimin yanınızda kalacağıdır.
Bir yastıkta kocamak, yalnızca yan yana yaşlanmak değildir. Birbirinin ömrüne tanıklık etmeyi göze almaktır.
Yolculuğun nerede ve nasıl sona ereceğini bilmeden aynı gemiye binmektir.
Birlikte Susabilmek
Gerçek yakınlık her an konuşmak değildir.
Bazen insan yorulur. Anlatmak istemez. Yalnızca sevdiği kişinin yanında sessizce oturmaya ihtiyaç duyar.
İnsan herkesle konuşabilir; ancak çok az insanla huzur içinde susabilir.
Eğer yanınızdaki kişi sessizliğinizi hemen ilgisizlik olarak yorumlamıyor, sizi sürekli açıklama yapmaya zorlamıyor ve yalnızca varlığıyla size iyi geliyorsa aranızda güçlü bir bağ var demektir.
Aşk, bütün boşlukları kelimelerle doldurmak değildir.
Bazen aynı sessizliğin içinde birbirinizi duyabilmektir.
Denizin ortasında güvertede yan yana durduğunuzu düşünün.
Ufuk önünüzde uzanıyor. Dalgaların sesi geliyor. Rüzgâr yüzünüze dokunuyor.
Konuşmuyorsunuz.
Ama yalnız değilsiniz.
Belki de olgun aşkın en güzel tarafı budur: Sessizlik insanları birbirinden uzaklaştırmaz; aynı huzurun içinde buluşturur.
Ömrün Kalanını Birlikte Yaşayabilmek
Hayatın olgunluk döneminde insanın aşk hakkında sorduğu en önemli soru artık şudur:
“Bu insanla ömrümün kalan bölümünü huzurlu biçimde yaşayabilir miyim?”
Bu soru romantizmi azaltmaz. Tam tersine, sevgiyi hayatın gerçekliğiyle buluşturur.
Çünkü ömrün kalanını paylaşmak, yalnızca güzel günlerde yan yana durmayı istemek değildir.
Birlikte uyanabilmek…
Aynı sofraya oturabilmek…
Sorunları konuşarak çözebilmek…
Birbirinin kişisel alanına saygı göstermek…
Gerektiğinde çalışmak, gerektiğinde dinlenmek…
Birlikte eğlenmek, gezmek, öğrenmek ve bazen hiçbir şey yapmadan huzur içinde oturabilmek…
Belli bir yaştan sonra insan hayatına yeni bir karmaşa değil, anlam katacak birini ister.
Onu daraltan değil, içini genişleten…
Sürekli yargılayan değil, anlamaya çalışan…
Yaralarını büyüten değil, iyileşmesine yardım eden…
Geçmişiyle yarışan değil, geleceğinde yanında yürümeyi seçen…
Çünkü insan artık fırtınayı aşk sanmak istemez.
Gerçek aşkın bazen son derece sakin, dingin ve güvenli olabileceğini bilir.
Aynı Ufka Bakmak
Bana göre aşkın en güçlü görüntüsü, uzun bir deniz yolculuğunda aynı güvertede duran iki insandır.
Arkalarında yaşanmış yıllar vardır.
Önlerinde ne getireceğini tam olarak bilmedikleri uçsuz bucaksız bir okyanus…
Denizin esintisini birlikte hissederler. Bazen konuşurlar, bazen susarlar. Birbirlerinin varlığını kanıtlamaya ihtiyaç duymazlar; çünkü aralarındaki bağ zaten oradadır.
Aynı ufka bakarlar.
Belki o ufukta sakin bir liman vardır.
Belki yeni bir ülke, yeni bir şehir, yeni bir hayat…
Belki yalnızca birlikte yaşlanacakları huzurlu günler…
Aynı ufka bakmak, her konuda aynı düşünmek değildir. Aynı hayatın içinde birbirinin farklılıklarına yer açabilmektir.
Birbirini değiştirmeye çalışmadan gelişmesine destek olmaktır.
“Benim gibi ol” demek yerine, “Kendin ol; ben seni anlamaya devam edeceğim” diyebilmektir.
Çünkü gerçek aşk, iki yarım insanın birleşerek bir bütün olması değildir. Kendi başına bütün olan iki insanın aynı yolculuğa çıkmayı seçmesidir.
Gerçek Aşk, En Yakın Arkadaşındır
Benim için aşk artık yalnızca “Seni seviyorum” demek değildir.
“Seni dinliyorum” diyebilmektir.
“Seni anlamaya çalışıyorum.”
“Yanında kendim olabiliyorum.”
“Başarından korkmuyor, başarınla gurur duyuyorum.”
“Yorulduğunda yükünü paylaşmaya hazırım.”
“Bir sorun çıktığında karşında değil, yanında duracağım.”
“Seninle gülebiliyor, çalışabiliyor, gezebiliyor ve gerektiğinde susabiliyorum.”
“Hayatın kalan bölümünde aynı denizin esintisini seninle hissetmek, aynı okyanusta yol almak ve aynı ufka bakmak istiyorum.”
Aşk bazen kalabalık bir masada göz göze gelip tek kelime söylemeden anlaşmaktır.
Bazen deniz kıyısında onun sesini dalgaların arasından seçmek…
Bazen dağların tepesinde, gecenin kasveti içinde bile varlığından huzur duymak…
Bazen yazılarını okuyarak düşüncelerinin izini sürmek, konuşmalarını dinlemek ve küçücük bir mimiğinden söyleyemediği cümleyi anlamaktır.
Bazen birlikte çalışmak, yorulmak ve üretmek…
Bazen aynı sofrada yemek, içmek ve gülmek…
Bazen dünyanın en ilginç yerlerini birlikte keşfetmek…
Bazen de hiçbir yere gitmeden aynı odada huzurla oturabilmektir.
Gerçek aşk, sürekli büyük heyecanlar yaşamak değildir.
Hayatın içinde aynı insanı tekrar tekrar seçebilmektir.
Kalabalıkta gözünüzün onu araması, fırtınada elinizin onun eline uzanması ve sakin bir akşamda yanında olduğunuz için kendinizi şanslı hissetmenizdir.
Aşk, insanın kalbini hızlandıran kişiden ibaret değildir.
Aşk; kalbinizi sakinleştiren, zihninizi dinlendiren ve ruhunuza güven veren insandır.
Ömrün kalan bölümünde çıkacağınız uzun deniz yolculuğunda yanınızda görmek istediğiniz kişidir.
Fırtınada dümeni birlikte tutabildiğiniz, deniz sakinleştiğinde güvertede yan yana durabildiğiniz ve uçsuz bucaksız okyanusun ortasında aynı ufka bakabildiğiniz insandır.
İnsan böyle birini bulduğunda yalnızca bir sevgili bulmuş olmaz.
Bir sırdaş…
Bir dost…
Bir yol arkadaşı…
Ve hayatın bütün değişen mevsimlerinde yanında yürüyebilecek en yakın arkadaşını bulmuş olur.
Çünkü gerçek aşk, insanın en yakın arkadaşıdır.
İlker Taşyürek – Eğitimci / Yazar


