Ayselce Bir Yolculuk
Aysel Zeydan Güzey
“Ayselce Bir Yolculuğun Kalbi”
İnsanın hayatında bazı dönemler vardır…
Bir şey olur, bir kapı kapanır, bir söz duyulur, bir acı kabarır ya da bir ışık içeri sızar…
Ve tam o anda anlarsın:
“Ben artık eski ben değilim.”
Aysel tam da bu yerden geçti.
Kırıldığı yerlerden ışık sızdırmayı öğrenerek,
acının içinden şefkat büyüterek,
yıkıldığını sandığında bile kendi özündeki güce yaslanarak…
O hep güzeli aradı.
Ama dışarıda değil — içeride.
Çünkü bir gün anladı ki insanın en büyük varlığı, kendi içindeki o incecik ama dipdiri sesmiş.
İşte o sesi bulduğu günden beri yürüdüğü yol artık bir “hayat yolu” değil,
bir hakikat yolculuğu.
Onu tanıyan herkes bilir:
Aysel’in kalbi duyunca yumuşar, görünce şükreder,
acıyı da sahiplenir, güzelliği de över,
ama hiçbirini elinde tutmak için sıkmaz.
Çünkü o artık akmayı öğrendi.
“Olabilir, neden olmasın?”ın
“Her şey mümkün”ün
“Teslim oldum Ya Rab”in insanı oldu.
Kendini iyileştirirken yol gösterdi,
yol gösterirken öğrendi,
öğrendikçe sadeleşti.
Şimdi bildiği bir şey varsa o da şudur:
İnsan, insanla iyileşir.
Ama önce insan kendine dokunmalıdır.
Bu yüzden Aysel’in her cümlesi bir dua gibi akar:
Umut olsun…
İlham olsun…
Birinin içine “Ben de yapabilirim” kıvılcımı düşsün diye…
Ve belki de onun en büyük hediyesi bu:
Kimseye “Ben oldum” demeden,
her gün yeniden doğar gibi,
aynı tevazu ve aynı merakla sorar:
“Bugün benden nasıl bir güzellik akar?”
Çünkü o bilir…
Hayatta en çok iz bırakanlar, sesi yüksek olanlar değil,
kalbiyle yürüyenlerdir.



