← Mersin Dergisi
ilker Taşyürek

Yazamadım…

ilker Taşyürek
📅 19 Temmuz 2026 88
PaylaşWhatsAppFacebookXTelegram

Yazamadım

Çok şey yaşadım, kendimi anlatamadım,
Kalabalıklarda yalnızlığımı susturamadım.
Hayatımı satır satır yazdım da yüreğimi yazamadım,
Beni neyin mutlu ettiğini ömrümce aradım… Bulamadım.

Hayatım boyunca çok şey yazdım.

Eğitimi, toplumu, memleketi, adaleti, sevgiyi ve insanı anlattım. Bir öğretmen olarak öğrencilerimin geleceğini, bir yurttaş olarak ülkemin sorunlarını, toplumsal mücadelelerin içinde sorumluluk üstlenen bir insan olarak inandığım değerleri savundum.

Başkalarının sorunlarını anlatacak kelimeleri çoğu zaman buldum. Toplumun yaralarını, eğitimin eksiklerini, insanların kaygılarını ve ülkenin geleceğine ilişkin düşüncelerimi cümlelere dökebildim.

Ama sıra kendime geldiğinde sustum.

Başkalarını anlatırken cesur, kendimi anlatırken ürkektim. Kalabalıkların karşısında saatlerce konuşabildim; sevdiğim bir insanın karşısında yüreğimdekileri birkaç cümleye sığdıramadım.

Hayatımı yazdım belki…

Ama kendimi yazamadım.

Beni Neyin Mutlu Ettiğini Bulamadım

İnsan, hayatı boyunca pek çok şeyin peşinden gidiyor. Başarı, sevgi, saygınlık, huzur, takdir edilmek, ardında anlamlı bir iz bırakmak…

Ben de çalıştım, mücadele ettim, ürettim. Kendime sürekli yeni sorumluluklar yükledim. Bir işi tamamladığımda durup dinlenmek yerine, hemen yapılması gereken başka bir işe yöneldim.

Hayat önümden hızla geçerken ben ona yetişmeye çalıştım.

Belki de bu yüzden beni gerçekten neyin mutlu ettiğini hiçbir zaman tam olarak anlayamadım. Mutluluğu hep ulaşılması gereken başka bir hedefin arkasında aradım. Bir işi başardığımda kısa süre sevindim; sonra eksik kalanlara baktım.

Belki mutluluk zaman zaman yanıma geldi.

Fakat ben onu görecek kadar yavaşlamadım.

Belki bir öğrencinin gözlerindeki teşekkür, bir dostun içten selamı, çocuklarımın sarılışı ya da sevdiğim bir insanla paylaşılan sessiz bir akşam mutluluğun kendisiydi.

Ama ben mutluluğu hep daha büyük bir yerde aradım.

Ömrüm boyunca onu aradım; belki bulamadım, belki de bulduğumda tanıyamadım.

Çok Çalıştım, Yorulduğumu Söyleyemedim

Çok çalıştım.

Sabahın erken saatlerinde başlayan ve gecenin karanlığına uzanan günlerim oldu. Yorulduğum hâlde durmadım. Üzerime aldığım sorumlulukların altında zaman zaman ezildim ama bunu çevremdekilere belli etmedim.

Çünkü bana göre insan, sorumluluğunu üstlendiği işi yarım bırakmamalıydı.

Elbette emeğimin görülmesini, anlaşılmasını ve takdir edilmesini bekledim. İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, verdiği emeğin fark edilmesini ister. Bazen içtenlikle söylenen bir “Eline sağlık” cümlesi, yılların yorgunluğunu hafifletebilir.

Ama ben çoğu zaman bu cümleyi duyamadım.

Belki söylendi de bana ulaşmadı. Belki insanlar teşekkür ettiler ama benim duymaya ihtiyaç duyduğum sözü söylemediler. Belki de ben, neye ihtiyacım olduğunu onlara hiç anlatamadım.

Dışarıdan güçlü, kararlı ve yorulmak bilmeyen biri gibi görünüyordum. Bu nedenle kimse benim de kırılabileceğimi, yorulabileceğimi ya da bazen başımı yaslayacak bir omuz arayabileceğimi düşünmedi.

Ben de çıkıp:

“Bugün çok yoruldum; biraz da beni anlayın.”

diyemedim.

Güçlü görünmeye o kadar alışmıştım ki güçsüz kalmaya kendime bile izin vermedim.

Kalabalıklar Beni Dinledi, Yakınımdakiler Beni Duyamadı

Toplumsal olayların içinde yer aldım. İnandığım değerler uğruna sorumluluk aldım, mücadele ettim ve gerektiğinde öne çıktım.

Bazen yüzlerce, bazen binlerce insana seslendim. İnsanların sustuğu zamanlarda konuştum, geri çekildiği zamanlarda bir adım öne çıkmaya çalıştım. Toplumun kaygılarını anlamak, ortak talepleri dile getirmek ve insanları aynı düşünce çevresinde buluşturmak için cümleler kurdum.

Kalabalıklar beni dinledi.

Fakat en yakınımdaki bazı insanlara kendimi anlatamadım.

Bir topluluğun önünde saatlerce konuşabildim ama sevdiğim bir insanın gözlerinin içine bakarak:

“Benim sevgim, gösterebildiğimden daha büyüktür.”

diyemedim.

Belki söyledim ama duyuramadım. Belki anlattım ama hissettiremedim.

Bazıları beni soğuk ve mesafeli buldu. Yeterince aramadığımı, sormadığımı, ilgilenmediğimi düşündü. Onlara göre bir telefon daha açmalı, daha çok yanlarında bulunmalı, sevgimi daha açık göstermeliydim.

Belki haklıydılar.

Çünkü sevgi yalnızca insanın içinde taşıdığı bir duygu değildir. Görülmek, duyulmak ve hissedilmek ister. Karşımızdakine ulaştıramadığımız sevgi, bizim içimizde ne kadar büyük olursa olsun onun hayatında bir eksiklik olarak kalabilir.

Bazıları ise beni sıcakkanlı, hümanist ve arkadaş canlısı olarak tanıdı. İnsanlarla kolayca kaynaştığımı, herkese içtenlikle yaklaştığımı söyledi.

Aynı insanı biri soğuk, diğeri sıcak buldu.

Çünkü herkes benim yalnızca kendisine gösterdiğim tarafımı gördü. Kimse bütünümü tanımadı.

Belki ben de bütünümü kimseye gösteremedim.

Öz Geçmişimi Yazdım, Yüreğimi Yazamadım

Hayatta yaptıklarımı bir öz geçmişe sığdırmak kolaydı.

Okuduğum okulları, görev yaptığım kurumları, üstlendiğim sorumlulukları ve verdiğim mücadeleleri tarihler hâlinde sıralayabilirdim.

Görevler, unvanlar, başarılar…

Hepsi birkaç sayfaya yazılabilirdi.

Fakat bir insanın hayatı, öz geçmişindeki maddelerden mi ibaretti?

Bir unvan, onu taşırken yaşanan kaygıları anlatabilir miydi? Bir başarı, o başarıya ulaşıncaya kadar geçirilen uykusuz geceleri gösterebilir miydi? Bir görev adı, insanın o görevi yerine getirirken kaç kez yalnız bırakıldığını yazabilir miydi?

Öz geçmişime yaptıklarımı yazdım ama yüreğimde kopan fırtınaları ekleyemedim.

Kendimi güçlü göstermek zorunda kaldığım günleri…

İçimden sessizce çöktüğüm geceleri…

“Ben iyiyim.” derken aslında hiç iyi olmadığım anları…

Yazamadım.

Bir insanın görünen hayatı, denizin yüzeyindeki küçük bir ada gibidir. İnsanlar kıyıyı görür; altındaki derinliği bilmez.

Ben herkese o adayı gösterdim.

Fakat altında sakladığım hayatı anlatamadım.

İyiliklerimi Unuttum, İhanetleri Unutamadım

Hayatım boyunca iyiliğin bir gün mutlaka iyilik doğuracağına inanmak istedim.

Zor zamanlarında yanında durduğum, elinden tuttuğum, başarısı için emek verdiğim insanlar oldu. Bunu bir karşılık beklediğim için değil, doğru olanın bu olduğuna inandığım için yaptım.

Bazıları iyiliği unutmadı.

Bazılarıysa yalnızca yapılan iyiliği değil, o iyiliği yapan insanı da unuttu. İhtiyaçları kalmadığında sırtını dönenler, güvenin karşılığını vefasızlıkla verenler oldu.

Bunları açıkça yazamadım.

Çünkü yazarsam acılar isimlere dönüşecekti. İsimler de yazıyı bir hesaplaşmaya çevirecekti. Yaşadığım kötülüklerin beni kötülüğe teslim etmesini istemedim.

Bu yüzden sustum.

Fakat insanın sustukları yok olmuyor. Söylenmeyen her kırgınlık, kalbin görünmeyen bir köşesinde yaşamaya devam ediyor.

Affetmeye çalıştım. Unuttuğumu sandım. Ama akıl unutmaya razı olsa da kalp, kendisine yapılanları sessizce saklıyor.

İhanetleri yazamadım.

Belki de yazamadığım için içimde taşıdım.

Herkese Anlatmaya Çalıştım

Öğretmenlerime anlatmaya çalıştım.

Bana verdikleri emeğin boşa gitmediğini, öğrencilerinin hayatta bir iz bırakabildiğini bilsinler istedim. Fakat öğrencilik yıllarımdan içimde kalan korkuları, eksiklikleri ve hayalleri onlara tam olarak anlatamadım.

Arkadaşlarıma anlatmaya çalıştım.

Birlikte güldük, tartıştık, yol yürüdük. Neşemi gördüler, mücadelemi bildiler. Ama insanın gece yarısı içine çöken o tarifsiz boşluğu onlara gösteremedim.

Çocuklarıma anlatmaya çalıştım.

Onları ne kadar sevdiğimi, onlar için ne kadar kaygılandığımı ve bazen sevgim yüzünden yanlışlar yaptığımı söylemek istedim. Bir babanın sevgisinin her zaman doğru kelimelere dönüşemediğini anlatmaya çalıştım.

Belki daha çok sarılmalıydım.

Belki daha çok dinlemeli, daha az konuşmalıydım. Öğüt vermek yerine kimi zaman yalnızca yanlarında durmalıydım.

Çünkü bir babanın çocuğuna bırakabileceği en değerli miras, yaşamın bütün doğrularını öğretmesi değil; ona, “Seni olduğun gibi görüyorum ve seviyorum.” duygusunu hissettirmesidir.

Bu sevgiyi içimde hep taşıdım.

Ama yeterince gösterebildim mi, bilmiyorum.

Kalabalık Bir Hayatın İçindeki Yalnızlık

Çok hareketli ve sosyal bir hayatım oldu.

Öğrenciler, veliler, öğretmenler, yöneticiler, dostlar, yol arkadaşları, siyaset ve sivil toplum çevreleri…

Telefonlar susmadı. Kapılar açıldı, toplantılar yapıldı, konuşmalar edildi, kararlar alındı. Çevremde neredeyse her zaman insanlar vardı.

Fakat insanın çevresinde çok kişinin bulunması, yalnız olmadığı anlamına gelmiyor.

Kalabalık, yalnızlığın ilacı değildir.

Bazen insan en büyük yalnızlığını, herkesin onu tanıdığını sandığı yerde yaşar. Herkes onun ne yaptığını bilir ama hiç kimse ne hissettiğini sormaz.

Benim yalnızlığım da galiba böyleydi.

Görünen hayatım kalabalık, içimdeki hayat sessizdi. İnsanlara dokundum ama dokunulmaya ihtiyaç duyduğumu söyleyemedim. Başkalarına yol gösterdim ama bazen benim de yolumu kaybettiğimi anlatamadım. İnsanlara güç verdim ama gücümün tükendiği anları sakladım.

Çünkü güçlü bilinen insanların kırılmaya hakkı yokmuş gibi davranılır.

Oysa en güçlü görünen insanın içinde bile anlaşılmayı bekleyen savunmasız bir çocuk vardır.

Ben o çocuğu yıllarca sakladım.

Galiba Aradığım Şey Anlaşılmaktı

Bugün kendime yeniden soruyorum:

Beni gerçekten ne mutlu ederdi?

Başarı mı, takdir edilmek mi, sevilmek mi? Bir topluluğa önderlik etmek, yeni bir eser ortaya koymak ya da ardında anlamlı bir iz bırakmak mı?

Belki bunların hepsi…

Ama galiba beni en çok anlaşılmak mutlu ederdi.

Birinin anlattıklarımdan önce sustuklarımı duyması…

Güçlü görünüşümün arkasındaki yorgunluğu fark etmesi…

Sevgimi gösteremediğim zamanlarda bile içimdeki sevgiden kuşku duymaması…

Yalnızca başarılı günlerimde değil, hiçbir şey söyleyemediğim zamanlarda da yanımda kalması…

Belki aradığım mutluluk büyük zaferlerde değildi. İçten bir sohbette, samimi bir dostlukta, çocuklarımın sarılışında ya da sevdiğim bir insanın gözlerime bakarak “Seni anlıyorum.” demesindeydi.

Belki mutluluğu çok uzaklarda aradım.

Oysa mutluluk, insanın kendisini saklamak zorunda kalmadığı bir kalpteydi.

Belki de Şimdi Yazabildim

Şimdi geriye dönüp baktığımda görüyorum ki benim hikâyem yalnızca yaptıklarımdan ibaret değil.

Ben biraz da söyleyemediklerimim.

Kimseye göstermediğim gözyaşlarım, içimde büyüttüğüm sevgilerim, sessizce bağışladığım insanlar ve kalabalıkların ortasında yaşadığım yalnızlıklarım…

Ben, yazdığım bütün cümleler kadar yazamadıklarımdan da oluşuyorum.

Hatalarım oldu. Sevgimi eksik gösterdiğim, sevdiklerimi yeterince dinlemediğim zamanlar yaşadım. Bazen çok konuştum ama asıl söylemem gerekeni söyleyemedim. Bazen sustum ve hiç kimseye yol göstermeden anlaşılmayı bekledim.

Oysa kimse zihnimizi okuyamaz.

İçimizdeki sevgiyi, kırgınlığı ve yalnızlığı söze dönüştürmek de bizim sorumluluğumuzdur.

Hayatımı anlatan bir öz geçmiş yazabildim ama beni anlatan cümleyi uzun yıllar bulamadım.

Belki o cümle şuydu:

“Ben de güçlü görünmekten yoruldum; biraz sevilmek, biraz anlaşılmak ve hiçbir şey anlatmak zorunda kalmadan birinin yanında huzur bulmak istedim.”

Bunu yıllarca söyleyemedim.

Yazamadım.

Belki de şimdi, ilk kez yazabildim.

İlker Taşyürek – Eğitimci / Yazar