İki Ruhun Ortak Aynasında Yaşamak

İki Ruhun Ortak Aynasında Yaşamak
Evlilik, insanlık tarihinin en eski anlaşmasıdır, bildiğiniz gibi sevgili okurlarım. İki yabancının bir ömürlük yolculuğa birlikte çıkması, birlikte susmayı, birlikte gülmeyi ve birlikte büyümeyi öğrenmesi ne kıymetli ve ne yücedir… Aslında evlilik, “ben”in “biz” olmayı öğrendiği bir yaşam biçimidir desek belki çok daha doğru olur diye düşünüyorum. Ve en çok da insanın kendini tanıdığı yerdir; çünkü bir eş kişiye aynadır ve eşinizde gördüğünüz şeyler, çoğu zaman kendinizde var olanlardır.
Eskiden ilişkiler, sabır, hoşgörü ve emekle büyürdü bildiğiniz gibi. Şimdi hız çağında yaşadığımız, her şeyin bir tuşla başlayıp bittiği için belki de, sabır azaldı, beklenti çoğaldı. Polanyalı, toplum bilimci Zygmunt Bauman, bunu “akışkan ilişkiler” olarak tanımlıyor: “Modern insan, bağlı kalmaktan korkar; çünkü bağlanmak, sorumluluk ister.” diyor. İşte bu korku, evliliği değil, bağlılığı zayıflattı maalesef. Bu nedenle insanlar artık kaçmayı, kalmaktan kolay buluyor.
Bilimsel araştırmalar, evlilikte boşanmanın önemli sebeplerinden olan aldatmanın, çoğu zaman sevgi eksikliğinden değil, anlaşılma açlığından doğduğunu ispatlamıştır. Çünkü insan sevilmekten çok, anlaşılmak ister. Ama iletişimin yerini suskunluk, anlayışın yerini yargı aldığında, duygular başka yerlerde yankı arar. Rahmet ve saygıyla andığımız Psikolog Doğan Cüceloğlu bu durumu şöyle açıklar: “İlişkiyi yıkan şey sadece sadakatsizlik değil, duygusal uzaklıktır.” Yani aldatmanın kökü, dışarıda değil, içeride, iki insanın birbirinin ruhuna dokunamadığı, iletişim kuramadığı o görünmez mesafededir sevgili okurlarım…
Açıkça söylememiz gereken şey de evliliği yaralayan çağın getirdiği boşluklar ve sosyal medyanın “kolay kaçışları.” Ve sosyal medyada inanılmaz kolaylıkla kurulan yakınlıklar, aslında gerçek yalnızlığın maskesidir bence. Bir anlık yanılgı, bir ömürlük güveni yıkabilir ve yaşamınızda sorunları azaltacağına, daha da çoğaltır ve mutlaka çözülmesi gerekir…
Bana göre hayat bir okullar zinciridir sevgili okurlarım. Biz bu okullarda hem öğrenci hem de öğretmen oluruz. Çocukluğumuzdan başlayarak, ailemiz, sosyal yaşamımız, işimiz vs. eğitim öğretim sürecimizdir. Evlilik de bu okulların sonunda yüksek lisans bölümüdür… Ancak evlilik öncesi hayat okullarında, karşısındakinin farklı olduğunu kabul edebilen, uyumlu olmayı öğrenen insanlar, evliliği sağlıklı sürdürmeyi de başaracaklar demektir. Kısacası gerçek sevgi dolu sağlıklı bir evlilik, birinin seni sadece mutlu etmesi değil; birlikte büyümeye razı olmasıdır…
Evlilik, işte o büyüme sürecidir… Kendi yaşamımda da deneyimlediğim gibi, zamanla iki ruh birbirine benzer ve iki benlik ortak bir ritim tutturur… Ama o ritim kaybolursa, bir huzursuzluk ve bir gürürtü başlar; ve gürültüde kimse kimseyi duyamaz. Sadakat sadece aldatmamak değildir, her gün aynı kalbi yeniden seçebilmektir ve onu tanıdıkça ona güvenmeye devam edebilmektir. Çünkü güven, evliliğin sessiz ama en güçlü dayanağıdır bana göre, her ilişkide de olduğu gibi… Bir Japon atasözü der ki: “Güven bir kâğıt gibidir, bir kez buruştu mu bir daha eskisi gibi olmaz.” İşte o yüzden, sadakat yalnızca bir söz değil, her gün yeniden verilen bir karardır sevgili okurlarım. O nedenle her güzel şeyde olduğu gibi, evlilik de emek ister…
Boşanmaların ve birlikte yaşamanın arttığı bu günlerde aile kurumunun bitip bitmeyeceğini sorgulayalım şimdi istersiniz. Bence aile kurumu bitmeyecek ama aile, özü kalarak biçim değiştirmeye devam edecektir. Çünkü insanın doğasında, paylaşmak ve ait olmak vardır. Bir sofrada paylaşılan çorba, bir akşam sessizliğinde dinlenen müzik, bir çocuğun uyurken hissettiği güven, bunlar insanlığın tükenmeyen kökleridir. Aile, sadece bir ev değil, ruhun sığınağıdır aslında. O sığınak yıkılırsa, toplum da yönünü önce şaşırır sonra da alabildiğine savrulur…
Sevgili okurlarım, evlilik, insanın, insan kalmayı öğrendiği en derin yerdir. Ve insan, hâlâ sevmeyi, hâlâ anlamayı başarabiliyorsa aile kurumu asla bitmez. Hatırımızda tutmamız gereken “Bir evin temeli taşla eşyayla değil, anlayışla; bir ilişkinin temeli lafla sözle değil, güvenle ve bir insanın mutluluğu, biriyle yaşamakta değil, onunla yürek yüreğe yürümekte gizlidir.” Ne dersiniz?








