Eğitim-İş Çerçeve Yasaya Neden Karşı? Sendikanın İtirazının Arkasında Ne Var?
Mersin Dergisi Araştırma Dosyası
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak tartışılan 7595 sayılı düzenlemeye bir önemli itiraz da eğitim emekçilerinden geldi. Eğitim-İş, “Toplumsal Barış; Demokrasi, Hukuk ve Cumhuriyetle Mümkündür” başlıklı açıklamasıyla yasaya ve yürütülen siyasi sürece yönelik kapsamlı eleştiriler ortaya koydu. Peki Eğitim-İş neden karşı çıkıyor? Sendikanın kaygısı yalnızca PKK/KCK mensuplarına getirilen hukuki düzenlemeler mi, yoksa yurttaşlık anlayışından üniter devlete ve eğitime kadar uzanan daha geniş bir Cumhuriyet tartışması mı?
Eğitim-İş Tavrını Açıkça Ortaya Koydu
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası Eğitim-İş, 10 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı Merkez Yönetim Kurulu açıklamasıyla Çerçeve Yasa ve “toplumsal barış” adı altında yürütülen sürece ilişkin tutumunu kamuoyuna duyurdu.
Sendikanın temel yaklaşımı oldukça net:
Terörün sona ermesi ve silahların susması desteklenmeli; ancak toplumsal barış, belirli kişi veya örgütlere özgü hukuk düzenlemeleriyle değil, herkes için işleyen hukuk devleti, demokrasi, eşit yurttaşlık ve Cumhuriyet ilkeleri üzerinden kurulmalıdır. (Eğitim-İş Sendikası)
7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edildi ve 11 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığına gönderildi. TBMM kayıtlarında 13 Ağustos itibarıyla Cumhurbaşkanınca yapılan işlem ve Resmî Gazete bilgisi henüz görünmüyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Kanunun temel amacı, PKK/KCK’nin ve bağlantılı oluşumların fiilî varlıklarına son verdiklerinin ve silahlarını teslim ettiklerinin tespit edilmesinden sonra örgütle bağlantılı belirli suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerini özel bir hukuki mekanizmayla düzenlemek. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Eğitim-İş’in karşı çıkışı tam da burada başlıyor.
Birinci İtiraz: “Hukuk Kişiye Ve Örgüte Göre Değişemez”
Eğitim-İş’in açıklamasındaki en güçlü başlık hukuk önünde eşitlik.
Sendika, demokratik haklarını kullanan öğrenci, gazeteci, akademisyen, sendikacı ve yurttaşların soruşturma ve gözaltılarla karşılaşabildiği bir ortamda PKK/KCK mensupları için özel bir hukuki düzenleme yapılmasını toplumun adalet duygusu açısından problemli buluyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Eğitim-İş’in yaklaşımına göre temel sorun şu:
Hukuk siyasi konjonktüre, kişiye veya örgüte göre farklı uygulanamaz.
Sendika, terörün sona ermesini istemekle, hukukun siyasi ihtiyaçlara göre değiştirilmesini birbirinden kesin biçimde ayırıyor. Açıklamasında toplumsal barışın ilk şartını “herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlük” anlayışı üzerinden tanımlıyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Bu bakış açısından Çerçeve Yasa yalnızca bir terörle mücadele düzenlemesi değil; hukuk devletinin eşitlik ilkesi açısından değerlendirilmesi gereken bir düzenleme.
İkinci İtiraz: “Terör Örgütü Siyasi Meşruiyet Odağına Dönüştürülmemeli”
Eğitim-İş’in ikinci önemli kaygısı, terör örgütünün ve yöneticilerinin zaman içerisinde siyasi bir muhatap haline getirilmesi ihtimali.
Sendika, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu Cumhuriyet sisteminde toplumsal barışın muhatabının terör örgütleri değil, millet ve meşru anayasal kurumlar olması gerektiğini savunuyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Burada Eğitim-İş’in itirazı terörün sona erdirilmesine değil, bunun hangi siyasi yöntemle gerçekleştirildiğine yönelik.
Sendikaya göre silah bırakılması elbette önemli; ancak silah bırakmanın karşılığında terör örgütü veya örgüt yöneticilerinin yeni bir siyasal meşruiyet odağı haline getirilmesi kabul edilebilir değil. (Eğitim-İş Sendikası)
Bu yaklaşım ADD’nin Çerçeve Yasa’ya yönelik itirazıyla da önemli ölçüde örtüşüyor.
Üçüncü İtiraz: Yurttaşlık Kimliklere Göre Bölünmemeli
Eğitim-İş’in açıklamasındaki en önemli bölümlerden biri “Yurttaşlık Eşitliktir” başlığını taşıyor.
Sendika, Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışının insanların etnik kökenini, inancını veya yaşam biçimini yok saymadığını; buna karşılık yurttaşları bu kimliklere göre farklı siyasi statülere ayırmadığını savunuyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Eğitim-İş’in burada yaptığı ayrım dikkat çekici:
Haklarda eşitlik ile kimliklere göre siyasi statü oluşturmak aynı şey değildir.
Sendikaya göre toplumsal bütünlüğü tehdit eden, Türkiye’deki farklı kimliklerin varlığı değil; bu farklılıkların ayrı siyasal statüler oluşturmanın gerekçesine dönüştürülmesi ihtimalidir. (Eğitim-İş Sendikası)
Dolayısıyla Eğitim-İş Çerçeve Yasa tartışmasını ileride yaşanabilecek vatandaşlık ve anayasa tartışmalarından bağımsız değerlendirmiyor.
Dördüncü İtiraz: “Cumhuriyet Pazarlık Konusu Değildir”
Eğitim-İş’in açıklamasındaki en sert siyasi mesajlardan biri de bu başlık altında veriliyor.
Sendika;
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını,
laik ve demokratik niteliğini,
hukuk devleti ilkesini,
halk egemenliğini
siyasi pazarlıkların dışında görülmesi gereken temel ilkeler olarak tanımlıyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Eğitim-İş’e göre Cumhuriyet, yeni kurulacak bir siyasi denklemin değişkeni haline getirilemez.
Sendika ayrıca Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel kimliklere göre oluşturulan siyasal yapılanmaların bölgede parçalanma ve istikrarsızlık yarattığını savunuyor ve Türkiye’nin de benzer bir modele sürüklenmesine karşı çıkıyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Burada Eğitim-İş’in yaklaşımı açık biçimde üniter ulus devlet ve ortak yurttaşlık modeli üzerine kuruluyor.
Beşinci İtiraz: Yeni Anayasa Kaygısı
Eğitim-İş, Çerçeve Yasa’yı tek başına değerlendirmiyor.
Sendika, sürecin ilerleyen aşamalarında “toplumsal barış” söyleminin yeni anayasa tartışmalarıyla ilişkilendirilmesinden kaygı duyuyor. Eğitim-İş’in 10 Ağustos açıklamasında halkın barış ve huzur beklentisinin siyasi iktidarın çıkarlarına veya yeni anayasa hesaplarına araç edilmesine karşı çıkıldığı açıkça belirtiliyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Ancak burada önemli bir gazetecilik ayrımının altını çizmek gerekiyor:
7595 sayılı kanunun mevcut metni Anayasa’daki vatandaşlık tanımını değiştirmiyor, Türkiye’yi federal sisteme geçirmiyor, Türkçenin resmi dil statüsünü değiştirmiyor ve eğitim diline ilişkin yeni bir düzenleme getirmiyor. Kanunun doğrudan konusu PKK/KCK’nin silah bırakması sonrasında uygulanacak ceza hukuku ve idari mekanizmalardır. (TBMM CDN)
Dolayısıyla Eğitim-İş’in yeni anayasa ve üniter yapı konusundaki değerlendirmeleri, kanunun bugünkü hükümlerinden ziyade sürecin ileride ulaşabileceği siyasi noktaya ilişkin kaygılar olarak değerlendirilmelidir.
Eğitim-İş’i ADD’den Ayıran Çok Önemli Bir Başlık: Eğitim
Eğitim-İş’in açıklamasını diğer Cumhuriyetçi kuruluşların açıklamalarından ayıran en dikkat çekici noktalardan biri, toplumsal barışın merkezine eğitimi yerleştirmesi.
Sendikaya göre kalıcı toplumsal barış yalnızca siyasi anlaşmalarla kurulamaz.
Asıl toplumsal bütünleşme çocukların yetiştirildiği okullarda başlar.
Eğitim-İş, toplumsal bütünleşmenin temelini;
laik,
bilimsel,
kamusal,
eşit ve
nitelikli eğitim
olarak tanımlıyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Sendikanın yaklaşımına göre çocukların etnik, dinsel ve mezhepsel kimlikler üzerinden ayrıştırıldığı bir eğitim sistemi gerçek anlamda toplumsal barış üretemez.
Okullar, çocukların birbirlerinden ayrılmayı değil birlikte yaşamayı öğrendikleri kurumlar olmalıdır. (Eğitim-İş Sendikası)
Eğitimde Birlik Neden Bu Kadar Önemli?
Eğitim-İş bu noktada Cumhuriyetin kuruluş döneminin eğitim politikalarına gönderme yapıyor.
Sendika açısından eğitimde birlik yalnızca idari bir sistem değil; ortak yurttaşlık bilincini oluşturan temel araçlardan biri.
Farklı bölgelerde veya farklı kimlik gruplarında birbirinden tamamen farklı yurttaşlık anlayışları oluşturan eğitim modellerinin zaman içerisinde ortak ulusal kimliği zayıflatabileceği düşünülüyor.
Bu nedenle Eğitim-İş, eğitimde birlik ilkesi ile Cumhuriyetin ortak yurttaşlık anlayışını toplumsal barışın gelecekteki güvencelerinden biri olarak değerlendiriyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Bu yaklaşım sendikanın daha önceki eğitim politikalarıyla da tutarlı. Eğitim-İş uzun süredir laik, bilimsel, kamusal ve Cumhuriyetçi eğitim modelini savunuyor. 2026’da gerçekleştirdiği 3 Mart Devrim Yasaları panelinde de Cumhuriyetin eğitim devrimi ve eğitim birliği vurgusu öne çıkmıştı. (Eğitim-İş Sendikası)
Altıncı İtiraz: Kimlik Tartışmaları Ekonomik Sorunları Gölgeler Mi?
Eğitim-İş’in açıklamasındaki dikkat çekici başka bir başlık da ekonomik ve sınıfsal sorunlar.
Sendikaya göre Türkiye’de farklı etnik kökenlerden, inançlardan veya yaşam biçimlerinden yurttaşların ortak problemleri bulunuyor:
Hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, emekçilerin gelir kaybı, gençlerin gelecek kaygısı ve adalete duyulan ihtiyaç.
Eğitim-İş, siyasetin sürekli kimlikler üzerinden kurulmasının toplumun bu ortak sorunlarının görünmez hale gelmesine yol açabileceğini düşünüyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Bu nedenle sendika Türkiye’nin ihtiyacının daha fazla kimlik siyaseti değil; daha fazla demokrasi, sosyal devlet, eşitlik ve adalet olduğunu savunuyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Yedinci İtiraz: Barış Yalnızca Silahların Susması Değildir
Eğitim-İş açıklamasının belki de en önemli düşünsel noktası, “barış” kavramının nasıl tanımlandığı.
Sendika silahların susmasını ve insanların ölmemesini açık biçimde destekliyor.
Ancak bunun tek başına gerçek barış oluşturmayacağını söylüyor.
Eğitim-İş’e göre gerçek toplumsal barış;
hukukun herkese eşit uygulandığı,
demokratik siyasetin işlediği,
insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği,
emekçilerin haklarının korunduğu,
çocukların laik ve bilimsel eğitim aldığı,
kadınların ve gençlerin kendilerini güvende hissettiği
bir demokratik hukuk devletinde mümkün olabilir. (Eğitim-İş Sendikası)
Bu nedenle Eğitim-İş’in Çerçeve Yasa’ya yönelik eleştirisini “Barış istemiyorlar” şeklinde tanımlamak sendikanın açıklamasını doğru yansıtmaz.
Sendika tam tersine barış istediğini söylüyor; ancak barışın yöntemine ve siyasi-hukuki çerçevesine itiraz ediyor.
Eğitim-İş İle ADD Nerede Buluşuyor?
ADD ve Eğitim-İş’in açıklamaları karşılaştırıldığında birkaç temel konuda güçlü bir paralellik görülüyor.
Her iki kuruluş da;
üniter devlet yapısını,
Cumhuriyetin kurucu değerlerini,
hukuk önünde eşitliği,
ortak yurttaşlık anlayışını
ve terör örgütünün siyasi meşruiyet kazanmasına karşı çıkmayı
temel başlıklar arasında değerlendiriyor.
Ancak Eğitim-İş buna iki önemli boyut daha ekliyor:
Birincisi, demokratik hakkını kullanan yurttaşlara hukuk baskısı uygulanırken terör örgütü mensupları için özel hukuk rejimi oluşturulmasının doğuracağı adalet çelişkisi.
İkincisi ise gerçek toplumsal barışın temelinin laik ve bilimsel eğitim yoluyla ortak yurttaşlık bilincinin oluşturulması olduğu düşüncesi. (Eğitim-İş Sendikası)
Yasanın Kendisi İle Siyasi Kaygılar Birbirinden Ayrılmalı
Mersin Dergisi’nin incelediği belgeler açısından burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
7595 sayılı kanunun mevcut metni doğrudan;
PKK/KCK’nin tasfiyesi,
silahların teslim edilmesi,
soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi,
kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazı
ve ilgili idari mekanizmaları düzenliyor. (TBMM CDN)
Eğitim-İş’in vatandaşlık yapısının değiştirilebileceği, yeni anayasa sürecinin farklı siyasi amaçlara hizmet edebileceği veya üniter devlet modelinin aşındırılabileceği yönündeki değerlendirmeleri ise bugünkü kanunun açık hükümleri değil, sendikanın bundan sonraki siyasi sürece ilişkin öngörü ve kaygılarıdır.
Bu ayrımı yapmak, hem sendikanın görüşünü doğru aktarmak hem de Çerçeve Yasa hakkında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından önem taşıyor.
Sonuç: Eğitim-İş’in “Hayır”ının Merkezinde Cumhuriyet Ve Hukuk Var
Eğitim-İş’in açıklaması bütün olarak değerlendirildiğinde sendikanın Çerçeve Yasa’ya yönelik itirazının yalnızca bir terör veya ceza hukuku tartışmasından ibaret olmadığı görülüyor.
Sendikanın yaklaşımında dört temel kavram öne çıkıyor:
Cumhuriyet.
Hukuk.
Eşit yurttaşlık.
Laik ve bilimsel eğitim.
Eğitim-İş, terörün sona ermesini ve insanların artık yaşamını yitirmemesini Türkiye açısından gerekli görüyor.
Ancak terörün sona erdirilmesinin hukuk devletinin temel ilkelerini tartışmalı hale getiren, belirli yapılara özel hukuk oluşturan veya terör örgütünün siyasi meşruiyet kazanmasına yol açabilecek bir sürece dönüşmemesi gerektiğini savunuyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Sendikanın belki de tartışmaya getirdiği en özgün mesaj ise şu:
Toplumsal bütünleşme Meclis’te çıkarılan bir kanunla başlayabilir; fakat kalıcı hale gelmesi ancak okullarda mümkündür.
Çünkü çocukların aynı sıralarda birbirini ötekileştirmeden yetiştiği, laik ve bilimsel eğitimin verildiği, ortak yurttaşlık bilincinin oluşturulduğu bir eğitim sistemi yoksa siyasi düzenlemelerin tek başına toplumsal barışı kalıcı hale getirmesi mümkün değildir.
Eğitim-İş bu nedenle çözümü etnik veya mezhepsel kimlikler üzerinden yeni siyasi statüler yaratmakta değil; Cumhuriyetin ortak yurttaşlık çatısı altında herkes için eşit hukuk, demokrasi, sosyal devlet ve nitelikli kamusal eğitim oluşturmakta görüyor.
Sendikanın 10 Ağustos açıklamasının sonundaki tutumu da bu çizgiyi ortaya koyuyor:
Eğitim-İş, Atatürk ilkeleri, Cumhuriyet devrimleri, tam bağımsızlık, laiklik ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını savunmaya devam edeceğini ilan ediyor. (Eğitim-İş Sendikası)
Mersin Dergisi Araştırma Dosyasının Temel Sorusu
Çerçeve Yasa tartışmasında Eğitim-İş’in ortaya koyduğu yaklaşım Türkiye’nin önüne şu önemli soruyu getiriyor:
Silahların susması barışın başlangıcı olabilir; peki kalıcı toplumsal barışın güvencesi özel hukuki düzenlemeler mi olacak, yoksa herkese eşit uygulanan hukuk, ortak yurttaşlık ve Cumhuriyetin laik-bilimsel eğitim sistemi mi?
Türkiye önümüzdeki dönemde yalnızca Çerçeve Yasa’nın sonuçlarını değil, bu sorunun cevabını da tartışacak.
Mersin Dergisi – Araştırma Haber



ADD Çerçeve Yasaya Neden karşı? Atatürkçülerin İtirazının Arkasında Ne Var?
ADD’nin Gözne Buluşmasına Sinan Meydan Damga Vurdu
Mustafa Hüsnü Bozkurt: “butlan Tartışmaları Asıl Gündemi Gölgeliyor”
Mersin Çevre Platformu’ndan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’ne Açık Çağrı
Lerzan Özgenç’ten Türk Dil Kurumunun 94. Yılı Mesajı: “ Türkçe, Ulusal Bağımsızlığımızın Temelidir”
Toroslar Alevi Kültür Derneği’nden Aşure Etkinliği
Mersin
Mersin
Yorumlar
Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.