ADD Çerçeve Yasaya Neden Karşı? Atatürkçülerin İtirazının Arkasında Ne Var?
Mersin Dergisi Araştırma Dosyası
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 10 Ağustos 2026’da kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, siyasette yeni ve çok yönlü bir tartışmanın kapısını açtı. Atatürkçü Düşünce Derneği ise daha teklif aşamasından itibaren düzenlemeye sert biçimde karşı çıktı. Peki ADD neden “hayır” diyor? Tartışma gerçekten yalnızca bir af tartışması mı, yoksa Cumhuriyetin üniter yapısından hukuk devleti ilkesine kadar uzanan daha geniş bir kaygının sonucu mu? Mersin Dergisi, yasa metnini ve ADD Genel Merkezi’nin açıklamalarını karşılaştırmalı olarak inceledi.
Türkiye’nin yaklaşık kırk yıldır mücadele ettiği PKK terörünün sona erdirilmesi amacıyla yürütülen “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki ayağı olarak hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 5 Ağustos 2026’da TBMM’ye sunuldu. Düzenleme 10 Ağustos’ta Genel Kurulda 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla kabul edilerek 7595 sayılı kanun oldu; 11 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığına gönderildi. 13 Ağustos 2026 sabahı itibarıyla TBMM’nin resmi kayıtlarında Cumhurbaşkanınca yapılan işlem ile Resmî Gazete tarih ve sayısı alanları henüz boş görünüyordu. (TBMM CDN)
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin itirazı ise kanunun TBMM’ye sunulmasından çok daha önce başladı. ADD Genel Merkezi 20 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında siyasi partilere yasaya destek vermeme çağrısı yaptı; Genel Başkan Mustafa Hüsnü Bozkurt da 5 Ağustos’ta düzenlemeye imza atan veya kabul oyu verenlerin yanlış yapacağını savundu. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Yasa Ne Getiriyor?
Tartışmayı doğru anlayabilmek için önce kanunun gerçekte ne söylediğine bakmak gerekiyor.
7595 sayılı kanunun uygulanabilmesi için PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi ve ilgili MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanması da temel koşullar arasında bulunuyor. (TBMM CDN)
Kanun; örgüt kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte bilerek ve isteyerek yardım, örgüt propagandası, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar ile terörizmin finansmanı kapsamındaki suçlarda özel bir hukuki mekanizma oluşturuyor. (TBMM CDN)
Düzenlemeye göre belirli suçlardaki soruşturma ve kovuşturmalar suçun ağırlığına göre 5 veya 10 yıl süreyle ertelenebilecek. Kesinleşmiş cezaların infazı bakımından da benzer şekilde 5 veya 10 yıllık erteleme öngörülüyor. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile kanunda ayrıca belirtilen bazı ağır suçlar ise bu mekanizmanın dışında tutuluyor. (TBMM CDN)
Ancak tartışmanın en önemli noktalarından biri bundan sonra ortaya çıkıyor.
Soruşturma veya kovuşturması ertelenen kişi belirlenen süre boyunca yeni bir terör suçu işlemezse, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya davanın düşmesi kararı verilebiliyor. Kesinleşmiş cezasının infazı ertelenmiş kişi de aynı süreyi yeni bir terör suçu işlemeden tamamlarsa cezası infaz edilmiş sayılıyor. (TBMM CDN)
İşte ADD’nin “Bu aslında bir af düzenlemesidir” tezinin hukuki tartışma noktalarından biri tam olarak burada başlıyor.
ADD’nin Birinci İtirazı: “Adı Af Değil Ama Sonucu Affa Dönüşebilir”
İktidar kanadı düzenlemenin af olmadığını özellikle vurguluyor. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel ve teklif sahipleri, suçun hukuki niteliğinin ortadan kaldırılmadığını, mahkûmiyetin başlangıçta silinmediğini ve sistemin koşullu bir erteleme mekanizması olduğunu savundu. MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay da örgüt tamamen tasfiye edilmeden ve silahlar bırakılmadan düzenlemenin uygulanmayacağını belirtti. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
ADD ise olaya hukuki sonuç üzerinden bakıyor.
Çünkü beş veya on yıllık dönemin sonunda soruşturma ve kovuşturmaların düşebilmesi, kesinleşmiş bir cezanın ise fiilen cezaevinde tamamlanmaksızın “infaz edilmiş” kabul edilebilmesi, ADD açısından düzenlemenin sonuçları itibarıyla bir af mekanizmasına dönüşebileceği anlamına geliyor. Dernek bu nedenle kamuoyuna yaptığı açıklamalarda düzenlemeyi açık biçimde “PKK’ya af” olarak tanımlıyor. (TBMM CDN)
Dolayısıyla tartışmanın özü biraz da kavramlarda düğümleniyor:
İktidar, “hukuken af değil, koşullu erteleme” diyor.
ADD ise “sonuçta cezayı ortadan kaldırıyorsa adı ne olursa olsun af niteliğindedir” görüşünü savunuyor.
İkinci İtiraz: Kanun Önünde Eşitlik
ADD Genel Başkanı Mustafa Hüsnü Bozkurt’un gündeme taşıdığı önemli başlıklardan biri de Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi.
Kanunun kapsamının doğrudan PKK/KCK ve bağlantılı oluşumlar üzerinden tanımlanması, ADD açısından şu soruyu gündeme getiriyor:
Devlete karşı suç işlemiş kişiler arasında örgütsel aidiyete göre farklı hukuki sonuçlar doğuran özel bir düzenleme yapılması, eşitlik ilkesi bakımından nasıl değerlendirilmelidir?
Bozkurt, 5 Ağustos tarihli açıklamasında Çerçeve Yasa tartışmasını doğrudan Anayasa’nın 10. maddesiyle ilişkilendirerek bu noktayı sorguladı. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Yasa taraftarlarının cevabı ise farklı: Onlara göre ortada eşit durumdaki kişiler arasında keyfî bir ayrım değil, silahlı bir terör örgütünün tamamen tasfiyesini sağlamaya yönelik geçici ve istisnai bir hukuki mekanizma bulunuyor. TBMM Adalet Komisyonundaki savunmalar da düzenlemenin kamu yararı, milli güvenlik ve terörün kalıcı biçimde sona erdirilmesi gerekçeleriyle hazırlandığını ortaya koyuyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Üçüncü İtiraz: Terör Örgütünün Siyasi Muhatap Haline Gelmesi Kaygısı
ADD’nin en güçlü siyasi itirazlarından biri burada ortaya çıkıyor.
Dernek, kırk yılı aşkın süre Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadele yürütmüş bir örgütün faaliyetlerinin ardından, örgütün mensuplarına özgü bir kanun çıkarılmasını yalnızca bir ceza hukuku düzenlemesi olarak değerlendirmiyor.
ADD’ye göre böyle bir süreç, örgütün silahlı yöntemlerle ortaya koyduğu siyasal taleplerin zaman içerisinde meşru siyasi talepler gibi ele alınmasına zemin hazırlayabilir.
ADD Genel Merkezi 20 Temmuz tarihli açıklamasında özellikle terör örgütü mensuplarının siyasal alana dönmesine imkân sağlayabilecek sonuçları eleştirdi. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Bu kaygıyı güçlendiren hükümlerden biri de kanunun 7. maddesinde bulunuyor.
Kanuna göre oluşturulacak Kurul, belirli koşulların oluşması halinde soruşturma, kovuşturma veya mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluklarının bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için yargı mercilerinden talepte bulunabilecek. Beş yıllık ertelemede iki, on yıllık ertelemede ise üç yıl geçmesinin ardından bazı mahkûmiyetlerden kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılması gündeme gelebilecek. Nihai kararı yine ilgili yargı mercii verecek. (TBMM CDN)
ADD’nin “siyaset yapma olanağı” konusundaki itirazının somut hukuki zemini açısından bu madde özel önem taşıyor.
Dördüncü İtiraz: Yargı Sürecinde Yürütme Ağırlıklı Bir Kurul
Kanun, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir Kurul oluşturuyor. (TBMM CDN)
Kurul yalnızca süreci izlemekle kalmıyor.
MGK kararından önce işlenmiş ancak daha sonra soruşturulacak kanun kapsamındaki bazı suçlarda soruşturmanın başlatılması Kurulun iznine bağlanıyor. Kurul ayrıca hak yoksunluklarının kaldırılması için yargı mercilerine talepte bulunabiliyor ve gerekli gördüğü yeni adli, idari veya yasal düzenlemeler konusunda girişimde bulunabiliyor. (TBMM CDN)
ADD’nin açıklamalarında sürekli yinelenen “yargı bağımsızlığı” ve “hukuk devleti” vurgusunun bu noktada önemli olduğu görülüyor. Dernek, terörle bağlantılı yargı süreçlerinde siyasi-idari nitelikteki bir kurulun bu kadar önemli bir rol üstlenmesini Cumhuriyetin hukuk devleti anlayışı açısından sorguluyor. ADD Genel Başkanı Bozkurt da daha önce yaptığı değerlendirmede üniter ulus devlet, laik Cumhuriyet, Lozan, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletini birlikte “Cumhuriyetin kilit taşları” olarak tanımlamıştı. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Beşinci Ve En Büyük İtiraz: “Bu Yasa Son Durak Mı, İlk Adım Mı?”
ADD açısından tartışmanın asıl ağırlık merkezi belki de burada bulunuyor.
Çünkü Dernek yalnızca 7595 sayılı kanunun bugünkü hükümlerine değil, bu düzenlemenin arkasından gelebilecek siyasi ve anayasal taleplere bakıyor.
ADD Genel Merkezi 20 Temmuz tarihli açıklamasında üniter ulus devlet yapısı, Türk Milleti ortak kimliği, Türkçenin devlet dili olması, laiklik ve anayasal vatandaşlık düzeni konusunda sert uyarılarda bulundu. Dernek; ilerleyen süreçte anadilde eğitim, yeni vatandaşlık tanımları, çok dilli yapı, federatif modeller veya yeni anayasa tartışmalarının gündeme taşınabileceğini düşünüyor. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Burada gazetecilik açısından çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
7595 sayılı kanunun mevcut 12 maddesinde Türkiye’nin federal sisteme geçirilmesi, Anayasa’daki Türk Milleti veya vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, Türkçenin resmi dil olmaktan çıkarılması ya da anadilde eğitime geçilmesi yönünde bir hüküm bulunmuyor.
Bu nedenle bunlar kanunun bugün doğrudan yaptığı değişiklikler değil; ADD’nin sürecin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabileceğini düşündüğü siyasi risklerdir. Kanunun mevcut metni esas olarak PKK/KCK’nin tasfiyesi sonrasında uygulanacak soruşturma, kovuşturma, infaz, hak yoksunlukları ve koordinasyon mekanizmalarını düzenliyor. (TBMM CDN)
Bu ayrım, tartışmayı doğru değerlendirebilmek açısından kritik önem taşıyor.
Bakırhan’ın Sözleri ADD’nin Kaygısını Artırdı
ADD Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt’un 5 Ağustos’taki açıklamasında DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın süreçle ilgili ifadelerine özel olarak dikkat çekildi.
Bakırhan, 4 Ağustos 2026’daki açıklamasında Türkiye’nin “100 yıllık kısır döngüyü aşma fırsatı” bulunduğunu savunmuş ve gelinen noktayı çok önemli bir eşik olarak değerlendirmişti. Ayrıca atılan adımların artık hukuk zeminine bağlanması gerektiğini ifade etmişti. (Dem Parti)
ADD ise bu yaklaşımı farklı okuyor.
Bozkurt, söz konusu ifadeleri Cumhuriyetin yüz yıllık kurucu yapısının sorgulanmasının habercisi olarak değerlendiriyor ve kanunun daha kapsamlı siyasi değişimlere açılan bir kapı olmasından endişe ediyor. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Dolayısıyla aynı sözler iki siyasi bakış açısından tamamen farklı anlamlar kazanıyor.
DEM Parti açısından “100 yıllık döngünün aşılması” demokratikleşme ve Kürt meselesinin çözümü anlamına gelirken, ADD açısından bu söylem Cumhuriyetin üniter ulus devlet yapısının tartışmaya açılması tehlikesini çağrıştırıyor.
Altıncı İtiraz: Şehitler Ve Gaziler Açısından Adalet Duygusu
ADD’nin karşı çıkışında yalnızca anayasal ve hukuki kaygılar bulunmuyor. Meselenin çok güçlü bir toplumsal ve vicdani boyutu da var.
On yıllarca terörle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve güvenlik güçlerinin binlerce kayıp verdiği bir süreç sonrasında, terör örgütü üyelerinin cezalarının ertelenmesi veya belirli sürelerin sonunda infaz edilmiş sayılması özellikle şehit aileleri ve gaziler açısından ciddi bir adalet tartışması yaratıyor.
Kanun kasten öldürme suçunu belirli erteleme mekanizmalarının dışında bırakıyor. Bu nedenle “bütün terör suçluları serbest bırakılıyor” biçimindeki bir ifade kanun metnini doğru yansıtmaz. Ancak örgüt üyeliğinden örgüt yönetmeye, yardımdan propagandaya ve örgüt faaliyeti kapsamındaki başka suçlara kadar geniş bir alanda erteleme mekanizması kurulması tartışmanın devam etmesine yol açıyor. (TBMM CDN)
ADD açısından soru şu noktada düğümleniyor:
Devletine sadık kalan, terörle mücadele eden ve bunun bedelini canıyla ödeyenlerle; devlete karşı silahlı örgüt içerisinde yer alan kişilerin hukuk karşısındaki konumu nasıl dengelenecek?
Yedinci İtiraz: Cumhuriyetin Kurucu Felsefesi
ADD’nin açıklamalarına bakıldığında bütün itirazların sonunda aynı temel düşüncede birleştiği görülüyor:
Türkiye Cumhuriyeti üniter bir ulus devlettir.
Dernek, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet anlayışının etnik kökenlerden bağımsız ortak bir Türk Milleti kimliği üzerine kurulduğunu savunuyor. Bu nedenle etnik veya mezhepsel kimliklere ayrı hukuki-siyasi statüler oluşturabilecek her düzenlemeye ilkesel olarak karşı çıkıyor.
ADD’nin 20 Temmuz açıklamasında Anayasa’nın Cumhuriyetin temel niteliklerini düzenleyen hükümlerine özel vurgu yapılması da bundan kaynaklanıyor. Dernek, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, Türkçe dil birliğini ve laik Cumhuriyet yapısını korunması gereken temel kırmızı çizgiler olarak görüyor. (Atatürkçü Düşünce Derneği)
Bu nedenle ADD açısından Çerçeve Yasa tartışması yalnızca “kaç kişi cezaevinden çıkacak?” sorusuna indirgenemiyor.
Asıl soru şuna dönüşüyor:
Terörün sona erdirilmesi için oluşturulan geçici hukuki düzenleme, ileride Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarını değiştirmeye yönelik bir siyasi sürecin başlangıcı olabilir mi?
ADD’nin cevabı, ortaya koyduğu açıklamalara bakılırsa, “Bu risk vardır ve bugünden karşı çıkılmalıdır” şeklinde.
Yasayı Savunanlar Ne Diyor?
Araştırma haberinin diğer tarafında ise düzenlemeyi destekleyen siyasi partilerin savunmaları bulunuyor.
AK Parti ve MHP temsilcileri kanunun kesinlikle genel af olmadığını, örgüt tamamen tasfiye edilmeden ve silahlar teslim edilmeden hiçbir hükmün işlemeyeceğini vurguluyor. Teklifin amacının kırk yılı aşkın terör sorununu kalıcı biçimde sona erdirerek ülkenin toplumsal bütünleşmesini güçlendirmek olduğu savunuluyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
CHP adına komisyonda konuşan Kars Milletvekili İnan Akgün Alp de Türkiye’nin şiddetten arındırılmasını ve silahların tamamen devreden çıkarılmasını tarihi bir fırsat olarak değerlendirdi; hukuki sürecin TBMM çatısı altında yürütülmesine destek verdiklerini açıkladı. DEM Parti temsilcileri ise düzenlemeyi kalıcı barışa doğru atılmış başlangıç adımlarından biri olarak değerlendiriyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Buna karşılık muhalefette de farklı görüşler var. TBMM Adalet Komisyonu görüşmelerinde düzenlemenin fiilen af niteliğinde olduğunu, eşitlik ve hukuk devleti açısından sorunlar içerdiğini veya yalnızca PKK/KCK için özel bir hukuki rejim oluşturduğunu savunan milletvekilleri de oldu. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Dolayısıyla tartışma yalnızca iktidar ile muhalefet arasında değil; muhalefetin kendi içerisinde ve farklı siyasi gelenekler arasında da devam ediyor.
Mersin Dergisi Araştırması: Tartışmanın Gerçek Kırılma Noktası Ne?
Yasa metni ile ADD açıklamaları birlikte incelendiğinde tartışmanın üç farklı düzlemde yürüdüğü görülüyor.
Birincisi hukuki tartışma: Beş ve on yıllık erteleme sürelerinin sonunda davaların düşmesi veya cezaların infaz edilmiş sayılması gerçekten af mıdır?
İkincisi adalet tartışması: PKK/KCK’ye özgü bir düzenleme yapılması Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle nasıl bağdaştırılacaktır?
Üçüncüsü ve ADD açısından en önemlisi ise rejim ve devlet yapısı tartışmasıdır: Çerçeve Yasa yalnızca terörün bitirilmesi için hazırlanmış sınırlı ve geçici bir düzenleme olarak mı kalacak, yoksa bundan sonraki anayasa, vatandaşlık, dil ve yerel yönetim tartışmalarının ilk aşaması mı olacaktır?
Bugün için üçüncü sorunun kesin bir hukuki cevabı bulunmuyor. Çünkü mevcut kanun metni üniter devlet yapısını veya Anayasa’daki vatandaşlık ve resmi dil hükümlerini değiştirmiyor. ADD’nin bu konudaki itirazı, mevcut kanundan çok sürecin gelecekte götürülebileceği siyasi noktaya ilişkin bir öngörü ve uyarı niteliğinde. (TBMM CDN)
Ancak kanunun mevcut hükümlerinin soruşturma ve cezaları ertelemesi, belirli şartlarda davaları düşürmesi, kesinleşmiş cezaları infaz edilmiş sayması ve hak yoksunluklarının ortadan kaldırılabilmesine imkân veren bir mekanizma kurması ise siyasi yorum değil, doğrudan kanun metninde yer alan düzenlemeler. (TBMM CDN)
Sonuç: ADD’nin “Hayır”ı Terörün Bitmesine Değil, Yönteme
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin açıklamaları bütün olarak değerlendirildiğinde Derneğin “Terör sona ermesin” gibi bir noktada durmadığı; temel itirazının terörün hangi hukuki ve siyasi yöntemle sona erdirildiğine ilişkin olduğu görülüyor.
ADD’nin yaklaşımı özetle şu düşüncede birleşiyor:
Terörün sona ermesi Türkiye için gerekli ve değerlidir; ancak bunun bedeli terör örgütünün siyasi meşruiyet kazanması, hukuk önünde eşitlik ilkesinin zedelenmesi, şehit ve gazilerin adalet duygusunun örselenmesi veya Cumhuriyetin üniter ulus devlet yapısının gelecekte tartışmaya açılması olmamalıdır.
Kanunu destekleyenler ise tam tersine, silahların tamamen bırakılması karşılığında oluşturulan koşullu hukuki mekanizmanın devletin yenilgisi değil, terör örgütünün tasfiyesinin hukuki sonucu olduğunu savunuyor.
Türkiye’nin önündeki gerçek tartışma belki de tam burada başlıyor:
Terörü bitirmek ile terörün siyasi sonuç üretmesini engellemek arasındaki çizgi nasıl korunacak?
ADD’nin Çerçeve Yasa’ya yönelttiği “hayır”ın arkasında, yalnızca bugünkü 12 maddelik kanuna yönelik itiraz değil; yüz yılı aşan Cumhuriyet birikiminin, üniter devlet yapısının, ortak yurttaşlık anlayışının ve Atatürk’ün kurduğu ulus devlet modelinin geleceğine ilişkin daha geniş bir kaygı bulunuyor.
Ve görünen o ki Çerçeve Yasa Meclis’ten geçmiş olsa da Türkiye’de asıl siyasi ve anayasal tartışma henüz yeni başlıyor.
Mersin Dergisi – Araştırma Haber



Eğitim-İş Çerçeve Yasaya Neden karşı? Sendikanın İtirazının Arkasında Ne Var?
ADD’nin Gözne Buluşmasına Sinan Meydan Damga Vurdu
Mustafa Hüsnü Bozkurt: “butlan Tartışmaları Asıl Gündemi Gölgeliyor”
Mersin Çevre Platformu’ndan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’ne Açık Çağrı
Lerzan Özgenç’ten Türk Dil Kurumunun 94. Yılı Mesajı: “ Türkçe, Ulusal Bağımsızlığımızın Temelidir”
Toroslar Alevi Kültür Derneği’nden Aşure Etkinliği
Mersin
Mersin
Yorumlar
Bu yazıya ilk yorumu siz yapın.