27 Mayıs’ın iki yüzü..

Fırsat bu fırsat, Tekadam rejiminin iktidar erkinin 27 Mayıs günü Yassıada’nın “Demokrasi ve özgürlükler adası” olarak açılışı ile yaşama geçirilen adımları kapsamında, Yüksek Adalet Divanı’nın Yassıada yargılamaları, Menderes başta üç idam, ağır cezalar, çok ağır hak-hukuk ihlalerinin bedellerinin geri dönüşü olamasa da, gerçekleriyle yüzleşmek, yaralarının sarılması kuşkusuz tarihten dersler çıkarma anlamında da çok önemli, değerli..

Elbette ülkenin çok partili yaşama geçişinde halkın çoğunluk oylarıyla iktidara gelmiş DP İktidarlarının, icraatlarıyla, anayasal, yasal sınırlarını tanımayarak, kamu erkini giderek haksız hukuksuz ele geçirmede attığı adımlarla, adı konulmamış sivil darbe hukuku icraatlarıyla da yüzleşebilmek, dersler çıkarabilmiş olmak koşuluyla..

27 Mayıs askeri darbesinin ürünleri madalyonunun, bir yüzünde Yassıda yargılamalarının ağır insan hakları ihlallerinin, diğer yüzünde ise 1961 Anayasası yasaları ile gelen, evrensel ölçekte de çok değerli, insan hakları, düşünce, sendikal, yaşamın her alanına dönük örgütlenme hakları ile, ükemizde yaşayanların tamamı için geçerli, çağdaş ölçeklerde en eşitlikçi, gelir adaletini de sağlamış düzenin yakalanmış olmasının bilincine, “Tadına” da varabilmek gerek..

***

Tadına” kavramını öylesine boşuna tırnak içine almadım.. Çünkü emperyal güç odaklarının, zengin kuzey dünyasının evrensel sömürü çarklarındaki paylaşım savaşlarında yaşanan iki büyük dünya paylaşım savaşlarının sonrasında küreselleşme çarkları, bir yandan bilimsel teknolojik devrimlerin araçlarıyla yapısal evrelerini çok hızlı yaşarken.. Kurtuluş, kuruluş savaşları destanlarıyla, Atatürk devrimleri, laik Cumhuriyet kazanımlarıyla her anlamda evrensel geçişlerin odağındaki Türkiye’nin her daim hedef tahtasında olması kaçınılmazdı.

İki kutuplu dünya, Soğuk Savaş dönemi “Eşitlikçi ama demokratik olamayan Sovyetler Bloku’nu” eşitlikçi olmayan koşullar yarışında zorlarken, Liberal Bloku, savaşlarda en az bedel ödemiş Amerika’yı haksız, çarpık yüceltmişti. AB ülkelerinde, insan hakları, demokrasiden yana paylaşımcı hem Marksist hem de Liberal ideolojilerin sentezi siyasetlerin dengelerinde, çağdaş özgürlükler sendikal haklar paylaşımında da önde yer alınmıştı.

Aksilik bu ya.. Biz 1961 Anayasası ileri yasaları ile, 1960 sonrası müthiş bir toplumsal patlama, örgütlü haklarla çağdaş yaşamı yakalamada uçuşu yaşarken, onlar tek kutuplu dünya düzeni sorunlarıyla, geriye çekilmelerle yüzleşiyorlardı. Özeti, evrensel çıkarlar içinde Türkiye’ye biçilmekte diretilen don, Türkiye’nin hızlı gelişimi ile ters düşmekteydi. Türkiye’nin geriye püskürtülmesinde Cumhuriyet kazanımları ile 27 Mayıs’ın rüzgârlarında yaşanan gelişmenin patlamaları birlikte hedef tahtasında olacaklardı..

***

Laik Cumhuriyet kazanımları, Atatürk devrimlerini hedef almış, tek partili dönemin iktidarlarının, İnönü’nün sağduyulu yol göstericiliğinde, siyasal İslamcı tepki ile beslenmiş DP iktidarlarına teslim projesi sorunsuz, demokrasiye açılım patlaması olarak yaşanmıştı. AB ülkelerinden çok Amerika’nın varlığı ağır basar. Kore, NATO üzerinden yaşananları uzatmadan, Menderes iktidarının sivil darbelerle tırmanışla bile yürüyemeyecek boyutlarda başarısızlığa düşmesi noktasında , 27 Mayıs darbesinde emperyal parmağı yok sayabilir miyiz?

***

Tek adam rejimi işin kolayında kendi çıkışı yolunda arayışlarda tarihten dersler çıkarmamış olarak, tarihle tek yanlı yüzleşme çabaları ile bu ülkenin seçmeninin sonsuza kadar uyutabileceğini mi varsayıyor? Yassıada ile yüzleşmek elbette yaşanacak.. 27 Mayıs Anayasası ile bu ülkenin tüm vatandaşları, yaşayanları için geçerli anayasal, yasalarla gelmiş çok değerli toplumsal kazanımların sonuçlarının da sağlıklı değerlendirilebilmeleri koşuluyla..

Tarihteki yaşanmış tüm sivil, askeri darbeler ile yüzleşmek gerekmiyor mu? Ödedikleri yüz kızartıcı çok ağır bedeller nedeniyle, “Yassıada ayıplarının toptan kaldırılması, benzeri askeri darbeler için ders verici de olabilir.” sonucuna bile varılabilir. Yeter ki 27 Mayıs Anayasası, yasaları sayesinde ülkemizde yaşanmış evrensel insan hakları kazanımlarının geriye püskürtülmesi adına, 12 Mart askeri darbesi, yetmez 12 Eylül darbesi gerçeklerini de görebilelim. 12 Mart’ta devrimci gençlik, işçiler, sol odaklı akıtılan kanların, işkencelerin bedellerini.. 12 Eylül darbesi ile, örgütlü hak arayabilen on binler, yüz binlerin üzerinden silindir gibi ezilip geçilmesi ile de yetinilmedi. Solun, toplumsal kazanımların topu için birden, cemaatler, siyasal İslam ağırlıklı, her tür çatışmacılık üzerinden, püskürtülmelerin ağları örüldü..

1961 Anayasası, Kurucu Meclis’te, darbe hukuku ile değil, örgütlerinden seçimle katılmış üyelerinin, demokratik tartışmalarla alınmış kararlarıyla oluşturulmuş, 27 Mayıs 1961’de yürürlüğe girmiş.. Çok sayıda anayasa hukukçumuzun katkılarıyla ilkeleri madde madde oylanmış metnin, anlaşılır hukuk dili, Türkçesi ile de yazılmasında görevlendirilmiş, savunulması savaşımında, ülkenin aydınlanmacılık yolunda hep öncülük yapmış, sevgili hocamız, en kıdemli yazarımız Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nu, bir kez daha saygı ve özlemle analım..,

Kaynak: Cumhuriyet