AKP’li Çelik’ten normalleşme süreciyle ilgili açıklama

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, ‘normalleşme süreci’ ile ilgili açıklamalarda bulundu.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, ‘normalleşme süreci’ ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Çelik’in açıklamalarından satır başları şöyle:

Rehavete kapılmamamız konusunda birbirimize daha çok telkinde bulunmamız gereken bir dönem.

Burada Türk siyasi tarihi açısından muhakkak kayıtlara geçmesi gereken bir olay yaşadık. Biliyorsunuz aylar evvel askeri bir bürokratın yüce meclise saldırmasıyla başladı bu süreç.

Seçilmiş Cumhurbaşkanının makamına milletin oyunu beğenmeyerek saray rejimi demeye başladılar. Bu saray rejimi tartışmasını çok uzun zamandır yapıyorlar.

Mesela Kıbrıs meselesinin çözümüyle ilgili bir mesele konuşursunuz bunu hemen rejim tartışmasına getirirler. Dolayısıyla bu bizim bildiğimiz mücadele ettiğimiz bir yöntemdir. Meclis iradesine saldırarak başlayan bu süreç daha sonrasında anti demokratik imalarda bulunarak devam etti.

‘Bu iktidar, seçimle ya da başka bir şekilde gidecek’ cümlesi bunun Türkiye tarihindeki anlamı bellidir, bu millete karşı silah çekmenin referansıdır. Maalesef bugün bunun halen bu cüretle yapılıyor oluşunun ne kadar teyakkuzda olmamız gerektiğini göstermektedir.

Şunu unutmayın temel kodlardan birisi, kim rejim tartışması açıyorsa muhakkak suretle zihninin arka planında Yassıada rejimini yeniden hayta geçirme stratejisi vardır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın akıbetinin de Menderes’in akıbeti gibi olacak demeye başladılar, bu nedir? Milli iradeye dönük bir suikast girişimidir. Niye sürekli olarak cunta çağrıları hep bir siyasi partinin içindeki siyasetçilerden geliyor? Dolayısıyla o siyasi parti içerisindeki demokrasiye bağlı arkadaşlarımızın da buna tepki vermesi gerekir.

Milletimizin iradesi bellidir, bir daha bu ülkede Yassıada rejimi hayata geçmeyecektir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi asla imha edilemeyecektir. 

– Libya’da milli menfaatlerimize uygun gelişmeler giderek artıyor, aynı şekilde bütün bu mücadele sırasında Doğu Akdeniz’de Yunanlıların kışkırtmalarına karşı gerekli girişimleri yapıyoruz hem de TSK kararlı duruşlarını sürdürüyorlar.

– İçimizde hastalıklı bir zihniyet adeta koronavirüs konusunda başarısız olalım diye her gün yalan yanlış rakamlar ifade ediyor, adeta ölü sayısı artsın gibisinden bir temenni siyaseti yürütüyorlar. Bunların içerisinde bilim adamı vasfı taşıyanların da olması son derece üzüntü verici bir tablodur.

– Önümüzdeki dönemde sosyal alandaki toparlanma, sağlık alanındaki toparlanmanın devam etmesi kadar esnafımıza vatandaşlarımıza verilen destekler de önemlidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu iade neticesinde şimdiye kadar verilen destekler 200 milyar liraya ulaşmıştır.

5 milyon 100 bin vatandaşımıza kaynak sunulmuştur.

535.249 esnafımıza 13 milyar liralık bir finansman desteği sunulmuştur.

– Şimdiye kadar 102 ülkeden 65 bin vatandaşımız getirildi.

DSÖ diyor ki, önümüzdeki en büyük kriz bir aşı üretildikten sonra bunun dünyaya nasıl dağıtılacağıdır. Dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi’nde olduğu gibi 5 ülkenin aldığı kararlarla yürütülebilecek bir süreç değildir. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi aşı dünyanın ortak malı olmalıdır.

Bizim Savunma Sanayi konusunda yaptığımız atılımlar konusu kadar gıda konusuna tarım konusuna eğileceğimiz bir döneme giriyoruz. Gıda konusunda da aynı şey konusudur, AB üyeleri birbirlerinin maskelerine el koydular, çaldılar. Dolayısıyla bütün bu konularda kendinize yeter hale gelmeniz yeni dünyada Türkiye’yi öne çıkaran unsurlardan olacaktır.

T3 Vakfı’na yapılan saldırılar da dikkat çekicidir. Geçmişte HÜRKUŞ’lara yapılan siyasi suikastlerin bugün de Milli Teknoloji Hamlesi çerçevesinde yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Özellikle İHA ve SİHA’ların oyun değiştirici olması çok derin bir rahatsızlık yarattı görüyoruz. Meclis çatısı altında vekil sıfatıyla bu şekilde duyduğu rahatsızlığı izah etmek mümkün değildir.

Ülkemizin geleceği için, özellikle bu koronavirüs döneminde aynı zamanda solunum cihazı üretimi konusundaki Türk mühendislerinin cevval yaklaşımlarıyla ortaya çıkan kapasiteyi son derece kıymetli bulduğumuzu ifade ediyoruz.