Anıl Çeçen”Post-Kemalizm Olmadı Ama Post-Emperyalizm Olabilir” « Mersin Dergisi

7 Aralık 2022 - 15:52
reklam

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN  

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN  

Çeyrek asırlık zorlamalara ve bu doğrultuda emperyalist baskı ve yönlendirmelere rağmen dünya bir türlü post-emperyalizm dönemine geçemedi. Yirminci yüzyılın son dönemi ile birlikte yirmi birinci yüzyılın ilk çeyrek yüzyıllık döneminde iki kutuplu eski dünya düzeni çökmüş ama bir türlü yeni dünya düzeni kurulamamıştır. Batının dünyasının önde gelen devlet merkezlerinde var olan ulus devletleri ortadan kaldırmaya yönelik yeni politikalar geliştirilirken, küresel emperyalizmin önde gelen temsilcileri hep birlikte ortak hareket etmişler ve bu doğrultuda el ve ağız birliği kurarak istemedikleri ya da ortadan kaldırılmasını istedikleri akımların başlarına post takısı ekleyerek, bunların geçmişte kaldığını gösteren ilaveler aracılığı ile, yeni yüzyılın başlarında bir çok kavramın başına post ekini getirerek, kendi ütopyaları doğrultusunda yeni bir yapılanmayı öne çıkarmaya çalışmışlardır. Bu tavır yüzünden dünya kamuoyu post-modernizm, post -nasyonalizm ve de post-kemalizm gibi yeni kavramlar ile tanışırken, yeryüzü gerçekliğinin bugünkü durumunu gösteren post-liberalizm, post-kapitalizm ve de post-emperyalizm gibi yeni kavramlar da emperyalizm işbirlikçisi bazı taşeron küreselciler tarafından dile getirilerek, dünya kamuoyunu kafa karışıklığına sürükleyecek bazı yeni girişimlerde zaman içinde gündeme gelmeye başlamıştır. Post eki normal olarak anlamı yenilenmek istenen kavram ya da düşüncelerin başına getirilirken, pre ya da pro ekleri de daha çok geride kalmış ya da öncü olarak kullanılmak istenen bazı kavramların başına getirilerek, uluslararası alandaki bazı yenilikler ya da değişimlerin ifade edilmesine çalışılmıştır. Yirminci yüzyılın eskiyen bazı akımları ya da oluşumları yenilenmek istendiği aşamada, latince kökeni ile yeniyi ifade eden bir neo eki eskiyen bazı kavramları yenilemek üzere devreye sokulmuştur.

Yeni yüzyılın ilk çeyrek asırlık dönemi sona ererken, post eki ile ifade edilmek istenen küresel dönüşümün yetersiz kalması noktasında, bu kez tek bir post ekinin yetmezliği karşısında bu kez değiştirilmek ya da kaldırılmak istenen kavramların ya da düşüncelerin başına ikinci bir post ilavesi getirilerek post-post kemalizm, ya da post-post sosyalizm gibi çift eklemeli takılar aracılığı ile, egemen çevrelerin işlerine gelen bir çizgide kamuoyu yönlendirmeler, düşünce saptırmaları aracılığı üzerinden dolaylı yollardan yapılmaya çalışılmaktadır. Ulus devletlere ve ulusal yapılanmalara açıkça karşı çıkan her türlü emperyalizm, her açıdan ulusalcılık ile mücadele ederken ve post- ulusalcı bir düzen arayışı içine girerken, doğal olarak Türkiye’deki ulus devlet ve ulusal toplum yapılanması ile de yakından ilgilenerek, ortaya post-kemalizm diye bir kavram sürmeye çaba göstermektedirler. Tekelci şirketler bütün dünyayı kendi kontrolları altında tutabilmek ve ekonomik piyasalar üzerinden tüm kıtaları yönetmek üzere ulus devlet düşmanlığı yaparak, bir ulus devleti ortadan kaldırmak amacıyla da Türk devletinin ulusal toplum yapısını parçalayacak düzeyde alt kimlikçiliği kaşıyarak ve de bölücülüğü kışkırtarak, bu gibi olumsuz durumları ortadan kaldıran Türk ulus devletini ve Kemalist Cumhuriyeti tasfiye etme doğrultusunda, önce post-kemalizm kavramını düşünce ortamına getirmişler, böylesine bir kavramın yardımı ile hedeflerine ulaşamayan emperyalist çevreler daha sonraki aşamada yeni bir geçiş dönemini öne çıkarmak doğrultusunda ikinci bir post eki ile post-post-Kemalizm akımını dile getirerek, yola devam etmek istemişler ama post-Kemalizm kavramı üzerinden Türkiye Cumhuriyetinin Kemalist rejimini ortadan kaldıramadıkları için, post-post- Kemalizm aşamasına geçilememiştir. Aksine siyasal gelişmelerin birbirini izlemesi üzerine, yok edilmek istenen Kemalist rejiminin, gelişmeler karşısında daha da güçlendiği ve bu yeni yapılanması ile de her türlü siyasal saldırılara karşı çıkarak, kendisini güçlü bir biçimde koruduğu görülmüştür. Post-Kemalistler hedeflerinin tümüyle tersi bir duruma Kemalist rejiminin yıkılmaz karşı çıkışıyla sürüklenmişlerdir.

Kemalizm bir akım olarak, yirminci yüzyılın başlarında Türklerin var olma savaşı anlamında ulusal kurtuluş mücadelesine kalkışması aşamasında ortaya çıkmış, emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşını veren Türkler Atatürk’ün yolundan giderek çağdaş bir cumhuriyet rejimine sahip olmuşlardır. Birinci dünya savaşı sırasında imparatorluklar çökerken ve bunlardan sonra tarih sahnesine ulusal kurtuluş savaşları arasından çıkan bir Türk kurtuluş savaşı damgasını vururken, gündeme gelen Kemalizm düzeni Kemalist devlet yapılanmasıyla sonuçlanırken, Türk ulusu dünyanın tam ortasında yer alan bir merkezi konumuyla dünya sahnesine yeni bir devlet olarak çıkma şansını elde etmiştir. İmparatorluklardan ulus devletlere geçilirken emperyalizm tüm devlet yapılanmalarını yıkmaya doğru adım atmış ama tam bu aşamada tarih sahnesine Türk ulusu olarak çıkan eski Osmanlı ahalisi, bir var olma savaşına girişerek, emperyalist devletlerin projelerinin öne çıkmasını önlemiştir. Kemalizm böylesine bir sürecin sonucunda Türklerin kazanılmış haklarının ideolojisi olarak devreye girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti böylesine tarihsel bir oluşum olarak yeni dünya düzeninde ortaya çıkarken, tüm emperyalist plan ve projelere karşı durarak bunların gerçekleştirilmesini önlemiştir. İşte şimdi aradan bir yüzyıl geçtikten sonra emperyalist devletler yüzyıllık parantezi kapatmak üzere, Kemalist devlet düzenine saldırmaktadırlar. Yüz yıllık bir dönemi dünya dengeleri açısından normal gören emperyal güçler, yeni bir dünya düzeni kurmak üzere yola çıkarken, merkezi coğrafyanın kilit ülkesi olarak Türk devletini kendileri açısından yok edilmesi gereken başlıca ana hedef olarak gördüklerini de açıkça ortaya koymaktan çekinmemektedirler. Birinci dünya savaşı sonrasında yer küreye yeni bir düzen kurulurken, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti harita üzerinde şekillenmeye başlamış ve aradan geçen yüz yıllık süreç sonunda, Türk devleti bugünkü yapısını ve modelini koruyarak bir asırlık dönemini başarıyla tamamlamıştır.

Post-Kemalizm kavramı, modern zamanların ürünü olarak ortaya çıkarken, modernizmin bir ürünü olan Kemalizm, emperyal merkezler tarafından hazırlanarak öne çıkarılan post ya da post-post tanımlamalarıyla kullanılmaya başlanmış ve böylece yeni bir ortaçağ özlemi gerçekleştirilirken modern çağlar geride bırakılmaya çalışılmıştır. Modern çağlar orta çağ sonrasında ortaya çıkarken ve emperyalistler modern dünya düzenini ortadan kaldırmaya çalışırken, modernizm öncesinde var olan ortaçağ arayışlarını canlandırarak, hızlı bir biçimde daha eski dönemlere doğru bir yöneliş yeni orta çağ arayışları olarak gündeme getirilmiştir. Dünyanın her bölgesinde modernite öncesinde yerel kültürel ve siyasal değerler ortaçağ uzantısı bir biçimde varlıklarını sürdürürken, modernleşme eğilimleri dünyayı değiştirerek geçmişten gelen dünya düzenini ortadan kaldırmıştır. Osmanlı imparatorluğu böylesine bir dönüşüm süreci içinde ortadan kaldırılmıştır. Bugün gelinen yeni aşamada ise bu kez dünyaya yeniden egemen olan emperyal güçlerin çıkarları doğrultusunda, bu kez modernizm ortadan kaldırılarak yerine yerel yapılanmaların getirileceği bir orta çağ düzeni modernizm yapılanması kaldırılarak getirilmeye çalışılmaktadır. Yerel kültür ve siyasetin geçerli olduğu eski orta çağ düzeni geri getirilmek istenirken, bugünkü modern dünya ortadan kaldırılmak istenmekte ve köyler ile kentler üzerinden yeni bir yerelleşme dalgası tırmandırılarak, yeni yüzyılın başlarında gerçekleşmiş olan ulus devletlerin egemenlik düzenlerine son verilmek istenmektedir. Modern devletlerin dönüştürücü karakteriyle öne çıkan modern dünya düzeni modern çağlar ötesinde yeni bir yapılanmaya doğru zorlanırken, kasıtlı olarak yerelleşmeler üzerinden ulus devletlerin ve ulusal toplumların devre dışı bıraktırılması için çaba sarf edilmektedir. Dünya toplumlarını günümüzün çağdaş devletleri haline getiren modernizmin insanlığı güçlendiren ve bilimin verileriyle devrim yapmasına giden yolları açan ilerletici ve geliştirici yönleri görmezden gelinerek, modernizm düşmanlığı önce post-modernizm kavramı ile, daha sonraki aşamalarda ise tam anlamıyla bir saldırganlık görünümü çerçevesinde post-post Kemalizm kavramı üzerinden devreye sokulmaya çalışılmıştır. Yirmi birinci yüzyıla giriş ile birlikte başlatılan ulus devlet düşmanlığı bu yüzyılın içinde ilerlerken post modernizm akımı ile başlamış ve halen post-post-Kemalizm kavramı ile sürdürülmektedir.

Merkezi coğrafyanın geleceği için Büyük Orta Doğu, Büyük İsrail ve de Yakın Doğu projelerini yeni yüzyılın başlarında öne çıkartan Atlantikçi ve Siyonist emperyalistler, Türkiye’nin siyasal rejimini sürekli olarak vesayetçilikle suçlamışlar ve Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail projelerine geçebilmek için her anlamda orta çağ devlet düzenini gündeme getirecek geriye doğru adımların atılmasına giden yolda çalışmalarını tırmandırarak sürdürmüşlerdir. Çağdaş dünya yapılanmasının gündeme getirdiği ulus devletler modeli orta dünyada varlığını sürdürürken, Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail gibi bölgesel projelerin dayatılmasıyla birlikte yerelleşmeler üzerinden, köyler ve kentler öne çıkartılarak daha küçük siyasal yaşam düzenleri aracılığı ile büyük ulus devlet yapılanmaları devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır. Yavaş yavaş öne çıkarılan post-Kemalizm söylemi, vesayetçi düzen suçlamaları ile güçlendirilerek tırmandırılmaya çalışılmıştır. Emperyalizme karşı direniş için kurulmuş olan İttihat ve Terakki örgütü ile başlatılan antiemperyalist direnişin daha sonraki aşamada örgütlenen bir ulusal kurtuluş savaşı olarak Kuvva-yı Milliye karşı çıkışı ile sürdürülmesi, merkezi alanı işgal için gelen batılı emperyalistlerin hegemonya saldırılarını sonuçsuz bırakmıştır. İttihat ve Terakki ile birleşmenin önemini, Kuvayı Milliye hareketi ile de özgürlük ve bağımsızlığın anlamını kavrayan Anadolu halkı, gelişmiş batılı ülkelerde kurulduğu gibi, çağdaş bir ulus devleti Misakı Milli sınırları içerisinde kurarak ve bir yüzyıl boyunca yaşatarak, ülkede modernleşme devrimini tamamlamışlardır. Avrupa kıtasının yanı başında kurulan çağdaş ulus devleti, yanlış kurulmuş bir cumhuriyet biçiminde kötüleyerek tanımazdan gelmeye çaba göstermişlerdir. Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden Türkiye’nin yanlış bir cumhuriyet olarak kurulduğunu karara bağlamasını sağlayan emperyalistler, bu doğrultuda Türk devletini geride bırakacak bir düzeyde Post-Kemalizm suçlaması yapmaya devam etmişlerdir. Cumhuriyetin kuruluş dönemini ele alarak saldıran emperyalistler daha sonraki aşamada kurulan ulus devlete karşı düşmanlık ile, modern Türkiye’yi çağdışı bir ortaçağ yapılanmasına Arap devletlerinde olduğu gibi yönlendirmeye çaba göstermişlerdir. Moderleşmenin öncüsü olan batılı ülkelerin kendilerinin dışındaki bir bölgede emperyalizmin ve Siyonizmin çıkarları için modernleşmenin tam tersi çizgide yeni ortaçağ düzeni oluşturmak için Post-Kemalizm baskısı uygulaması, her açıdan dünya düzenini bozan bir sahneyi orta alanda öne çıkarmıştır.

Dünyanın tam ortasında, orta çağ sonrasında kurulmuş olan imparatorluğun çöküşü üzerine modernleşme akımları da devreye girerek, Avrupa tipi bir ulus devlet yapılanmasını zaman içinde gerçekleştirmişlerdir. Çağdaş cumhuriyet devletinin kurucusu Mustafa Kemal’in adı ile anılan devrimler dönemi, Kemalizm adı altında siyasal bir model olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Ulusal kurtuluş sonrasında devrimler dönemi Kemalist Cumhuriyet olarak adlandırılırken, Atatürk sonrası dönemde kurulmuş olan yeni siyasal düzenin tam anlamıyla oturmuş bir siyasal düzenleme aşamasına gelmesi için de yoğun çalışmalar yürütülmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu sonrasında başlayan Atatürk ve Kemalizm karşıtlığı zaman içinde düşmanlığa dönüşmüş, Sovyetler Birliğinin çöküşü sonrasında da Post Sovyetizm ile birlikte Post-Kemalizm devreye sokularak, sosyalist sistem ile birlikte Kemalist devlet düzeni de tasfiye edilmek istenmiştir. Bu aşamada, Türk devletini son komünist devlet olarak suçlayan cahil kişiler, ya da dünya bankasının kontrolündeki bazı politikacılar uzaktan kumandalı manüplasyonlar aracılığı ile Türkiye’de başbakanlık makamına getirilerek, çağdaş ulus devletin dış müdahaleler aracılığı ile çökertilmesine çalışılmıştır. Türkiye aleyhindeki bütün bu girişimler Post-Kemalizm adına Türk ulusuna karşı yürütülürken, Atatürk cumhuriyeti sürekli olarak vesayetçilik ile suçlanarak saldırıların önü açılmaya çalışılıyordu. Atatürk saldırıları Kemalizm düşmanlığına dönüşürken, Kemalist cumhuriyet sonrası için bölgesel emperyal planlar yavaş yavaş devreye giriyordu. En sağdan en sola kadar siyasetin her çizgisindeki siyasal merkezler Osmanlı devleti sonrasında Atatürk’ün kurduğu ulusal merkezi devleti kabul etmezken, bunu yıkmak üzere giderek tırmanan karşıt güçler Post-Kemalist politikaları geliştirerek, uygulama alanında her açıdan etkinlik sağlamaya çalışıyorlardı. Atatürk karşıtları Post-Kemalist bir ittifaka girerken, Türk devleti de bu aşamada toparlanabilmenin çabası içine giriyordu.

Batı dünyası ile geliştirilen siyasal ilişkiler çerçevesinde Türkiye’de de çağdaş anlamda bir demokrasi düşe kalka kurulurken, batı ülkelerinde gelişmiş olan bütün siyasal akımların yavaş yavaş Türkiye’de de devreye girdiği ve zamanla çok partili bir demokratik cumhuriyet uygulamasına doğru adımların atıldığı anlaşılmıştır. İslam dünyasının ortasında laik bir devlet kurmanın zorlukları ile yeni rejim boğuşurken, Kemalist rejim laiklik konusunda sıkı bir savunma içine girince, ülkede var olan dini tarikatlar ve diğer cemaatler tam anlamıyla özgür olabilmenin mücadelesi içinde Kemalizm ile tam bir hesaplaşma sürecine kalkışmışlardır. Orta çağ döneminde ya da Osmanlı devletinde olduğu gibi her açıdan din alanında özgürlüklerin tanınması esas kabul edilerek, Kemalizm’in oluşturduğu çağdaş cumhuriyet modelinin uygulama alanına getirilmesine, dini topluluklar sonuna kadar direnerek, siyasal anlamda toplu karşı çıkışları gerçekleştirmişlerdir. Böylesine bir çıkış ile başlayan dinci anti-Kemalizm, Post-Kemalizm akımlarının önünü açarak bugünkü anti-Kemalist ittifakın siyasal alanda öne çıkışına giden yolu açmıştır. Kemalizm akımına ve getirdiği kamu düzenine karşı her zaman anti-Kemalizm direnmiştir. Ayrıca Osmanlı devletinin son döneminde Balkan yarımadasındaki Balkanizasyon yapılanmalarının, Anadolu topraklarına taşınması noktasındaki alt kimlikçilik ya da kavimcilik gibi ayrılıkçı girişimlere yönelen bölücülük hareketleri de bazı İslamcı akımlar ile yakınlıklar kurarak anti-Kemalist çizgide birlikteliği sağlamışlardır. Sovyetler Birliği döneminde genç Türk devleti devletçilik akımına yönelirken, batı Avrupa etkisiyle Türkiye’de liberal hareketler gelişince, bu gruplar da devletçilik karşıtlığı üzerinden örgütlenerek liberal partiler ya da örgütler oluşturmuşlardır. Kemalizm karşıtlığında liberaller de bölücüler ve İslamcılar gibi Atatürk karşıtlığında bir araya gelmişlerdir. Küreselleşme döneminde ulus devletin tasfiyesi asıl hedef olarak seçildiğinden, ulus devlet yapılanmasına karşıt bir çizgide Kemalizm karşıtı kimlikçi gruplar bir araya gelmişlerdir. Anti-Kemalist ittifakın gerçekleşmesi sonrasında Türkiye’de Post-Kemalizm’e yöneliş başlamıştır. Atatürk rejiminden kurtulmak isteyenler, bu devletin kurucusunu hedef alarak Post-Kemalizm adıyla belirledikleri Atatürk karşıtlığını, daha rahat koşullarda sürdürmeye başlamışlardır.

Yeni dönemde iş adamları ile tarikat hocaları ya da alt kimlikli grupların temsilcileri zaman zaman bir araya gelerek Post-Kemalizm doğrultusunda, Türk devletini ve ulusunu Kemalizm’den uzak tutmak üzere yeni planlar ve programlar belirleyerek hareket etmişlerdir. İş adamı dernekleri laikliğin sınırlanmasını isterken, bölücü alt grupların temsilcileri de etnik ve dinsel alt kimlikler için daha geniş özgürlük talep ediyorlar, liberal çizgide politika yapanlar da batının en gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi en üst düzeyde hak ve özgürlük isteyerek, Kemalist devletin elini kolunu bağlayacak önerilerde bulunuyorlardı. Emperyalist devletlerin yabancı gizli servisleri bütün ülkelerde devlet ve rejim karşıtı hareketleri yakından izleyerek kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirirken, var olan ulus devletlerin üniter yapıları bozulmakta, yerel alt kimlikçi siyasal yapılar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlarken ülkenin birliği ve bütünlüğü büyük çapta sarsıntılar geçirebilmektedir. Bu gibi inişli çıkışlı düzensiz dönemler var olan devletin kamu düzenini bozarken, devletlerin siyasal rejimlerinin de çöküşüne ya da ortadan kalkmasına neden olabilmektedir. Emperyalist batı ülkelerine yakın bir çizgide yolunu bulmaya çalışan Türk devleti, onların dış müdahaleleri yüzünden birçok siyasal kriz ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu yüzden de zaman zaman gene batı destekli askeri hareket, ya da yönetim istekleri ile birçok cephe de ve konularda yüz yüze gelinmektedir. Bu yüzden Atatürk Cumhuriyeti hem anti-Kemalist saldırılar ile hem de askeri darbe senaryoları ile karşı karşıya kalmaktadır. Böyle bir durumun günümüz koşullarında da söz konusu olabilmesi nedeniyle, Türkiye tam anlamıyla batı tipi bir demokratik rejime her açıdan sahip olamamıştır. Ayrıca anti-Kemalist dayanışma ve ittifakların ülkenin birliğini tehdit etmesi de dikkate alınarak, Post-Kemalizm girişimlerinin ülkenin bitişi ya da çökertilmesi noktasında son müdahaleleri yerine getirdikleri görülebilmektedir. Post-Kemalizm çizgisinde giden ülkenin önde gelen iş adamı derneklerinin kurdukları Yeni Demokrasi Partisi seçimlerde yüzde bir bile oy alamadığı için, onlar da ikinci cumhuriyetçi olarak neo-liberal politikaları Atatürk’ün devletçilik siyasetine karşıt bir biçimde geliştirme yolunu denemişlerdir.

Post-Kemalizm akımı Kemalist düzeni ortadan kaldırmak doğrultusundaki politikalar çizgisinde bugünün koşullarında siyasete soyunurken, bu hareketi destekleyenler Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık geçmişini her yönü ile ele alarak değerlendirmeye kalkışmaktadırlar. Post-Kemalizm değişik alanlarda öne çıkan siyasal kadrolar ile bir akım olarak örgütlenirken, geçmişten gelen Atatürk karşıtlığı ya da Kemalizm’e eleştirel bakış açısı ile devleti kuran siyasal çizgiye karşı bir alternatif arayışı içinde olmuşlardır. Türkiye’nin demokratikleşmesi çizgisinde geçmişten gelen çizgi giderek yetersiz kalmıştır. Eşitlikçi ve özgürlükçü bir bakış açısı ile Kemalizm’in durumunu her koşul altında irdeleyen Post-Kemalizm akımı, ülkede her zaman için batı tipi bir demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi ihtimaline önem vererek, bunun getireceği veriler doğrultusunda demokratikleşme olgusunun geleceğini tartışmaktadır. Post-Kemalizm’in birbirinden farklı kesimlerin birikimleriyle öne çıkması, ülkede bir eleştiri ortamı yaratarak geleceğin kurgulanması açısından önemli ölçülerde katkılar sağlamıştır. Ne var ki, Atatürk eleştirilerinin ötesine giderek çok katı ve uzlaşmasız bir tavır içerisinde konuya bakıldığı zaman, Türk devletinin demokratikleşmesinde gerekli olan eleştiri düzeyinin ülke gerçekleri doğrultusunda yararlı olabilmesi için her aşamada gözden geçirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği dışında kaldıkça, batı tipi demokratik rejimlerden uzaklaşarak Asya tipi otoriter rejimler çizgisine doğru yeniden yol almaktadır. Batı tipi ülkelerde görülen demokratikleşme süreci dışında kalan her ülkede olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nde de otoriter siyasal rejimlerin bugün kendiliğinden devreye girerek, siyasal dengelerin yeniden oluşturulmasına katkıda bulunduğu söylenebilmektedir. Batı tipi demokrasilerde görülen siyasal kurumların tam anlamıyla devreye girmemesi gibi olumsuz durumlarda, Türkiye devleti kendi varlığı açısından gerekli olacak adımları atarak gerekli olan önlemleri almak zorunda kalmaktadır.

Yirminci yüzyılın son genel seçimlerine ayrı bir parti olarak giren Yeni Demokrasi Hareketi yüzde bir oy alamayarak Türk halkı ile ters düştüğü aşamada işadamlarıyla bütünleşen kapitalist çevreler kendilerine yeni bir çizgi yaratmak için çabalarken, batıcı liberal aydınların ortaya çıkardığı ve anti-Kemalist ittifakın desteklediği bir Post-Kemalist oluşum, Türkiye’de beklenen dönüşümün gerçekleşmesi umuduyla egemen güçler tarafından desteklenmiş ama bir türlü istenen sonuçlar elde edilememiştir. Küresel sermaye ile son dönemde birleşerek bütünleşme yolunda ilerleyen ulusal sermaye gücünün de batı ülkelerinin desteklemeleri doğrultusunda Post-Kemalist yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalıştığı çeşitli aşamalarda gündeme gelmiştir. Yeni demokrasi kavramına sarılarak geliştirilmek istenen küreselci emperyalizm akımı, ulus devletin sınırlamalarından çekindiği için Post-Kemalizm başlığı altında var olan siyasal rejimin değişim ve dönüşümüne giden yolda etkinliklerini devam ettirebilmek çizgisinde hareket ederek, çeşitli alternatifler üzerinde durabilmektedir. Özellikle kapitalist Yeni Demokrasi kavramı altında geliştirilen Post-Kemalist yaklaşımlar, ülkeye yönelen hegemonya düzenini gerçekleştirmek ve bunu gelecekte de devamlı kılmak açısından sağ kanatta otantik bir anlamda reformcu olabilecek düzeyde ve otoriter tek adam yönetimine doğru yönelme yaklaşımı kendiliğinden devreye girmiştir. Kemalist ve anti-Kemalist toplum kesimlerinde böylesine gel-git oluşumları yaşanırken reformculuk, devrimcilik ve de yenilik arayışlarının fazlasıyla toplumsal düzeyde yaygınlık kazandığı görülmektedir. Ülke içinde siyasal rejimin ortaya çıkardığı ulusalcı aydınlar ve siyasetçilerin, alt kimlikçilik yaparak Kemalizm akımına uzak durmaları yüzünden, Post-Kemalizm akımının geliştirilmesi gene anti-Kemalist ittifakın ilgi alanı içinde kalmıştır. İslamcı kesimler liberal tezlerden bu aşamada fazlasıyla yararlanırken, bölücü ve etnik kadrolar da gene bu duruma benzer bir biçimde neo-liberal yaklaşımların etkisi altında hareket ederek, Post-Kemalizm’in daha hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesine katkı sağlamıştır. İkinci cumhuriyetçilerin modernizm çıkmazından kurtulabilmek için çoğul modernlikler ya da alternatif modernleşme yönelişleri gibi yeni yaklaşımları, Post-Kemalizm gibi geliştirmeye çalıştıkları son dönemde ortaya çıkmıştır. Ülkede ılımlı din anlayışına sahip olan yeni bir iktidarın işbaşına gelmesiyle birlikte, kendilerini demokrat olarak ilan eden eski milli görüşçülerin de yenilikçilik tavrı ile Post-Kemalizm’e yöneldikleri görülmüştür.

Çoğul modernlikler, dinsel milliyetçilikler ve bu doğrultuda gündeme getirilen özcü medeniyetçilikler, liberal kesimlerin geliştirdiği ikinci cumhuriyetçiliğin dayanak noktaları olarak öne çıkarken, dinci kesimlerin liberal akımlarla neredeyse bir arada olma aşamasına geldiğini ortaya koymuştur. Liberal düşüncelerin cumhuriyetin kuruluşu ve yönetim modeli üzerine yoğunlaşması üzerine, Türkiye’deki rejim tartışmaları daha da sertleşerek içinden çıkılmaz bir duruma gelmiştir. Bu aşamada var olan Kemalist rejim her yönü ile saldırı ve eleştiri karşısında hedef tahtasına konularak acımasız bir çizgide Türk ulusunun gözünden düşürülmeye çalışılmıştır. İktidara gelen İslamcı partinin ilk on yıllık dönemde ılımlı bir yol izlemesi sonucunda, iktidara bir türlü gelemeyen milliyetçiler ile dinciler arasında milliyetçi toplum kesimleri ile bir dayanışma dönemi gündeme gelmiş ve bu iki çizginin iş birliğine dayanan bir siyasal ittifak oluşturularak, son on yıllık dönemde Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetilmesi çizgisinde devreye sokulduğu görülmüştür. Dinci partinin siyasetlerine fazlasıyla karşı çıkan ve zaman zaman ağır muhalefet yapan milliyetçi partinin, muhalefetten uzaklaşarak ılımlı İslam iktidarına yakın durması nedeniyle, ülke içindeki günlük politikalar oluşturulurken ulusalcı çizgiden uzaklaşma eğilimleri öne çıkmıştır. Küreselci emperyalizmin baskıları karşısında Türkiye’yi yönetemez bir duruma sürüklenen ılımlı İslamcı siyaset, milliyetçilerle yeni bir siyasal ittifaka girişerek ulusalcı muhalefetten ve baskılarından kurtulmuştur. Böylece ulusalcılığın baskılarından kurtulan ılımlı İslamcı hareket ulus devletin kurucusu ulusal önder Atatürk’e karşı mesafeli tutumunu daha rahat sürdürürken, batı blokunun baskıları ile dayatılan liberalizme daha yakınlaşırken, Post-Kemalizm eleştirileri giderek artmıştır. Devlet yönetiminde dinin etki ve baskıları arttıkça Atatürk modeli ulus devlet ile Kemalizm uygulamalarından zaman içinde uzaklaşılma çizgisi daha da derinleşmiştir. Post-Kemalistler bu durumda eleştiri ve saldırılarını daha da artırmak çizgisinde, bu kez de Post-Post Kemalizm sloganına sahip çıkarak batı emperyalizminin çıkarları doğrultusundaki siyasal girişimlerini tırmandırmışlardır.

12 Eylül askeri rejimini gerçekleştiren NATO örgütü, Türkiye’nin Kemalist rejimini daha çok batının etkisi altına sokabilme doğrultusunda, o dönemin askeri cuntası bir yönü ile tamamen sağ tandanslı bir askeri yönetime yöneliyor ve gelecekte Türkiye’nin Avrupa-Asya kıtalarındaki merkezi oluşumlara kaymaması için de ABD-İsrail ikilisinin kontrolu altında Türk-İslam sentezi adıyla anılan bir yarı askeri yöntemi, öncü bir Nato rejimi olarak devreye sokuyordu. Bu rejim on yıllık bir zaman dilimini doldururken bu sefer her gün sabahtan akşama kadar Kemalizm konuşuluyor ve kullanılıyordu ama tartışması kontrol altındaki medya aracılığı ile önleniyordu. Atatürk dönemini yoğun bir eleştiri altında tutan Post-Kemalistler, ABD-İsrail ikilisinin gündeme getirttiği 12 Eylül askeri hareketini eleştirmiyorlar, geçmiş dönemlerde dile getirdikleri hiçbir rejim saldırısını askeri baskı döneminde dile getirmiyorlardı. Atatürk ve tek parti dönemini her fırsatta tenkitten uzak durmayan Atlantikçi-Siyonist ittifakı NATO yönetimi altında eskiden kullandıkları Post-Kemalizm söyleminden hiç bahsetmeyerek, Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi, her türlü Atatürk saldırısı ve eleştirisine açık bir biçimde yola devam ederken, sabahtan akşama kadar Atatürk adı kullanılarak sürdürülen NATO’cu hareket zamanında her nedense Post-Kemalizm söylemlerinden uzak durularak, sağcı bir Atatürkçülük icat edilerek, gerçek anlamda antiemperyalist ve sol içerikli bir siyasal akım olan Kemalizm doğuştan gelen sol çizgisinden uzaklaştırılarak Amerikancı bir Türk-İslam sentezi çizgisine doğru yönlendiriliyordu. Antiemperyalist, halkçı, toplumcu, cumhuriyetçi ve bağımsızlıkçı bir akım olan Kemalizm’in yeni dönemde, sermaye ve burjuvazinin çıkarları doğrultusunda sağcı bir otoriter yönetim modeli olarak gösterilmeye çalışılması, Türk devleti ile Türk ulusunu derinden yaralamıştır. Atatürk’ün kurduğu ulus devleti halkçı cumhuriyetçilikle bütünleştirerek bir sol Kemalizm akımını öncü bir çizgide yaratmaya çalışırken, batı emperyalizminin Post-Kemalizm adına oluşturdukları bir siyasal rüzgâr ile antiemperyalizmin Türkiye’deki dayanak noktası olan Kemalist siyasal rejimin tasfiye edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. 12 Eylül rejiminin sağcı Atatürkçülüğü, Post-Kemalizm tartışması yaratarak ve Kemalist rejimin gerçek temellerini sarsarak tasfiyeye giden yolu açmıştır.

Batının önde gelen devletlerinde her aydın devam etmesini istediği siyasal akımların başına Neo eki getirerek savunduğu çizgilere yeni bir yapılanma getirirken, karşı çıktıkları, istemedikleri ya da kaldırmaya çalıştıkları akımların başına da Post ekini getirmektedirler. Bugün Türkiye’de Neo-Kemalizm değil ama açıkça Post -Kemalizm konusu tartışılmakta, bu akım ile ikinci cumhuriyetçilerin önünün kesilemediği düzeyde ise, bir Post eki daha getirilerek derinlemesine bir eleştirel bakış açısı öne çıkarılmaya çalışılmıştır. İkinci dünya savaşı sonrasında Orta Doğu bölgesine ABD’nin ve NATO’nun gelmesiyle birlikte İsrail’in kurulması yepyeni bir durum yarattığı için geçmişten gelen eleştirel bakış açısıyla Kemalizm’i tartışmak yeterli olmamış, Atlantikçiler ile Siyonistlerin bölgeye gelmeleri sonrasında, var olan devlet düzenleri ortadan kaldırılmaya çalışıldığı için, Amerikancı liberal ikinci cumhuriyetçiler için Post-Kemalizm saldırıları başlatılmış ve bu tutum Atatürk Cumhuriyetinin tasfiyesi işleminde yeterli olmadığı noktada buna ikinci bir post daha ekleyerek, Post-Post-Kemalizm söylemi ile Büyük Orta Doğu ve Büyük İsrail projelerinin önü açılmak istenmektedir. Türkiye’de devlet düşmanlığı ile Atatürk karşıtlığı bir arada ele alındığı zaman, Atlantik emperyalizmi ile Siyonizmin bir araya gelen isteklerinin devlete ve topluma empoze edilmeye başlandığı görülmekte ve bu aşamada Post-Post Kemalizm siyasal emperyalizmin bir uzantısı olarak ağırlık kazanarak öne geçmektedir. Sağ Kemalizm’den Post-Post Kemalizm’e geçiş bir hazırlık aşamasından sonra gündeme getirilmiştir.12 Eylül rejimi Atatürk çizgisini bozarak ve halka düşman bir çizgide otoriter bir rejime dönüştürerek, Türk ulusunu kurtarıcısına karşı bir çizgiye çekmiştir. ABD-İsrail ikilisinin çıkarları doğrultusunda Türk halkını karşısına alarak, emperyalist projeleri hem ülkeye hem de bölgeye karşı planlı bir biçimde dışarıdan yönlendirilen siyasal girişimler, merkezi coğrafyada hem Türkiye’nin hem de Türk ulusunun tasfiye edilmesine giden yolları açmıştır. Reel politik koşullar açısından Post-Post-Kemalizm Türk halkının ve devletinin bölge ülkelerine ve halklarına karşı “Allaha ısmarladık “demesi ile aynı anlama gelmektedir.

Yirminci yüzyılın başlarında merkezi coğrafyanın tam ortasında bir Türk devleti cumhuriyet rejimi altında kurulduğu için daha sonraki dönemde gündeme gelen siyasal gelişmeler bölge ülke ve halkları ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusunun da varlığını yakından ilgilendirmektedir. Kemalizm Türk devletinin ve ulusunun tarih sahnesine çıkmasının bağımsızlıkçı ideolojisi olarak gündeme gelirken, bu duruma karşı çıkan güçler batının önde gelen emperyal orduları idi. Bu açıdan Türkiye’nin varlığı ve bağımsızlığı Kemalizm-Emperyalizm çatışmasının sonucudur. Emperyalizmin işbirlikçisi ya da temsilcisi kişi ve kuruluşlar cep ve göbek bağlantıları nedeniyle emperyalizmin şarkılarını dile getirirken, Türk ulusu yeniden Kuvay-ı Milliye mücadelesinin marşları ile karşı koymak zorunda kalacaktır. Emperyalizmin çıkarları çizgisinde hiçbir devlet ya da toplum yok olmayı kabul edemeyeceği için Post-Kemalizm bugüne kadar olmamıştır ve gelecekte de olmayacaktır. Post-Kemalizm gerçekleştirilemediği için Kemalizm halen vardır ve Atatürk’ün çizdiği yönde yoluna devam etmektedir. Post-Kemalizm ile Kemalizm’i ortadan kaldırmak isteyenlerin başarısızlığı yüzünden onların arkasındaki emperyalizm saldırganlığı devam etmektedir. Küreselleşmenin yansımaları sayesinde emperyalizm bugün dünyanın her ülkesinde etkinliğini sürdürmektedir. Ne var ki, ulus devletlerin de bu doğrultuda almış olduğu tedbirler ile uluslararası dayanışmalar ile bölgesel paktların kurularak harekete geçmesi, emperyalizmin işlerini zorlaştırmaktadır. Emperyalizm Post-Post’culuk oynayarak Kemalizm’i yıkamamıştır ama mazlum halkların temsilcisi olarak hareket eden Türk ulusunun vermiş olduğu ulusal kurtuluş savaşı sonucunda elde edilen zafer dünya halklarına sonradan örnek olunca, bugün Birleşmiş Milletler çatısı altında iki yüzden fazla ulus devlet emperyalizme karşı uluslararası alanda karşı çıkarak direnmektedir. Böylesine bir direnişin güçlenerek devam etmesi sayesinde, Post-Kemalizm gerçekleşememiş ve Atatürk’ün ulus devleti bu nedenle yoluna devam etmektedir. Ulus devletlerin varlıklarını ve bağımsızlıklarını korumaları sayesinde, Post-Post emperyalizm dönemine doğru gelişmeler hızlanabilir ve tüm ulusların ve devletlerin baş ağrısı olan emperyalizm, evrensel barış ortamının sağlanmasıyla önlenebilir ve zamanla yok olabilir.

07 Kasım 2022 - 4:51

72 views

Anıl Çeçen”Post-Kemalizm Olmadı Ama Post-Emperyalizm Olabilir”

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN   Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN   Çeyrek asırlık zorlamalara ve bu doğrultuda emperyalist baskı ve yönlendirmelere rağmen dünya bir türlü post-emperyalizm dönemine geçemedi. Yirminci yüzyılın son dönemi ile birlikte yirmi birinci yüzyılın ilk çeyrek yüzyıllık döneminde iki kutuplu eski dünya düzeni çökmüş ama bir türlü yeni dünya düzeni kurulamamıştır. Batının dünyasının […]

reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam